Yapay zekâ ve İstanbul’un trafiği

Ali Akurgal
Yapay zekâ ve İstanbul’un trafiği

Yapay zekâ, ufak ufak yaşantımıza giriyor. Bunu ilk önce arama motorlarına aranacak sözü yazarken, öneriler şeklinde sıralamalar ile gördük. Şimdilik, yapay zekâ bir insanın kararlarını en akıllı biçimde “icra” ediyor, ama bir insanın yerine karar vermiyor. Yakın zamanda, fabrikalarımızı endüstri 4.0’ın gereği olarak yapay zekâlı üretim robotları ile donatacağız. Bunlardaki yapay zekâ, yerli ve milli olmayacak. Eğer o yapay zekâ fabrikalarımızın yönetimini kendisini yaratanların hedefleri doğrultusunda yapmaya başlarsa, üretimimiz üzerindeki kontrolümüz zayıflayacak. Kim bilir, AB ile müzakerelerin askıya alınmasını önerenler, bu robotlara bir mesaj yollayınca, üretimimiz azalabilir, ekonomimiz sendeleyebilir. Üst akıl denilen bu olmasın sakın? Ülkemizi nasıl yöneteceğimize birde bu yolla mı “müdâhil” olacaklar?

Demek ki, eğer yapay zekâ olacaksa, yerli ve milli olmalı. İyi de, biz yerli ve milli yapay zekâ üretmeye pek yakın değiliz. Çünkü, doğal zekânın nasıl çalıştığını bilmiyoruz. Bunu öğrenmeden, yapacağımız “yapay”, başarısız, daha korkuncu zararlı olmaya mahkûm. İşin sonu, bir ülkeden birilerinin sorumsuzca ortaya atacağı zararlı yapay zekânın bulaştığı yerleri atom ve hidrojen bombaları ile yok etmeye, insanlığın sonuna kadar gidebilir. Doğal zekâyı anlayabilmek, sırlarını çözmek için de onu yaradanın nasıl yarattığını incelemek, sorgulamak gerekiyor. Bu konuda çalışacak bilim adamları, ülkemizde giderek “anlamaya çalışmadan saldıran” radikalleşmiş tutucu insanların hedefi haline gelebilir. Bu sorunu toplumsal uzlaşı ile gidermeliyiz. Yoksa yerli ve milli yapay zekâdan yoksun kalacağız, sayın Merkel’in yapay zekâ ürünlerine avuç dolusu para vereceğiz.

Akademisyenlerimizin ve firmalarımızın hızla serpilip yetkinleşmeleri için bir yol, bu konuda bir “sertifikasyon mercii” kurmak. Bu kurum/ kuruluşta Türkiye’de işletilecek (başta yabancı) yapay zekâ ürünleri, tıpkı ilaçlarda olduğu gibi, incelenip denetlenerek, ülke yararı dışında bir sonuç yaratmayacakları belgelenebilir. Bu vesile, burada çalışanlarda da yerli ve milli yapay zekâ için önemli bilgi birikimi oluşur.


Ya İstanbul’un trafiği?

Trafik, araç ve yaya akışı demek. Hedef, bir yerden başka bir yere gidecek olanın, mümkün olduğu kadar kısa yoldan ve mümkün olduğu kadar çabuk gitmesini sağlamak olmalı. Yolda geçirilen her fazla dakika, o araç veya kişinin yolu gereksiz işgal etmesi demek. Yolu kullanan araçlar, yavaş giderlerse, akış düşüyor. Hızlı giderlerse de iki araç arasında bırakılması gereken güvenli uzaklığın, hızın karesi ile artması nedeniyle akış gene düşüyor. Yolun en verimli kullanımı 60km/s (binek araçları için 80 km/s, yaya geçidi olan yollarda 70km/s) hızlarında oluyor. O zaman, ilk önce yapılması gereken, yollarda akış hızını 60km/s altına düşürmemek. Yeşil dalga uygulaması bunu sağlamaya yönelik. Köprülü kavşaklar bunun için yapılıyor. Gelecekte tüm araçlara yapay zekâ olarak adlandırabileceğimiz otomatik sürüş sistemleri konulduğunda, o sistemler aralarında haberleşecekleri için güvenli uzaklık azaltılabilecek ve araç için yol üzerinde daha uzun yer kaplamadan, hız artırılıp verim sağlanabilecek.

Bizdeki doğal zekâ günümüzde trafiğin, “bir diğerine yol vermek” mantığı üzerine kurulu olduğunu unutuyor, “hakkımı, genişleterek alırım” mantığını uyguluyor. Sonuç, kilitli kavşaklar. Bunlara çâre, “git başımdan” mantığı ile bulunuyor. Bir kavşak sıkışıyorsa, orada dönüşler yasaklanıyor, araçlar fazladan 300-500 metre daha öteden dolaşıp geliyor. Evet, akış belli hızın üzerinde tutularak yol verimine olumlu katkı sağlanıyor ama, yoldaki araçların sayısı artırıyor. Akan, ama istediği yere kısa yoldan çabucak gidemeyen araçların oluşturduğu kalabalık bir trafik ortaya çıkıyor. Doğal zekâsı başarısız olanın yapay zekâsı nasıl olur, siz karar verin.

Ali Akurgal / ali@akurgal.com

Bu yazı HBT'nin 78. sayısında yayınlanmıştır.

Ali Akurgal