Etik (Törebilim): Bütüncül Bakış

Melih Baş Y
Etik (Törebilim): Bütüncül Bakış

Son zamanların en önemli konularının başında çoklu kriz gelmektedir. Bu bağlamda da törebilim (etik) krizi de bir boyut olarak en sıcak konulardan biri olarak gözükmektedir.   

Törebilim konusuna girerken kavramları ve kuramları kısaca ele alalım.

ETİK VE İLGİLİ KAVRAMLAR  (1)


Latince’deki ‘ethica’ ve Yunanca’daki ‘ethikos’ sözcüklerinden türemiş olan etik kavramı, töre, görenek ve alışkanlık’ anlamına gelmektedir. Törebilim ‘İnsanlar arasındaki ilişkilerin temelinde yer alan değerleri inceleyen, ahlakî (moral) bakımdan iyi veya kötü, doğru veya yanlış olanın niteliğini ve temellerini araştıran disiplin’ biçiminde tanımlanmaktadır.

Törebilime bireyin kendine karşı sorumlulukları bağlamında ferdî etik olarak bakabileceğimiz gibi bireyin dış çevresiyle ilişkisi bağlamında da bakabiliriz. Törebilime temel ilkeler (genel törebilim) bağlamında da bakılabileceği gibi belirli bir kurum ya da meslek ilkeleri (özel törebilim örnekse tıp törebilimi vd.) bağlamında da bakabiliriz.

Törebilime konular, anlamlar, amaçlar ve sorumluluklar gibi kavramlar (kuramsal / felsefi törebilim) bağlamında bakabileceğimiz gibi ahlakî görevlerin yerine getirilmesi (ticaret törebilimi) eşdeyişle uygulamalı etik olarak da bakabiliriz.

Törebilimde üç koldan söz edilebilmektedir:

Kaidesel (Normatif) törebilim: Ahlakî değerleri ve davranış biçimlerinin kapsam ve içeriğinin, doğruluğunun ve geçerliliğinin araştırıldığı koldur.

Betimsel (Deskriptif)törebilim: Ahlakî hükümlerin psikolojik, siyasal, toplumsal ve tarihsel nedenlerinin araştırıldığı koldur.

Meta törebilim: Kaidesel ve betimsel törebilim çerçevesinde ahlakî ve ahlakî olmayan değerlerin ve davranış biçimlerinin birbirleri ile ilişkilerinin ve sınırlarının araştırıldığı koldur.

Yukarıda ‘ahlâki bakımdan’ diye yazmıştık, peki ahlâki sözcüğü nereden çıktı? Latince ‘mos’ sözcüğünden türeyen ‘moral (ahlâk)’ kavramı toplum içerisinde yerleşmiş, kabul görmüş, uyulması beklenen düşünce ve tutumları ifade eder. Bir arada yaşayabilmenin koşulu bunlara uyulmasıdır. Ahlâki nitelemelerin çözemediği değerler çatışması durumunda felsefenin bir alt disiplini olan törebilim devreye sokulur, iyi-kötü ya da doğru-yanlış konularında sorularla bir sistematik temellendirilir ve yargılar ortaya konur.

Ahlâkın ‘universal’ eşdeyişle tüm zamanlar için genel geçer (ideal, evrensel) olan ilkeleri ve özellikleri ile ‘particular’ günün koşullarına özgü olan ilkeleri ve özellikleri arasında eytişimsel (diyalektik) bir ilişki olduğunun altını çizmek gerekir. Örneğin derebeylik (feodal) döneminde evlenen kadınların ilk gece birlikte olmak hakkı derebeye aitti. Kapitalist dönemde böyle bir şey, nitelikli cinsel istismar suçunu oluşturacaktır.   

Bu iki öğe (universal ve paticular) birbirini dışlayan taraflar olmakla birlikte, kendilerini anlamlı kılmak için birbirlerine gereksinimleri vardır. Bu konuda Marxgil yazına başvurmak gerekir.   

AHLÂKA MARXGİL BAKIŞ (2)

Marx’ın bu eytişimsel sorunu ahlâk ile ilişkisini nasıl ele aldığını anlamak için başvurabileceğimiz kaynakların başında ‘Gotha Programının Eleştirisi’ adlı yapıt gelir. (Gotha Programı’nın Almanya Sosyalist İşçiler Partisi’nin -1800’lerin son çeyreğinde- anayasası olduğunu anımsayalım.

Özellikle adalet, eşitlik, özgürlük ve gereksinim gibi ahlâkın can alıcı odak kavramları konusu Marx tarafından yukarıda sözünü ettiğimiz eytişimsel çelişkinin dar çerçevesinden çıkarılıp, akışkan biçimde tarihsel, sosyo-ekonomik ve siyasal değişim süreçleri içinde ele alınmıştır.

