Yeni Türkiye’de ikinci sırada “ulaşım”ın yer almasına takmayın. Birçok iletişim fakültemiz var ama iletişim bakanlığı yok ülkemizde ama bir ulaştırma bakanlığı var. Demek ki, ulaştırma önem sırasında bilgi edinme ve iletişimden önce geliyormuş. Zâten bilgisiz kalıp, iletişime ihtiyaç duymayalım diye tüm iletişim, telli ve telsiz; yabancı sermayeye terk edilmedi mi? neyse bu üçüncü başlık…
Ne diyor Anadolu’nun bağrı yanık ozanı: “orda bir köy var uzakta / gitmesek de görmesek de o bizim köyümüz”. Evet gitmek görmek benimsemek birinci vazifemiz. Bunun için dağları delip 4 şeritli tüneller yap(tır)mak, da bizim işimiz. Bu iş için bir yandaş kayırma bakanlığı kurmak ta öyle. Ulaşım başta geliyor. Sanki İran veya Irak, Suriye sınırlarına 4 şeritli yol yapsaydık PKK belasını uzak tutabilecektik. Neyse bu yazının amacı bu değil.
Gelecekte ulaşım
Giderek kişiselleşecek. Neredeyse bir ailenin tatile gitmesi için bir evden 3 vasıta hareket edecek: ana + baba + (çocuklar ve şoförü). Tabii başkomutanın “en az 3” komutunu ıskalamamışsanız. Iskalamış olsanız da 1 çocuk için 1 araç gerek. Elbette, araç kullanma yaşı 2 yaşa indirilemeyeceğine göre, eğer bir şoför tutulmayacaksa, çocukların aracı ya ananınkine ya babanınkine bağlı olacak. Kime bağlı olacağına vekalet mahkemeleri karar verecek.
Okurlarımdan Ceyhun beye çok teşekkür, bana “ifnâ” sözünün yerine “savar” kullanmamı önerdi. Şoförlü ya da otonom, bu araçlar YÇSC (Yer Çekimi Savar Cihazı) teknolojisiyle çalışacak. Çocuklar kendi başına oraya buraya gitmesinler diye bunların anti-madde depoları çok az “yakıt” (anti madde) alacak. Elbette, ana-babalar şoför tutup ona para ödemektense, pahalı da olsa otonom araçları tercih edecekler. Hem de otonom sistemine “şuraya gitmek yasak”, “buraya gitmek yasak” diye komutlar girip yasaklarla yönetmek alışkanlığına sâhiplerse, çekici gelecektir. Kişisel taşıt araçları vardığınız yerde (sağ olsun anti madde) katlayarak cebinize koyabileceğiniz yapıda olacak. Gideceksiniz, kapıda ineceksiniz “katlan” diyeceksiniz; katlanacak, cebinize yerleştirip kapıdan içeri gireceksiniz.
Tüm araçlar bir trafik yönetim sistemine bağlı olacak. Aracınıza bindiniz, gideceğiniz yeri söylediniz, araç çabuk ama çok yakan rotadan mı, daha uzun süreli ama daha az yakan rotadan mı diye size seçtirdi. Sonra yola çıktı. Yolda merkezi yönetim sistemine ayak uydurarak ilerledi, tam söz verdiği sürede vardı. Ne güzel değil mi? Elbette, trafik tek merkezden yönetiliyorsa, yöneten adam “sapıtmadıysa” trafik kazası da olmayacak(!), Trafiğin akış hızı, tüm araçlar tek merkezden yönetildiğinde merkez tarafından belirlenebilecek. Uçaklar ve hızlı trenler de pek müşteri bulamayacaklar, bunlar eğlence parklarında “roller coaster” olarak varlıklarını sürdürecekler. Bir de benim gibi 73 senedir sâhip olduğu oyuncak treni kurup çalıştıran dinozorların antika atölyelerinde olacaklar.
Neden ulaşacağız?
Adımlar, dünya vatandaşlığına doğru atılacaksa, bir yere ulaşmanın ülkeyle, yurtla pek ilgisi kalmayacak. Seyahat acenteleri nereleri pazarlıyorsa, sosyal medyada oraları güncel ve çekici olacak, herkesler de oralara gitmek isteyecekler. Dolayısıyla bir yere ulaşmak sırf moda olduğu için gözde olacak. Kişisel bir dürtü olmayacak bunun içinde. Durum bu olunca da, ne fark eder ne zaman gittiğiniz, nasıl gittiğiniz? Dünya vatandaşı Ali usta, atlar arabasına, gider moda adresine. Orada iner arabasından katlar koyar cebine çıkar odasına, düşer zevk sefanın içine, sonra yeterince “dinlenmiş” olarak iner aşağıya, cebinden çıkartır aracını biner döner işine.
İşte ulaşım bu iş için gerekli. Ulaşım bakanlığı hâlâ gerekli olur mu? sorusu geçerli…
Ali Akurgal
Bu yazı HBT Dergi 484. sayıda yayınlanmıştır.