Ülkelerin Araştırma Geliştirmeye (ArGe) ayırdıkları bütçe, o ülke ekonomisinin göstergesi Gayri Safi Milli Hasılanın (GSMH) yüzdesi olarak hesaplanıyor ve ideal olarak GSMH’nın en az yüzde üçünün ArGe’ye ayrılması bekleniyor. Bu oranı tutturan pek az ülke var: İsrail, yüzde altı ile listenin en tepesinde; ABD bile 3,60 ile onun gerisinde.
Öte yandan, bu oranın GSMH ile çarpılacağını unutmamak lazım: ABD 30 trilyon dolarlık ekonomi; oysa İsrail GSMH’si 600 milyar dolar. Yani İsrail ArGe’ye 36 milyar dolar yatırırken ABD 1 trilyon dolardan çok yatırıyor.
Türkiye’nin ArGe’ye ayırdığı bütçe, son yıllarda katlanarak artmış. Türkiye İstatistik Kurumuna (TÜİK) göre, Türkiye GSMH’sının yüzde 1,4’ünü ArGe’ye ayırıyor. Bu rakam GSYH ile çarpıldığında, 20 milyar doların üstünde bir miktar çıkıyor. Üstelik, Türkiye GSMH’si her yıl artarken, bu oran da artmaya devam ediyor: TÜİK raporuna göre, 2002’de bu oran 0,5 iken son yıllarda hızlanarak artıp 1,4’ü geçmiş. Bu 1,4 oranı, dünyayla karşılaştırılınca da epey iyi: İtalya ve Macaristan ile aynı; 1,5 olan Yunanistan, İspanya ve İrlanda’nın bir tık altında.
Öte yandan, 22 milyar dolar nasıl bir para, anlamak için mesela ABD’deki Washington Üniversitesinin yıllık bütçesi ile karşılaştırıyorum: Tek bir üniversitenin yıllık bütçesi 12 milyar dolar.
Yüzde 65’i özel sektörden
Peki bu miktara ne gibi harcamalar giriyor? Kim yapıyor bu harcamaları?
TÜİK verilerinde buna da bakalım: Tüm ArGe harcamasının yüzde altmış beşini özel sektör, yüzde otuzunu üniversiteler yüzde beşi diğer olmak üzere yüzde otuz beşini de devlet yapıyor. Özel sektörün yaptığı ArGe harcamasının da yarısından çoğu ArGe merkezlerinde yapılıyor. Ayrıca devlet ArGe projeleri ile özel sektörü destekliyor. ArGe merkezlerine devletin büyük vergi kolaylığı tanıdığını da dikkate alırsak, bu harcamaların önemli bir kısmını devletin finanse ettiğini düşünebiliriz.
Ülke olarak önemli bir kaynağımızı ArGe’ye ayırıyoruz. ArGe ile ülkenin zenginleşeceğini, refahın, yaşam kalitesinin artacağını umut ediyoruz. Öyle oluyor mu? Olmuyorsa niye olmuyor? Bunun cevabını aramak, kıt kaynaklarımızın doğru harcanması için çaba göstermek lazım. Yukarıda gördüğümüz üzere, devlet iki yere büyük destek veriyor: Üniversitelere ve ArGe merkezlerine. Üniversitelerin nitelikli araştırmacı yetiştirmesi, özel sektörün nitelikli ArGe yapması lazım.
Mezun artıyor, ama…
Ülkemiz yükseköğretimde nicelik olarak büyük bir sıçrama gerçekleştirdi. 25 yaş üstü nüfusta üniversite ve üstü mezunlarının oranı 2008’de yüzde onun altındayken, 2024 yılında bu oran yüzde yirmi beşe kadar çıktı: Her dört kişiden biri üniversite mezunu. Bu oranda OECD ortalamasının altında olsak da oran hızla artıyor. Ancak verilen derecelerin ne kadarı ArGe için gerekli olan fen, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanında ve nitelik nasıl derseniz durumumuz o kadar parlak değil. STEM alanlarında verilen derecelerin tüm üniversite derecelerine oranı Türkiye’de yüzde 19’un altında. Almanya, Güney Kore ve Hindistan gibi ülkelerde bu oran yüzde 30’un üstünde.
Özel sektörün yaptığı araştırmanın niteliğini ölçmek için de imalat sanayisinde yüksek teknolojili ürünlerin oranına bakabiliriz.
Otomobil, beyaz eşya gibi ürünler orta-yüksek teknoloji sayılırken, bilgisayar teknolojisi gibi ürünler yüksek teknoloji sınıfına girmektedir. TÜİK’in 2024 yılı istatistiklerine göre, imalat sanayisinde yüksek teknolojili ürün oranı yüzde üç buçuk; orta-yüksek teknolojili ürünlerin oranı ise yüzde yirmi sekizdir. Seneler içinde bu yüzde üç buçuğu hiç artıramazken, orta-yüksek teknolojili ürünlerin oranı ancak bir puan artmış görünmektedir.
Sonuç olarak, ArGe için ayrılan kaynak artmış görünmekle birlikte, durum parlak gözükmemektedir. Bunun nedenlerini uzun uzadıya tartışmak gerek. Bunu gelecek yazılarımda yapacağım.
Lale Akarun
*Bu yazı HBT Dergi 496. sayıda yayınlanmıştır.