‘Kalbiniz için’ kaslarınıza iyi bakın!

Öne Çıkanlar Sağlık
‘Kalbiniz için’ kaslarınıza iyi bakın!

Prof. Dr. Zeliha Özer

Yaşla birlikte sessizce azalan kas kütlesi, yalnızca hareket kabiliyetimizi değil kalbimizin sağlığını da tehdit ediyor. Sarkopeni; düşmelerden insülin direncine, kalp yetersizliğinden erken ölüme kadar uzanan ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Ancak erken tanı, doğru egzersiz ve yeterli protein desteğiyle bu süreci yavaşlatmak mümkün.

Yaşlılık döneminde kas kütlesi ve gücünün kaybı olarak bilinen sarkopeni, geriyatrik araştırmalarda en önemli sağlık sorunu olarak öne çıkmaktadır. Oluşma olasılığı yaş ile birlikte artmakta, 60-70 yaş döneminde %5-13 iken, 80 yaş ve üzerinde %11-50 oranına yükselmektedir.


Güncel kayıtlara göre, dünyada 50 milyon insanda sarkopeni tespit edilmiştir ve bu sayının önümüzdeki 40 yıl içinde, ileri yaş nüfusun da artmasına paralel olarak 200 milyona ulaşması öngörülmektedir.

Peki neden bu kadar önemli? Neden bu kadar üzerinde duruluyor?

Çünkü sarkopeni yaşlı bireyin kendi başına yaşama yetisini elinden alan ve yaşam kalitesini her açıdan düşüren çok önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kas gücü azalan insanlar kolaylıkla düşüyor, kırıklar oluşuyor, yatağa ve eve bağımlılık artıyor. Üstelik fiziksel performanstaki azalmanın çok tehlikeli bir bedeli var: kardiyovasküler hastalıkların çok daha kolay oluşması!

Günümüzde sarkopeninin yalnızca kas sorunu değil, kardiyometabolik bir risk faktörü olduğu düşünülmektedir. Kalp yetersizliği olan hastalarda %34-66 oranında sarkopeni tespit edilmiştir.

Altta yatan mekanizmalar çok faktörlü olmakla birlikte, kasların azalmasından en çok etkilenenler glukoz-insülin metabolizması, enerji üretimi ve  damar duvarlarıdır.

Kas azalınca glukoz kullanımının azalması insülin’in işini arttırır. Sonuç; insülin direnci, kan şekerinin yükselmesi, yağ metabolizmasının bozulması ve damar içi ateroskleroz (kireçlenme) gelişiminin hızlanmasıdır. Kas kaybı sadece insülini değil, mitokondri sayısını ve fonksiyonunu da azaltır. Mitokondri enerji üretimi demektir. Enerji yetersiz ise kalp kası yeteri kadar beslenemez, damar duvarı hasarlanır ve kronik inflamasyon sürecine girilir.

Koroner arter hastalığının altta yatan biyolojik mekanizmalarından bir tanesi de, bu kronik düşük düzey inflamasyondur. Hastanede takip edilen her 4 koroner arter hastasından 1 tanesinde sarkopeni olduğu tespit edilmiştir. Bu durum önemlidir, çünkü düşük iskelet kas kütlesi, artmış kardiyovasküler mortalite, kalp krizi ve düşük egzersiz kapasitesi demektir.

Nasıl tanı koyulabilir?

Sarkopeninin erken belirtilerinin tespit edilmesi önemlidir, çünkü tedavi girişimleri sarkopeni ileri düzeylere ulaşmadan önce daha etkilidir. Kullanılan çok fazla sayıda tarama testi ve materyali bulunmakla birlikte, hangisinin daha belirleyici olduğu konusunda ortak bir karara ulaşılamamıştır. Ancak, yavaş yürüme hızı, düşük kavrama kuvveti, düşme hikayesi, oturur pozisyondan ayağa kalkmada zorluk yaşanması, kilo kaybı ve günlük aktivitelerin yapılmasında zorluk sarkopeni tanısı için önemli olduğu düşünülen klinik belirtilerdir ve bunların sorgulandığı anketler kullanılır. Bu belirtilerin saptandığı hastalarda mutlaka malnütrisyon (beslenme yetersizliği) olup olmadığı da sorgulanmalıdır. Çünkü birçok hastada sarkopeni ve malnütrisyon birbirlerine eşlik edebilmektedir.

Erken tanı taramalarında dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli konu, vücut kitle indeksi’nin yanıltıcı olabileceğidir. Yaşlı yetişkinler, kas kütlesini kaybederken yağ oranlarını arttırarak aynı kiloda kalabildikleri için dış görünüşte sağlıklı bir yapıda görünebilirler. Bu durum, sinsi bir tehlike olan sarkopenik obezite’yi gizleyerek kişileri kardiyovasküler hastalıklar ve artan ölüm riski ile karşı karşıya bırakmaktadır.

Tarama testleri pozitif olan kişilerde, tanı için kullanılabilecek en güvenilir yöntemlerin bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) olduğu kabul edilmektedir. Her ikisi de, kas dokusunu doğrudan görselleştirerek vücut kompozisyonunu hassas bir şekilde analiz etme ve toplam kas hacmini tahmin etme imkanı sunar. Özellikle BT taramalarında bel bölgesinden (omurgada L3 omurga seviyesi) alınan kesitler kardiyovasküler hastalığın gelişimi ve sarkopenik obezite ile ilgili kritik bilgiler verir.

Nasıl önlenmeli ve tedavi edilmeli?

Sarkopeniyi önlemek ve tedavi etmek için özel bir ilaç bulunmamaktadır. En etkili yöntem,  direnç ve aerobik egzersizlerin birlikte yürütüldüğü bir egzersiz programı ve beslenme desteğidir.

Direnç egzersizi, kasların vücut ağırlığı, yer çekimi, elastik bantlar ve/veya harici ağırlıklar gibi bir dirence karşı çalıştırılması esasına dayanır.  Önemli olan sürdürülebilir bir egzersiz planı uygulamak olduğu için, spor salonuna veya makinelere erişimi olmayan yaşlılar için squat (çömelme ve kalkma), lunge (öne hamle), sandalyeye oturma-kalkma, hatta su şişesi veya pirinç torbası gibi ev tipi malzemelerle günlük hareketleri taklit eden egzersizler yapılabilir.

Yüzme, yürüyüş ve hafif tempolu koşu (jogging) gibi aerobik aktiviteler de, kaslarda doğrudan büyük bir hacim artışı yapmasa da, mitokondriyal enerji üretimi ve enzim aktivitesini artırarak kasların daha sağlıklı çalışmasını sağlar.

Haftada 2-3 gün uygulanacak bu programın, sarkopeniyi önlemede en bütünsel ve etkili yaklaşım olduğu düşünülmektedir.

İleri yaşlı insanların beslenme programlarında yüksek proteinli diyet çok önemlidir. Avrupa Klinik Nütrisyon ve Metabolizma Derneği, günlük protein desteğinin 1.0-1.2 /kg olması gerektiğini belirtmektedir. Akut hastalık, ciddi kronik hastalık veya travma gibi durumlarda bu miktarın 1.2-1.5/kg düzeyine çıkarılması gerekmektedir.

Kaynaklar: Eur J Prev Cardiol  (PMID: 40386866), Circulation (PMID:37186680), Nutrition  (PMID: 39127018), Clin Nutr (PMID: 39736721)