90’lı yaşlardan genç kuşaklara temel mesajlar

Doğan Kuban
90’lı yaşlardan genç kuşaklara temel mesajlar

Sevgili Okuyucular,

Uzun bir yaşamın sonunda politikacıların söyledikleri ve medyanın yayımladıklarının genelde tam gerçeği yansıtmadığını öğrendim. Herkes kendi gerçeğini anlatıyor.

Doğan Kuban


Çünkü yalan da bir gerçektir. Fakat öğrenemediğimiz, bazen öğrenmek istemediğimiz, bazen bizden saklanan, bazen istesek de öğrenemeyeceğimiz hepsinden büyük bir dünya daha var. Bunu hepiniz test edebilirsiniz. Bütün bildiğiniz ve ilgilendiğiniz konuları yazın. Sonra telefonunuzu açın. Ve size sağladığı milyonlarca konu başlığına bakın. Türkiye’de çok azalmış olsa bile, internetin varlığını kaydettiği konu sayısı, bir telefona sığdırılmış, konu sayısı ömrünüzün tümüne sığdıramayacağınız kadar çok bilgi içeriyor. Bu yaşadığımız çağın temel dilemma'sı -ikilemi-dir.

Kafayı çarparak gerçeği öğrenmek

Üniversitede okunan bir konu alanı bile, tek insanın öğrenme kapasitesinin yüzlerce, binlerce kat üstünde. Yani üniversite bize bir telefon, bir de Google veriyor. Bu bilgi de gerçek dünya ile örtüşmüyor. İnsanlar dünyada uyur gezerler gibi dolanıyorlar. Yaşam modası geçmiş çarpık ilişkiler üzerine kurulu. Gerçeği kafanızı duvara çarptığınız zaman öğreniyorsunuz.

22 yıl önce emekli olduğum için gençleri iyi tanıdığımı söyleyemem. Fakat insanların öyle kolay değişmediklerini de kendi deneyimime dayalı olarak biliyorum.

Bu ülkeyi yeniden kurmak için çalışanların arasına genç yaşta katıldım. Artık pek anlamadığım dünyaya anlamak için bakmaya devam ediyorum. Anlamaktan vazgeçmememi ve geleceğe hala umutla bakmamı sağlayan bir düşünce geliştirdim:

Akıl ister tanrının bir nimeti, ister insanın yaratılışına borçlu olduğu bir nitelik olsun, Berlin’de oturan adam bir Amazon yerlisinden farklı bir dünyada yaşıyor. Buna uygarlık deniyor Bunun da yeterli olmadığı söylenebilir. Ama sonuç yeteri kadar açık.

Gerçi birbirini öldürmeye devam eden, zavallı fakirleri bombalayan zengin toplum askerleri uygarlığın iftihar edeceği bir davranış sergilemiyorlar. Ne var ki bunu eleştirmek milyarların sefaleti gerçeğini değiştirmiyor.

Bir umut algoritması çalışıyor

Fakat insanlık tarihinin öğrettiği bir umut algoritması var.

Aklı olan insan canlılar dünyasına egemendir. Fakat akıl yüceltici, iyilik ve güzellik dolu insanı da, hayvanlardan çok daha kötülük yapan insan da aynı insan. Dünyada sürüp giden cinayetler, açlık, eziyet, işkence, acımasızlık sade insanlara özgüdür.

Fakat tarih akıllı insanın doğru düşünen, güzeli yaratan, haksızlık ve yalana baş kaldıran, bilim, felsefe, etik, edebiyat, sanat, musiki, tiyatro, opera üreterek insanlığı bugün uygarlık, demokrasi denilen düzeye de ulaştırmıştır. Tarih, aklın kötülükten çok iyilikten yana çalıştığını kanıtlıyor.

Kapitalizmin ve savaşın devam etmesine karşın en uygar ve demokrat toplumların en zengin toplumlar olması önemli bir göstergedir. Sömürülen toplumlar, kesinlikle cahil toplumlardır. Gelişmiş toplum, insanın doğasına pek de yabancı gelmeyen bir süreç içinde, daha cahilleri sömürüyor. Dünyanın despotları Avrupa’da değil.

Toplumun görmesi gereken gerçek

1.5 milyarlık Müslüman kütlesi ekonomik sömürge kategorisinde, ya da ona yakın yaşıyor.

Avrupa ve ABD, uygar tanımının parametreleri. Emperyalist oldukları bu çağda da, dünyanın fakirleri bu ülkelerin kapısına yığılıyor. Yani insanlık için birinci umut kaynağı olarak kalıyorlar.

İlginç olan, fakirlerin umudu, birinci modelin varlığından kaynaklanıyor. Batı tarihinin sunduğu olumlu sonuç bizim de umudumuz oluyor.

