2030 yılında insanlığın yaşamı nasıl olacak?

Erdal Musoğlu Y
2030 yılında insanlığın yaşamı nasıl olacak?

Sapiens, Homo Deus ve Nexus kitaplarının yazarı Prof. Yuval Noah Harari’nin, yapay zekanın ve diğer teknolojilerin yakın gelecekte yaşamımızı nasıl temelden değiştireceği konusundaki ufuk açıcı bir konuşmasının ikinci bölümü de bu yazımızın konusu.

HBT’nin 513’üncü sayısında yayınlanan bir önceki yazımızda öncelikle bugünkü yaşam biçimimizin neden sonuna geldiğimizi inceledik. Ardından, yapay zeka, yapay gerçeklik ve nörobiyolojik bağlantı devrimlerinin insan deneyimini nasıl kökten değiştireceğini vurguladık. Son olarak da neden kararları bizlerin yerine yapay zekanın alacağına ve gerçekle yapayın sınırının yok oluşuna değindik.

İnsan bilincinin yayılması ve paylaşılması


2030’larda ortaya çıkacak üçüncü devrim, bireylerin bilinçlerinin nörobiyolojik arabirimler üzerinden diğer insanlar ve bilgi sistemleri ile paylaşılması olacaktır. Bu yıllarda, güvenli ve kolay ulaşılabilir nörolojik implantların ilk nesilleri geniş çapta kullanılabilir düzeye ulaşacaktır. Bu sayede insanlar diğer kişiler ve bilgisayarlar ile doğrudan (beyinlerinden) birbirlerine bağlanacaktır. Bu sadece düşünerek interneti taramak anlamına gelmeyecektir, bireysel deneyimlerimizin, duygularımızın, hatta kişiliğimizin dilediğimiz bileşenlerinin başkaları ile paylaşılabilmesini de sağlayacaktır.

Bir an, bir diğer kişi ne hissediyorsa sizin de onu aynen hissettiğinizi, bunun mecazi anlamda empati yapmak biçiminde değil, doğrudan bir duygudurumu paylaşımı şeklinde olacağını düşünün. Ya da, hangi alanda olursa olsun, o dalın uzmanlarının bilgilerinin toplamına, üstelik internetten okurmuş gibi değil, sanki bu sizin uzmanlık dalınızmış gibi ulaşabildiğinizi… 2030’larda çiftler, istediklerinde, duygusal deneyimlerini eşzamanlayarak (senkronize ederek) insanlığın hiçbir zaman tanık olmadığı bir yakınlığa sahip olabilecekler, anne, baba ve diğer büyükler anılarını çocuklar ile doğrudan paylaşabilecekler. Bu paylaşım yalnızca hikaye anlatımı biçiminde olmayacak, anılarını paylaşanların yaşamını biçimlendiren duyusal ve duygusal (sensory and emotional) deneyimlerinin aktarımı olacaktır.

Bilincin bu yayılımı, o zamana kadar yaşanmış yüzyılları şekillendiren bireyselliğin çok ötesine geçen ortak kimlik türleri yaratacak. Nörolojik olarak birbirlerine bağlı bireylerin oluşturduğu gruplar, ‘ben’ ve ‘biz’ kavramlarının sınırlarının iç içe geçtiği, dağıtık (distributed) yapılı bilinç türleri geliştirecek. Araştırıcıların ortak ya da kolektif akıllar adını verdikleri bu bilinç ağlarının öğesi olan bireyler kendi kişiliklerine sahip olmayı sürdürecek, deneyimlerinin ancak bazı yönlerini grupla paylaşacaklar.

Bilimsel araştırmalara odaklanan bir kolektif akıl onu oluşturan bireylerin sezgi ve iç görülerini anında paylaşacak, böylece yeni buluşlar üstel olarak artacak. Kendini sanata atamış bir kolektif aklın yaratacaklarını bir bireyin tek başına düşleyebilmesi bile olanaksız olacak. En önemlisi de, bu yeni bilinç türleri bireyselliğin yerini almayacak, yalnızca geliştirilmiş yaşam biçimlerini keşfetmek isteyenler için bir seçenek oluşturacak.

