Düşünmeyi de yapay zekâya mı bırakacağız?

Editör ne diyor?

Bilim ve teknoloji tarihinde bazı eşikler vardır. Bu eşiklerde mesele yalnızca yeni bir aracın ortaya çıkması değildir; insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin değişmesidir.

Bu sayımızın kapak dosyası böyle bir eşiğe odaklanıyor. Yapay zekâ artık yalnızca bilgiye erişmemizi kolaylaştıran ya da işlerimizi hızlandıran bir teknoloji değil. Giderek düşünme biçimimizi etkileyen, karar süreçlerimize ortak olan ve hatta bazı zihinsel görevlerimizi devralan bir sisteme dönüşüyor.

GPS’in yön bulma yeteneğimizi körelttiğini, internetin belleğimizi dışsallaştırdığını biliyoruz. Şimdi ise sırada yaratıcı ve eleştirel düşünme kapasitemiz mi var? Yapay zekânın zihnimizi teslim almasını nasıl önleyebiliriz?


Kapak dosyamız, bu soruyu nörobilimden psikolojiye, eğitimden teknolojiye uzanan geniş bir perspektiften ele alıyor. Erdal Musoğlu’nun yazısı…

Dosyamıza eşlik eden bir başka yazı da yapay zekânın görünmeyen etkilerine dikkat çekiyor. Yapay zekâ sayesinde saatler süren işler dakikalar içinde tamamlanabiliyor. Ancak ilginç biçimde bu durum birçok insanda rahatlama değil, suçluluk duygusu yaratıyor: Kazandığımız zamanı ne yapacağız? Daha çok mu çalışacağız, yoksa düşünmeye, öğrenmeye ve yaşamaya mı ayıracağız? Görünen o ki yapay zekâ yalnızca çalışma biçimlerimizi değil, emek ve değer anlayışımızı da yeniden şekillendiriyor.

Zeka ve bağlantı

Bu sayıdaki birçok yazı aslında aynı sorunun farklı yüzlerini ele alıyor: İnsanı insan yapan nedir?

İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç, insanlığın mağaradan çıkışını büyük beyinlere değil, birbirine bağlanan beyinlere bağlıyor. Ona göre medeniyetin gerçek sırrı bireysel zekâ değil, bağlantıların gücü. “Yeni fikirler, çoğu zaman tek bir zihnin içinden değil, farklı zihinlerin karşılaşmasından doğar. Ridley’nin “fikirlerin çiftleşmesi” olarak tanımladığı süreç aslında bağlantısallığın yaratıcı gücünü anlatmaktadır.”

Aynı sayfalarda yer alan yeni bir araştırma ise iki dilli insanların farklı dilleri ayrı sistemlerle değil, ortak bir dilbilgisi motoruyla işlediğini göstererek beynimizin esnekliğine dair yeni ipuçları sunuyor.

Yapay zeka insanı dışlıyor mu?

Dijital kültür sayfalarımızda ise farklı bir dönüşüm tartışılıyor. Bir zamanlar internetin en büyük vaadi herkesin içerik üreticisi olabilmesiydi. Şimdi ise yapay zekâ ajanlarının kendi aralarında içerik üretip tartıştığı yeni bir dönemden söz ediliyor. Bu gelişme katılımcı kültürün evrimi mi, yoksa insanın dijital dünyanın dışına itilmesinin ilk işaretleri mi? Kültür Üniversitesi’nde Okan Şeker’in yazısı…

Tanol Türkoğlu’nun Dünya Kupası’ndan yola çıkarak kaleme aldığı “Futbol ve Optimizasyon” yazısı da aynı tartışmaya farklı bir açıdan yaklaşıyor. Verilerle kusursuzlaştırılmış sistemler ne kadar başarılı olursa olsun, insan yaratıcılığının ve öngörülemezliğinin hâlâ oyunun kaderini değiştirebildiğini hatırlatıyor.

Doğurganlık neden artmıyor

Lale Akarun’un bu haftası önemli yazısı Nüfus üzerine…Macaristan örneğinden yola çıkarak “Doğurganlık oranlarının artması için kadınların değil, erkeklerin değişmesi, çocuk ve yaşlanan ebeveyn bakımının kadınların değil, tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğunun kabul edilmesi, buna yönelik sosyal programlar geliştirilmesi gerekli” saptamasını yapıyor.

Ali Akurgal, nadir toprak elementlerimizi bir başka açıdan değerlendiriyor.