Bu sonuca ulaşmak Türkiye’de genel bilgi düzeyinin yükselmesi, bu bağlamda bilinçlenmiş bir politik irade ve yoğun bir entelektüel çaba gerekiyor. Toplum bu gerçeği göremediği sürece umut da gerçekleşmeyecek!

Fakat akıl kaldıkça umut vardır. İnsan yaratılışının en büyük özelliği umutlu olmaktır. Bu yaşam iradesidir.

İnancınız ne olursa olsun. Ne olduğu önemli değil. Neye inanırsanız inanın, yaratılış yaratmayı içerir.

Evrim, kişi temelinde olmasa da, insan türü bağlamında bunun pozitif sonucudur. Tanrı da bunu insanlara vaat eder. Din ve bilim kavgası, etrafında ne kadar gürültü koparılırsa koparılsın, Orta Çağ'da kalmıştır. Çağdaş insan geleceği bilimin olanakları içinde tanımlamaktadır.

Bu arakesitte ‘Toplumu Geleceğe Hazırlama’ konulu bir insan sorumluluğu var. Bugünün uygarlığına böyle bir sorumluluk bilinci içinde ulaşıldı. Milyarlar bu gelecek için çalışıyorlar. Dünyanın her köşesinde gelecek için çalışan milyonlar var.

Cumhuriyetin aydınlattığı yol bu yoldur. Teknolojik iletişim, bilişimin değişme parametreleri çok hızlı. Ulaşımda da deve ve katır sırtından uçağa terfi ettik.

Az gelişmişlik kategorisi

İkinci Dünya Savaşı'ndan kurtulduktan sonra, dünya ile birlikte, Amerika’nın eline düştük.

1950’den sonra dışarıdan kurgulu bir demokrasi bozuntusu ile ordu arasında oynanan ve 1980 darbesine kadar süren bir süreçten geçtikten sonra, yeni kapitalizm ve kentleşme-kırsallaşma, sanayileşme karışımı bir az gelişmiş toplum sürecine girerek, bugüne ulaştık.

Nazikçe 'Gelişmekte olan ülke' adını taşıyan Türkiye, dünya sıralamasında Megalopolis aşamasında, cahil bir ülke olarak, az gelişmişlik kategorisinde yer alıyor. Uluslararası kapitalizmin çaresiz ortağı olarak, dışarıdan güdülen yarı sömürge sisteminin gösterilerini, cinayet listeleri ile birlikte izliyoruz.

Türkiye Yirminci Yüzyıl dünyasında 1950’ye kadar örnek gelişme gösteren bir ülke idi. Şimdi sorunların uzmanı çok, çözümü yok. Ama umutsuz insanlık olamaz. Toplumsal sorumluluklardan kendimizi soyutlayamayız. Bu uygarlık bilincine aykırıdır.

Aklı olan insan olarak, eğitimimiz, bilgimiz oranında çevremizi gelecek konusunda aydınlatmak zorundayız. Bu küçük aydınlık odakları toplum sinerjisini, insanların kendilerine ve geleceğe umutlarını korumaya yardım edecektir. Bunun parti, dernek ötesinde, çağdaş koşullarda bir insani dayanışma örneğidir. Bu dayanışma politik ideolojilerden, var olan örgütlerden değil, gerçek bir insan sevgisinden kaynaklanırsa amacına daha kolay ulaşabilir.

Böyle bir davranışın yaşamınıza kazandıracağı yeni boyut, dışarıdan gelen bir işaretten değil, kendi insanlık bilincinizin kişiliğinizi ve varlığınızı zorlayan enerjisinden kaynaklanmalıdır. Bu enerji bir insanlık ve sorumluluk duygusuna dayanır.

Çağdaş olmanın iki parametresi

Sevgili okurlar,

Çağdaş dünyada her toplum, köle olmak istemiyorsa iki parametreden vazgeçemez ve bunları gerektirdiği düzeylere ulaşmak zorundadır. Birincisi bilimsel düşüncede çağdaşlıktır. Bunun ölçütleri evrensel ve bilimseldir. Politik değildir. İkincisi öncül teknoloji üretiminde yeterliliktir. Bu da ülke ekonomisine giderek daha çok yük olan büyük kentleri şişirerek değil, ülkeye yayılmış bir ileri sanayileşme çabası ve ona paralel bir teknik öğretimle olur.

Bunların gerektirdiği entelektüel ortamın paralel büyümesi de, toplumun zaman içinde, çağdaş uygarlık aşamasına ulaşması demektir.

Bizim yaşımıza gelenlerin görevi, bu mesajı genç kuşaklara iletmektir.


Doğan Kuban