2030’larda iş dünyasında neler değişecek

Yazılarımızda özetlediğimiz bu üç devrim yani, yapay zeka, sanal gerçeklik ve nörobiyolojik bağlantı devrimleri 2030 lar ve ötesinde günlük yaşamı nasıl etkileyecekler? İlk olarak, değişiklikliklerin en belirgin biçimde ortaya çıkacağı iş yaşamından başlayalım. Öncelikle de, günümüzdeki işlerin büyük çoğunluğunun yok  olacağını, bunun nedeninin de otomasyon değil, bu işlerin değişmeleri, yararsızlaşmaları hatta anlamlarını yitirmeleri olacağını vurgulayalım.

2030’larda ekonomi üç tür etkinliğin çevresinde organize olacak: Sentetik deneyim yaratımı, YZ sistemlerinin  sürdürülmesi ve kolektif (ortak) akıllar arası bağlantıların kolaylaştırılması. Tıp ve eğitim gibi dallardaki geleneksel meslekler ise tanınamayacak derecede değişecek. 2030’ların doktoru bireyselleşmiş tedavi deneyimleri tasarımcısı, öğretmeni de bilgi yolculukları mimarı olacak. O yılların öğretmeni, kapsayıcı deneyimler tasarlayarak, öğrencilerin, örneğin tarihi, geçmiş çağların insanları gibi, onların karşılaştıkları zorlukları yaşayarak ve duygularını hissederek, onların bakış açıları ile yaşamalarını sağlayacak.

Mesleki gelişimi, kariyer yapmayı, belli bir alanda giderek uzmanlaşma biçiminde görmek eskilerde kalacaktır. Bunun yerine, insanlar, belirli bir sorunu çözmek ya da yepyeni bir deneyim yaratmak amacı ile birçok yeteneği birden geliştirmeye odaklanacaktır. Daha da önemlisi, çalışma, iş sahibi olma, yaşayabilmek için bir ekonomik gereksinim olmaktan çıkacak, insanların ortak deneyimine katkı yapan bir bireysel ifadeye dönüşecektir.

İnsani ilişkilerin ve toplumsal örgütlenmenin değişimi

2030’larda insani ilişkiler, radikal bir dönüşüm geçirecek, bizlerin anlamamızın neredeyse imkansız olacağı biçimde değişecektir. O yıllarda yaşayanlar yalnızca biyolojik insanlarla değil, yapay zeka ile, kolektif zekaların oluşturduğu çoklu kişiliklerle, hatta başka dönemlerde yaşamış insanların yapay (sentetik) sürümleri ile ilişkide olacaklardır.

Aile kavramı da biyoloji ve coğrafyanın ötesine doğru evrilecektir. Kolektif zekaların oluşturduğu bağlar genetik bağlardan daha derin olacak, bu zekalar onların parçası olan bireyler için on yıllarca sürecek gözetim ve destek ağları oluşturacaktır. 2030’larda doğan bir çocuğun hem biyolojik ebeveynleri, hem de gelişmelerinin çeşitli boyutlarında uzmanlaşmış yapay zeka önderleri (mentörleri) olacaktır. Aynı çocuklar, kendileri ile aynı ilgi alanlarını paylaşan ve dünyanın çeşitli yerinde bulunan diğer çocuklarla birlikte, ortak (kolektif) bir aklın da bileşeni olacaklardır.

Tüm bu dönüşümlerin toplumun yapısına çok önemli etkileri olacaktır. Coğrafyaya, topraklara bağlı politik sistemler giderek önemsizleşecek çünkü en önemli topluluklar sanal ortamlarda ve tüm dünyaya dağılmış kolektif zekalarda bulunacaktır. 2030’larda bir birey, doğduğu ülkeye duyduğu bağların daha fazlasını, doğanın ve çevrenin korunmasına odaklanmış ve o bireyin de bir parçası olduğu kolektif zeka için duyacaktır.

Kaynak: https://youtu.be/NPp31akFnqc?si=54Tfgdo-gD6wjGzu

Erdal Musoğlu / emusoglu@gmail.com

*Bu yazı, HBT Dergi 520. sayıda yayınlanmıştır.

Erdal Musoğlu