Doğan Kuban hoca ise “Sömürge statüsü artığı” başlıklı yazısında

“Müslüman, Hıristiyan, Budist hangi ülkeye giderseniz üç özellik ayrılmaz bir bütün oluşturuyorlar: Fakirlik, bilgisizlik ve özgürlük yokluğu. İslam ülkelerinin sorunları da bundan ibaret. Dünya tarihi de bu hikayeyi anlatır. Fakirlik ve bilgisizlik, despotizmin beslendiği uygarlık çöplükleridir” diyor.

Bu sayıda gözümüzü yalnızca insan zihnine değil, gökyüzüne de çeviriyoruz.

Ay’da kalıcı üs

Grafik Bilgi sayfamızda SpaceX’in uzay ekonomisindeki olağanüstü yükselişini inceliyoruz. Ardından NASA’nın Ay’ın güney kutbunda kurmayı planladığı yüzlerce kilometrekarelik kalıcı üs projesine uzanıyoruz. İnsanlığın Dünya dışındaki ilk sürekli yerleşiminin temelleri belki de önümüzdeki on yıl içinde atılacak.

Zaman kavramını bambaşka bir açıdan ele alıyoruz. Hayvanların zamanı nasıl algıladığına ilişkin yeni araştırmalar, her türün kendi “zaman manzarası” içinde yaşadığını gösteriyor. Belki de zaman yalnızca saatlerin ölçtüğü bir gerçeklik değil; her canlının kendine özgü biçimde deneyimlediği bir dünya.

Doğa ve çevre sayfalarımızda ise geçmişle gelecek arasında köprü kuran önemli bir hikâye yer alıyor. 64 milyon sayfalık dünyanın en büyük biyoçeşitlilik arşivi bugün finansman kriziyle karşı karşıya. İnsanlığın doğaya ilişkin hafızasını koruyan bu dev dijital kütüphane, bilginin korunmasının da en az üretilmesi kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.

Dünyada göç son 5 yıl içinde üç kat arttı… 2000 yılında 13 milyondan 2023’de 35 milyona yükseldi. Kimler nereden nereye göçüyor? Bilgi Küpü: uyurken beynimiz temizlik yapıyor…

Şekersiz yaşam” mı?

Sağlık ve Beslenme bölümümüzde son yılların popüler eğilimlerinden biri olan “şekersiz yaşam” yaklaşımını sorgulayan yeni araştırmalara yer veriyoruz. Görünen o ki sağlıklı yaşamın yolu her şeyi yasaklamaktan değil, vücudumuzdaki görünmez ekosistemlerle uyumlu yaşamaktan geçiyor.

Nilgün Özbaşaran Dede‘nin Araştırma Gündemi sayfalarında ise bizi yorgunluğu tespit eden tükürük testlerinden, küresel göç hareketlerindeki büyük artışa ve ölümün ekosistemlerdeki rolüne uzanan geniş bir araştırma turu bekliyor.

Mercan Bursalı’nın Meraklı Çocuk sayfasında “Bilim her zaman doğru mudur?” sorusunu tartışıyoruz. Aslında bu soru yalnızca çocuklar için değil, hepimiz için önemli. Çünkü bilim, kesin doğruların değil; sürekli sorgulamanın, test etmenin ve öğrenmenin yoludur.

Belki de yapay zekâ çağında en çok ihtiyaç duyacağımız şey tam da budur: Daha az değil, daha çok düşünmek. Bilgiyi yalnızca tüketen değil, sorgulayan bireyler olmak. Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, eleştirel düşünceyi, merakı ve yaratıcılığı bizim yerimize üstlenecek bir makine henüz yok.

Dijital HBT

Her sayı anımsatıyoruz: Dijital HBT’de daha çok ilginç yazılar var: Meraklı Büyük’te İnsan. Bedeni doğuştan dengeli midir; 2000’den fazla yerli dil kaybolma riski altında; Feynman’ın restoran formülü, Ne zaman yeni bir şey denemeli; Akciğer kanseri salgını zengin ülkelerden orta gelirli ülkelere kayıyor; Sistem kritik eşiğe geldi: San Andreas ve San Jacinto fayları büyük depreme tehlikeli şekilde yaklaştı…

Ve basılı ve dijital dergide daha pek çok  yazı haber, karikatürler, kitap ve bulmaca sayfaları. Dijital dergimize de abone olarak HBT’yi destekleyin lütfen…

İyi okumalar.

Özlem Yüzak