Üretim, üretim, üretim

Ali Akurgal Y
Üretim, üretim, üretim

Sâkıp Sabancı’nın bu sözleri söylerken çekilmiş görüntüsü gözlerimin önünde. Gerçekten de bu dünyada “var” olmak istiyorsanız, bir şeyler üretmek zorundasınız. Bu Mimar Sinan’ın asırlara meydan okuyan köprüleri, camileri de olabilir, bir haftada tüketilecek domates de, asırlar boyu hatırlanacak ve üzerine yeni fikirler inşa edilecek düşünce ürünleri de. Ama üretmezseniz, “yok”sunuz.

Yakın çevremdeki insanlarda iş yapmak ve üretmek için büyük bir isteksizliğin yer ettiğini gözlemliyorum. İş aramaktan vazgeçen çalışabilecek nüfusun varlığına bakarak, olay genellenebilir de. Bu isteksizliğin nedenlerini bulup gidermek, üretebilecek herkesin üretim çevriminde olmasını sağlamak gerek. Acaba diyorum, insanların bu isteksizliği, çalışıp çabalayıp ortaya koydukları çözümlerin uygulanmaması, devletin tepelerinde bir yerlerdeki yeni seçkinlerin çözümlerinin daima bunlara baskın gelmesi mi? Bir üret kimse ilgilenmesin, iki üret değer verilmesin, insanlar da “ne diye uğraşayım ki?” diyerek kenara çekiliyor olmasınlar?

Unutmamak gerek, devlet de gelirlerini, vergi olarak üretimden alıyor. Ne kadar çok üretim, o kadar çok vergi, o kadar çok hizmet demek. En azından işletme (belli sayıda geçişin/üretimin bedelinin) garantisi ile yapılan köprülerin otoyolların, tünellerin, santrallerin gelecekteki garanti edilmiş fakat kullanılmayan kapasitelerini ödemek için bu paraya ihtiyaç var. Sözün özünü Sâkıp Bey söylemişti: “Üretim, üretim, üretim”.


Üretimde, bir, elle tutulabilen ürünler var, bir de sanal olanlar. Sanal olanlar, daha çok hizmet alanında yer alıyor. Bunları üretmek için “fabrika”lar kurmaya gerek de yok. Beyin gücü ile üretim yapılıyor. Değineceğim, elle tutulabilen ürün üretimi. Burada, yakın gelecekte, işçisiz üretim egemen olacağa benziyor. Fabrikalarda üretimi robotlar yapacak. Peki, işçiler ne olacaklar? Vasıfsız işçiye pek yer olmayacak. “Fabrikada çalışıyorum” diyenler büyük olasılık o robotları kurgulayan, bakımını onarımını yapan teknik elemanlar (mühendis ve teknisyen) olacak. Formel eğitimini almadan, görerek öğrenerek, “el yordamıyla” kendi kendini yetiştirmiş o kadar çok örnek var ki beni ümitlendiren, bu değişimi başarabileceğimizden kuşkum yok.

Talaşsız üretim

Elle tutulabilir ürünlerin üretiminde, örneğin metal eşya üretiminde de değişim rüzgârları esiyor: “Acaba, bir parçayı üretirken dolu malzemeden talaşlı üretim ile fazlalıkları atarak üretim yapma yöntemini değiştirsek mi?” diye arayış içindeyiz. Bir heykeltıraşın, mermer bloktan fazlalıkları keski çekiçle atarak bir sanat eseri ortaya çıkartması benzeri teknik yerine, bir kalıbın içerisine mermer görünümlü malzemeyi dökmesi gibi bir tekniğe geçiş arzulanıyor. Günümüzde en çok kullanılan bu doğrultudaki yöntem, sinterleme tekniği. Elde etmek istediğiniz parçanın kalıbını yapıyorsunuz, içine toz metali doldurup sıkıştırıyorsunuz, sonra bu yere düşse un-ufak olacak parçayı fırında pişirip kaynaşmasını sağlıyorsunuz. Bu yöntemle ülkemizde de üretim yapılmakta. Yakın zamanda bir de kalıp gerektirmeyen “katmanlı üretim” kullanılmaya başlamıştı.

Yeni katmanlı üretim tekniği

Önceki yöntemde, saç kılı kalınlığında metal tozu üretim tablasının üzerine seriliyor, ardından bir lazer ışını ile bunların parçayı oluşturması istenen kısımları kaynaştırılıyordu. Işın almayan toz, tabla üzerinde kalıyordu. Yeni yöntemde, her katmanda metal tozunun tutunması istenen yerlere bir yapıştırıcı reçine sürülüyor, ardından metal tozu bu seçilmiş noktalara serpiliyor. Kaynaştırma işlemi ise, parçanın “inşası” tamamlandıktan sonra bir sinter fırınında yapılıyor. İşlemi görsel olarak da izleyebilirsiniz. Bu tekniğin üstünlüğü, siyah beyaz yazıcı yerine renkli yazıcı gibi. Önceki yöntem tek tip toz kullanıyordu, bunda metal veya organik, birçok malzeme aynı anda kullanılabiliyor. Sanırım, geleceğin metal parça üretim tekniği bu olacak. Bakalım ülkemizde ne zaman bu yolla bir üretim göreceğiz?

Ali Akurgal / ali@akurgal.com

Bu yazı HBT'nin 106. sayısında yayınlanmıştır.

Ali Akurgal