Kendini tekrar sanatı

Tanol Türkoğlu Y
Kendini tekrar sanatı

Dizilerin kendini tekrar eden senaryoları…

Yavaş ilerleyen Türk dizileri giderek yeni bir özelliğe kavuşuyor sanki: Kendini tekrar sanatı! Eğer böyleyse senaryo yazım sürecinde senaristlerin yapay zekadan istifade etmeye başlamış olduğu iddia edilebilir. Yapay zekaya iyi izlenme oranı (reyting) alan bölümleri-öyküleri girdi olarak sun. Sonra da ondan benzer öyküler-bölümler üretmesini talep et.

Örneğin bir önceki sezonda karısını onun en yakın arkadaşıyla aldatan iş adamı, bir sonraki sezon bu kez onu garsonluktan iş kadınlığına dek desteklediği bir başka ana karakter ile aldatıyor. Bir önceki sezon o “en yakın arkadaş” iş adamı için intihar ederken bu kez garson-iş kadını sevgili intihar ediyor.


Ya da bir başkası. Her sezon en az bir tane neredeyse-ölümlü trafik kazası. Her sezon en az bir kez balkondan düşme (ama ölmeme). Her sezon en az bir tane “güya aşkı için her şeyi yapan” kadın figürü. Öyle ki birisi herkesi yakarak öldüreyim derken öz babasının ölümüne neden oldu. Diğeri ise (güya aşık olduğu) ultra zengin yaşlı patronuyla birleşebilmek için nikahlı karısını zehirleterek öldürttü!

Allah bilir bu sene 37. sezonunu idrak eden Simpsonlar çizgi dizisinin senaristleri de yapay zekadan istifade etmeye başlamışlardır ama kimsenin aklına aynı konuları baharatlarını değiştirip yeniden sunmak gelmiyordur! Malum onların sözde derdi geleceği bilmek!

Türk dizilerinin kendini tekrar eder hale gelmesini finansal başarı ile irtibatlandırmak olası. Madem insanlar bunu seviyor, sevdiği şeylerden servis etmeye devam et. İzleyici bunu seviyor-istiyor ya da vatandaş bunu bilmez-anlamaz tavrı yoktan bir cumhuriyet yaratmış bir ülkenin bireylerine yakıştırılabilecek giysi olamaz-olmamalı! Öyle olsaydı 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in arkasından kimse yürümezdi. Öyle olsaydı onca insan canla-başla ulusal bir mücadele vermez, evlatlar şehit düşmezdi! Onun yerine Ortadoğu’daki kukla devletçikler gibi görünürde bağımsız, fiiliyatta sömürge olurduk!

Birkaç sene önce yılın kelimesi seçimlerinde dünyanın çeşitli ülkelerinde aday gösterilen sözcüklerden birisi de “suç ortağı” idi (complicit). Ortada topluma zarar veren bir eylem varsa ve birileri bu eyleme iştirak etmedikleri halde bunun gerçekleşmesine karşı sessiz kalıyorsa, bu kişiler de dolaylı yoldan suça iştirak etmiş sayılır bakış açısının işaret ettiği türden bir suç ortaklığı.

Bizde ise anlaşılan Tanzimat’tan (hatta daha eskiden) beri süregelen bir paradigma tutulması söz konusu. Küçük bir azınlığa fayda sağlayan ama demode olmuş ya da çoğunluğa angarya çıkaran paradigmanın o azınlık tarafından yaşatılmaya devam etmesi. Matbaanın geciktirilmesi de memurun gereksiz bürokrasisi de hep bu noktada gelip düğümleniyor! İşte o nedenledir ki çözümü alette, teknikte, sistemde, teknolojide arayanlar gafil avlanıyor. O azınlık getirilen her sistemi delmenin bir yolunu buluyor. Vatandaşın işi hızlı yapılsın diye e-devlet sistemleri kuruluyor. Bir bakıyorsun birileri sahte diploma tüccarı olmuş!

15. yüzyılda Osmanlı farkında olmadan binlerce yıllık tarım toplumunu yıkacak yepyeni bir toplumun tetikleyici eylemini gerçekleştirdi. İstanbul’u aldı! Batı buna karşılık üç yüz senede yeni paradigma icat etti: Sanayi toplumu! Biz ise İstanbul’a yerleşemedik bile!

Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com

*Bu yazı HBT Dergi 496. sayıda yayınlanmıştır.

Tanol Türkoglu