Eğitimi modernleştiriyoruz diye sınıflara akıllı tahtalar aldık

Ali Akurgal Y
Eğitimi modernleştiriyoruz diye sınıflara akıllı tahtalar aldık

Akıllı tahta furyası çıktığında, katıldığım / yönettiğim birçok tartışma ortamında, panelde, “bize akıllı tahtadan çok akıllı öğretmen ve akıllı müfredat gerekli” sonucu çıkmıştı. Ama bunlar elle tutulur nesneler olmadığı için biz, onları bir yana bırakıp işin elle tutulur kısmı olan tablet ve akıllı tahtalara odaklandık.

Şöyle bir soru-yanıt yakıştırma var: “Bilgisayarın donanımı ne işe yarar?” yanıt: “yazılım çuvalladığı vakit hıncınızı almanız için size hırpalayacak bir yer sunar”. Kuşkusuz, donanımcı olduğum için yazılımın kabahatinin donanıma fatura edilmesini anlatan bu yakıştırmayı severim, ama bunun hatırlattığı bir gerçek vardır: insan elle tutulur olanı daha kolay anlar ve yönetir. Belki yapay zekâ ve sanal mekanizmalarla daha yakın ilişki kurduğumuzda bunlar üzerinde de yönetme becerimiz artacaktır ama, günümüzde, elle tutulabilen şeylere odaklanmamızı doğal karşılamak gerek. İşte bu nedenle olsa gerek, eğitimde çağdaşlaşmayı akıllı tahta ve tablet olarak algılamak kolayımıza gelmiş olmalı. Tıpkı, kalkınmayı da elle tutulur olduğu için yapılan inşaatların görkemiyle eşleştirmemiz gibi.

Beri yanda ihracatımızın ortalama kilo bedeli, her sene düşüyormuş, pek kimsenin dikkatini çekmiyor. Birkaç sene önce 1,44$ idi, sonra 1.37$ oldu, 2018’de 1,28$’a düşmüş. Bir gemi dolusu ihraç malına karşılık bir valiz dolusu cep telefonu ithal ediyoruz. Onu da artık pek ithal etmiyor olmalıyız ki, kilo fiyatının düşmesine karşılık dış ticaret açığımız büyümüyor.


Aklıma takılan bir soru var: Öğrencilerimizi tabletlere, sınıflarımızı akıllı tahtalara kavuşturduktan sonra PISA sonuçlarında ne kadar ilerledik?. İlerleme var, sayılar artıyor her sene ama, ne yazık ki, sıralamada sayıların artması geri düşmek anlamında.

Peki ne yapmalıyız?

İhraç mallarımızın kilo fiyatını artırmak için bunların içindeki elle tutulamayan katma değere bakmalıyız. Aslında hemen her işte elle tutulana değil elle tutulamayan değerlere önem vermeliyiz. Çünkü katma değer, para, kazanç artık orada. Her malın elle tutulan kısmını artık robotlara yaptırıyorlar. Robotlar, bir kere kurup çalıştırdınız mı, elektrik parasına çalışıyor. Dolayısıyla elle tutulur kısmın maliyeti, ham madde ve robotların elektriğinden oluşuyor. Ama onun içinde elle tutulamayan ve insana kolaylık getiren bir şey varsa, o elle tutulan kısmın değerini katlıyor da katlıyor.

Bizim geleneksel sanayi ürünlerimiz içerisinde katma değer oranlarına bakacak olursak, elle tutulan kısmın baskın biçimde egemen olduğunu görürüz. Ne yazık ki, toplumda, o elle tutulamayan kısmın kıymeti hâlâ tam olarak anlaşılabilmiş değil.

Demek ki, bu elle tutulamayan (sanal) kısmı ortaya çıkartmalıyız. Nasıl? Onu ortaya çıkartacak zekâyı harekete geçirerek. Yapay zekânın bu noktaya gelmesine daha birkaç on yıl var diye düşünüyorum. O zamana kadar bu katma değeri doğal zekâ ile ortaya koymamız gerek.

Doğal zekâ, iyi yetişmiş insan demek. Bu da akıllı müfredat ve akıllı öğretmen anlamına geliyor. Döndük en başa. Tamam, akıllı tahtalar ve tabletler aşamasını geçtik, eğer gönencimizi artırmak istiyorsak, artık akıllı öğretmen ve akıllı müfredata bakalım biraz. Bence ülkenin en önemli bekâ meselesi bu.

Karamsar olmaya da gerek yok. “Yapan” insanlar yetiştirmek yolunda atılan adımlar var. Okullar kadar okul dışı kuruluşlar da buna el atıyor. Birçok “atölye” de çocuklar “oyun” oynuyorlar. Neyse ki, “kod yazma”yı temel amaç olarak görmekten de yavaş yavaş kurtuluyor, bunun bir araç olduğunu anlıyoruz.

Az daha gayret, “bekâ” sorununu pilot uygulamalarda aşmak üzereyiz. Ardından yaygınlaştırmak gerek.

Ali Akurgal / ali@akurgal.com

Bu yazı HBT'nin 154. sayısında yayınlanmıştır.

Ali Akurgal