Kendi teknolojimizi yaratmak istiyor muyuz?

Ali Akurgal Y
Kendi teknolojimizi yaratmak istiyor muyuz?

“Haydi gelin yerli otomobil yapalım” başlıklı yazıma gelen okur tepkileri beni karamsarlığa itti. Anlamı “bunlar denendi zâten, buradan iş çıkmaz” şeklinde olan da vardı, “çok iyi fikir, güzel bir yol haritası, yetkililer buna da tozlu raflarda bir yer bulur” diyen de! Beni en çok üzen ise, “otomobil satın alan, görünüşüne, konforuna bakar, teknolojisiyle ilgilenmez” diyen okurum oldu. Kendimi birden, “Müslüman mahallesinde salyangoz satar” konumunda buldum.

Sâhi, biz, toplum olarak kendi teknolojimizi yaratmak istiyor muyuz? Bu kadar yetenekli, kıvrak zekâlı insanımız, o kadar pratik çözümler bulabilen, kuralları pek takmayan (özgür davranabilen) işgücümüz var. Kendi teknolojimizi yaratmak için gerekli malzeme hazır. Ama olmuyor işte. Yoğurt, kefir, baklava, döner. Dünyaya yayılmış başka icadımız yok. İnanmaya başladım ki, biz bu işi yapmak istemiyoruz.

Yapmak istemememizin genetik bir tarafı olduğunu sanmıyorum. Aynı insanlar, Türkiye ortamından çıkıp yurt dışında çalıştığında, gayet başarılı oluyor, bilim alanında Nobel bile alabiliyor.


Öyleyse diyorum, bizi bu ortam alıkoyuyor kendi teknolojimizi yaratmaktan. Eski bakanlarımızdan biri, “biz Müslümanız, bizden icat çıkmaz” demişti. Buna da pek katılamıyorum. Basında yer aldı, Nobel ödüllü Aziz Sancar, Allah’a inandığını belirtmiş, evrim teorisi için de pek sıcak sözler söylememiş. Müslüman olmanın bir engel olmadığı da anlaşılıyor.

Peki nedir “elimizi tutan”?

Kuşkusuz iş dönüp dolaşıp gene eğitim sistemine geliyor. Eğitim politikalarında, hangi ülke ne yapmış, sonucunda ne elde etmiş değerlendirmek, kendimize bir eğitim politikası, bir yol haritası hazırlamak gerek.

İş böyle olunca ben bu konuda yetkin yazar Müfit Akyos’un diyeceklerini beklerim. Mesleklerin kaybolmaya, yetenek kümelerinin öne çıkmaya başladığı bir dönemde, tercihlerin işini bilime dayanarak yapmaktan çok uzak olduğu bir ortamdayız. İşini bilime dayalı yapmak isteyenler çokça olsaydı, fen fakültelerinin fizik, kimya bölümleri, matematik bölümleri en gözde bölümler olurdu. Ama değil. Bu konuların öğretmenliğini okumuşlar bile iş bulmakta zorluk çekiyor.

Bir tanıdığım genç, kimya öğretmeni, iki sene hazırlık kurslarında öğretmenlik yaptı, sonra polis oldu! İlginç olan, eğitim sistemimizin, genetiği ile çok kere oynanmış olmasına karşılık, “niyeti bozuk” değil. Seçme sınavlarında temel bilimleri sorguluyor olmalı ki, okullarda kendine yer bulamayan temel bilim öğretmenleri kurslarda yer bulabiliyorlar.

Mühendislikten kaçınma

Mühendislik dalları da giderek arka plana çekilme eğilimine giriyor. İş idaresi, paranın yönetimi kanımca tepe yapacak alanlar olacak. Buralarda da finansçılar kadar endüstri mühendisleri de yer alıyor.

Ticaretin asla karşısında değilim. Hattâ, bir ülkeden aldığı malı başka bir ülkede satarak kârı Türkiye’ye getirecek iş adamlarına gıpta ile bakıyorum. Buruk baktığım, yabancının malını iç pazarda satmaya çalışanlar. Onlar çoğaldıkça, iç pazarı giderek daha büyük oranda yabancıya sunuyoruz. Artık, ülkemde kendiliğinden toprağın üzerine çıkan kaynak suyunu, damacanalara doldurup, getirip sebilimizde kullanıma sunmak işi bile yabancı sermayenin eline geçti. Buna “küreselleşme” diyerek tepkisiz olanlara bir çift sözüm var: eğer küreselleşme ise karşılıklı olmalı. Bir yabancı firma gelip ülkemde 2-3 kaynak suyu firmasını satın alıyorsa, bizden de bir firma gidip onun ülkesindeki birkaç kaynak suyu firmasını satın almalı. Yoksa sana küreselleşme, bana avcunu yalama olunca denge sağlanamıyor.

İşte bu ortamda, kendi teknolojimizi yaratmak üzerine konuşuyoruz. Konuşa konuşa doğal gelmeye başlarsa, bakarsınız, ortamın hafifçe yön değiştirmesi ile kendi teknolojimizi yaratmaya girişmişiz. Benimkisi de ham hayal işte, “aç tavuk, kendini darı ambarında sanırmış” ya?

Ali Akurgal / ali@akurgal.com

Bu yazı HBT'nin 66. sayısında yayınlanmıştır.

Ali Akurgal