Cep telefonunun evrimi: 4.5G’den nereye?

Ali Akurgal Y
Cep telefonunun evrimi: 4.5G’den nereye?

AB, ETSI’yi (Avrupa Telekomünikasyon Standartları Enstitüsü) kurup, ona “Avrupa’nın bir ucundan ötekine kesintisiz hizmet sunacak bir mobil telefon sistemi” icat etme görevi verdiğinde, kimse GSM’in bir dünya standardı olacağını hayal etmiyordu. İkinci kuşak (2G) hizmete verilirken, 3G’de hangi teknolojinin kullanılacağı kesin değildi.

Kullanılmak istenen teknolojinin patenti bir ABD şirketindeydi ve o şirket Nuh diyor, peygamber demiyor, “teknolojimi Avrupalılara kullandırtmam” diye direniyordu. Ama 4G için fikir birliğine varılmıştı. 5G için ortada uçuşan düşünceler vardı.

GSM’in başarısı, kuşkusuz, büyük ölçüde pazarın ne isteyeceğini iyi kestirmeye dayanıyor. Bunun üzerine “Avrupa’nın bir ucundan ötekine, kesintisiz” tanımlamasıyla, bir AB buyruğu ile parça parça ufak pazarlar bütünleştirilip tek bir büyük tüketici kitlesi oluşturulunca GSM gibi devasa bir çalışmaya ayrılması gereken ArGe yatırımını geri kazanma olanağı da sağlanmış oldu.


Türkiye’nin, kendi ürünlerini tasarlayabilmesi mümkün. Bunun güzel sonuçlarını savunma alanında görüyoruz. Alıcısı varsa, en üstün ürünler sıfırdan yapılıyor. Sivilde de durum aynı. Ama “alıcısı olduğu”nu göremediği için bırakın en üstünü, sıradan ürünleri bile kimse yapmıyor. Devletin parasal teşvik vermesi iyi, iyi de savunma sanayiinde olduğu gibi pazarı oluşturması daha önemli. Türk sanayicisi, pazarı gördüğünde sırtındaki gömleği satar, ArGe yatırımını yapar. Ama bu yazıda değinmek istediğim bu değil.

Evrim

4G ve ötesini konuştuğumuz 1990’lı yılların ortasında, havadaki kıt kaynak frekans bandının beklenen veri hızlarını sağlayabilmesi için, biraz ötede başka aboneler için kullanılması gerektiği, bunun da ancak, baz istasyonlarının kapsama alanını küçültmekle mümkün olduğu gerçeği karşımızda duruyordu.

ETSI’de, o zaman, 4G’nin 150-200 metrelik bir alana hizmet edecek çok düşük güçlü baz istasyonları olacağı, sokaklarda bunların 2-3 aydınlatma direğinde bir yer alacağı hayal ediliyordu. Kapalı alanlarda ise neredeyse her dükkan, restoran, konut için bir baz istasyonu. Neden böyle düşünüyorduk? Çünkü GSM’i “Avrupa için” ele almıştık. Avrupa’da nüfus yoğun, mesafeler kısa. Bir şehir biterken öbürü başlıyor. Böyle bir abone yayılımına hizmet götürmenin yolu da çok sayıda düşük güçlü baz istasyonu. Üstelik düşük güç nedeniyle “emisyonun sağlık üzerine etkisi” tartışmaları da sona erecekti.

Ama böyle olmadı. GSM, beklenenin ötesinde, bir dünya ürünü oldu. Elbette ABD gibi, mesafelerin uzun, insanların seyrek olduğu ülkelerde de kullanılınca pazarın beklentileri değişti. 4G’de düşünülen o düşük güçlü baz istasyonları bu yeni pazar alanlarına uygun düşmedi. Bu nedenle, kıt kaynak frekans bantlarına el atıldı ve yeni frekans bantları 4G için tahsis edildi.

Şimdi 5G kapıda ve daha fazla frekans bandı ve bunun yanında 150 metre kapsama alanlı sık aralıklı baz istasyonu gündemde. Hatırlayacaksınız, bizde 4G ihalesi yapılırken “4G yetmez 5G olsun” dileği ifade edilmişti ama 5G’nin nasıl olacağını kestirecek müneccim bulunamadığı için ara aşama 4.5G icat edilmişti ya? 5G’nin denenmekte olan yapıları daha yeni kesinleşiyor.

İşleticiler (operatör) bir diğerinden abone çalmak için daha yüksek hızlar söz veriyorlar. 4k veya 8k ayrıntısında 120 dakikalık sinema filmlerini cep terminalimize bir dakikanın altında sürelerde indirecekmişiz. Peki, indirdik. O indirdiğimizi o ayrıntıda seyredebilmek için 150cm’den küçük olmayan 8k ekran gerek. Bunu yanımızda taşıyamayacağımıza göre, o kocaman ekrana da fiberle bağlanılabileceğine göre, bu hıza ne gerek var?

Tartışalım ama, ok yaydan çıktı bir kere, o hızı söz verdiniz mi, benimsenir, kazanılmış hak gibi olur. Sevdiğim bir söz vardır: “trafik, daima yolu dolduracak şekilde gelişir” (traffic expands to the space available).

Bir sonraki yazıda 6G nasıl olur, ona bakacağız.

Ali Akurgal / ali@akurgal.com

Bu yazı HBT'nin 160. sayısında yayınlanmıştır.

Ali Akurgal