Birlikte düşünelim – 6: Sağlık

Ali Akurgal Y
Birlikte düşünelim – 6: Sağlık

Toplumun orta yaşı ve ömür beklentisi yükselmekte. Bir bakış açısıyla, yarım asır öncesinin düşük sağlık hizmet olanakları ile ölüp gidecek birçok insan yaşamını sürdürebiliyor. Ama buna karşılık, özellikle yaşlıların sağlık sorunları da tırmanışta. Artırılan emeklilik yaşı dolayısıyla, GSYIH’ya katkıda bulunan birçok insan, eskiye oranla daha fazla sağlık sorunları yaşıyor. Daha uzun yaşıyoruz ama daha fazla sayıda da sağlık hizmeti almamız gerekiyor.

Bu durumda, erken teşhis büyük önem taşıyor. Hastalığı daha başındayken fark edip yok etmek, ilerledikten sonra yok etmeye göre çok daha basit ve kısa sürede ve de ucuza yapılabiliyor. Çoğu sağlık sigortası, sigortalılarına bedelsiz yıllık sağlık taraması (check-up) sağlıyor. Bu taramalarda ortaya çıkartılan hastalıklara veya şüphelere bağlı olarak primlerini artırarak kendilerini sağlama almalarını bir yana bırakırsak, sigortalı, ileride onu çok uğraştıracak hastalıklarını daha başlangıçtayken öğrenip tedavi olabiliyor.

Bu bağlamda, tıbbın bir dalı, insanların kendi yaşam akışları içerisinde kendi kendilerine yapabilecekleri taramalar (test) ile yıllık sağlık taramasını zamana yaymaları üzerine çalışıyor. Parmağınızı delip bir damla kan çıkartıp şekerinizi ölçmenizden, gebelik testine kadar bir dizi tanı koyma “kit”ini satın alıp kullanabiliyorsunuz.


Yakın gelecekte, bunların sağlık sigortanız tarafından size posta ile yollanan, sizin kendi kendinize yapacağınız uygulama sonuçlarını bir merkeze kendiliğinden 5G ile yollayanları da kullanılmaya başlarsa şaşırmayın.

Bağışıklık yok ediyor, ama

Erken teşhisle ortaya çıkartılan aksaklıkların tedavisi ise, tıbbın diğer bir uğraş alanı. Her insanın bir bağışıklık sistemi var ve bu bağışıklık sistemi, sürekli olarak birçok hastalıkla baş etmeye çalışıyor; bir nedenle bir hastalıkla baş edemiyorsa, veya bir kısım hastalıklara tepki vermeyi bilmiyorsa, ya da AIDS’de olduğu gibi, eskiden sâhip olduğu yeteneklerini kaybetmişse, hasta oluyoruz. Kanser, en onulmaz hastalıklar arasında. Ebola, bağışıklık sistemlerine yabancı. Grip, belki de “uğraşmaya değmiyor”. Ama ortalama her insanda, her gün birçok kanser başlangıcı ortaya çıkıyor, çıkıyor da bağışıklık sistemi bunları yok ediyor. Bir gün bir nedenle birisinin bağışıklık sistemi bu yeteneğini ortaya koyamadığında da o kişi kanser olmuş oluyor.

İlaçla tedavi, basit hastalıklarda, bağışıklık sistemi yerine geçebildiği gibi, aşırı yüklenmiş sistemi ferahlatmak için destek şeklinde de olabiliyor. Ameliyatla hastalıklı dokunun alınması, oradaki sorunu çözüyor ama, eğer bağışıklık sistemi bununla baş etme yeteneğini kaybetmişse, hastalığın tekrarlaması veya başka bir yerde yeniden ortaya çıkması şansa kalmış oluyor.

Son zamanlarda kaybolmuş veya zayıflamış savaş yeteneklerinin insan bedenine tekrar kazandırılması için de bir dizi çalışmalar yapılmakta. Bunda, insandan alınan bir kısım hücreler, laboratuvarda eğitime tâbi tutuluyor takviye ediliyor ve sonra tekrar aynı insana hastalıkla baş etmeyi öğrenmiş olarak geri veriliyor. Bunu, bizim Suriyelileri alıp eğitip, donatıp vatanlarını savunmaları için tekrar Suriye’ye, Suriye Milli Ordusu olarak yollamamıza benzetebilirsiniz. Özellikle kanser tedavisinde etkin bir yol olarak bu yöntem öne çıkmaya başladı. Almanya’da bir Türk doktorun (Yâdigar Genç) basında yer alan ifadesi şöyle: “hastanın kendi kanından ürettiğimiz savaşçı hücreleri laboratuvar ortamında duyarlı hale getirip, belirli kanser proteinleri de yükleyerek, aynı zamanda onkolitik virüsleri de kullanarak hastaya aşı bazında tekrar enjekte etmekteyiz … yan etkisi çok az olduğu için kanser tedavilerinde son zamanlarda ödüllendirildi … geliştirdiğimiz bu onkolitik virüsün önümüzdeki yıllarda bize tekrar bir ödül getireceğinin yankısını almaktayız”.

Demek ki, yakın gelecekte antibiyotik “out”, hücre eğitimi “in” olacak.

Ali Akurgal / ali@akurgal.com

Bu yazı HBT'nin 192. sayısında yayınlanmıştır.

Ali Akurgal