Örneğin, adaleti dürüstlük üzerinden anlayan sosyalistlere ilişkin eleştirisinde Marx şöyle yazmış: ‘Adaletli biçimde dağıtım ne demektir? Burjuvalar bugünkü dağıtımın adaletli olduğunu savlamıyorlar mı? Ve gerçekten de bugünkü üretim biçimi esasına göre dağıtım, biricik ‘adaletli’ dağıtım değil midir?’

Bu örnekten de anlaşılacağı üzere Marx adalet gibi kavramların soyut metafiziksel yollarla açıklanmasına cepheden karşı çıkmaktadır. Kimi yazarlara (Ziyad Husami vd.) göre, Marx’taki bilim anlayışının kökeninde siyasal bir törebilim anlayışı yatmaktadır.

Marx ahlâkın diyalektik doğasını ele alırken bize şunu öğretebildi mi acaba: Bugünün ahlâkıyla yarını düşlerken eşanlı olarak yarının ahlâkıyla bugünü anlayabilmek!            

Bu bağlamda özellikle İngiliz Okulu kaynaklı ahlâkçıların bireycilik ve özgecilik karşıtlığı üzerinden bir ahlâk sistemi kurgusunu temelden eleştiren ve bunun yanlış bir yol olduğunu, bireyin ve toplumun iyiliklerinin tüm dönemler boyunca aslında özdeş olduğunu söyleyen Kropotkin’in ‘Anarşist Etik’ yaklaşımını da anmadan geçmeyelim.    

SINIFLI TOPLUMLARDA AHLÂK FORMÜLASYONLARI: HUKUK, DİN vb. ( 3 )

Ahlâkın hukukla ve dinle ilişkisine de bakalım. Sınıflı toplumların ortaya çıkması ve sürekli evrilmesine koşut olarak egemenlerin ahlâk anlayışını içeren bireysel, bireylerarası ve birey-devlet ilişkilerini düzenleyen toplumsal metinlerle somutlaştığını görebiliriz. Örneğin burjuva ahlâkı ve burjuva hukuku, İslam ahlâkı ve İslam hukuku   

Bu arada Marx’ın hukuka ilişkin bir sözünü de anımsayalım: ‘Hukuk, hiçbir zaman, toplumun iktisadî yapısından ve onun koşullandırdığı kültürel gelişmeden daha yüksek olamaz’.

BÜTÜNCÜL (HOLISTIC) TÖREBİLİM YAKLAŞIMININ BOYUTLARI 

Törebilim konusunu bütüncül olarak ele almak son dönemlerde yaygınlaşmıştır. Ancak bu bütüncüllük yaşama bütüncül ve diyalektik bakışa dayalı doğu felsefelerinde antik dönemlerden beri varolagelmiştir. Bakar mısınız şu Yin-Yang sembolüne!

Daha önce de vurguladığımız üzere törebilim Marxgil düşüncede bir politik konu olarak ele alınmaktadır. Bu bağlamda bütüncül törebilimi de üç politik bileşenden oluşan bir bütünleşik bir konu olarak ele alabiliriz. Bu üç politik bileşeni şöyle sayabiliriz: (i) Ekonomi-politik törebilim, (ii) Sosyo-politik törebilim, (iii) Ekoloji-politik törebilim.

Şimdi bunlara teker teker bakalım.

EKONOMİ-POLİTİK TÖREBİLİM ( 4 )

Bu bileşeni 4E olarak toparlayabiliriz: Ekonomiklik, Etkinlik, Etkililik, Eşitlik. Aşağıdaki tanımları ve örnekleri bilimsel toplumcu bir bakış açısıyla okuyacağınıza kuşkum yok. Bir kapitalist bu tanım ve örneklere gülebilir, işte törebilim politik bir konudur derken kastımız tam da budur.   

Ekonomiklik, bir faaliyetin toplumsal yararının toplumsal maliyetinin üstünde olma durumudur. Tersi durumda ahlaki olmayan bir faaliyetle karşı karşıyayız demektir. Örneğin 1. Derece tarıma elverişli bir arazinin bir otomotiv devine peşkeş çekilmesi vb.

Etkinlik, bir faaliyete ait süreçte kullanılan girdilerin gereksiz harcanması yoluyla israfıdır. Enerji verimliliğine uygun olmayan bir binanın kullanımıyla enerji girdisinin israfı tipik olarak ahlâka uygun olmayan bir durumdur.

Etkililik, bir faaliyete ait süreçte elde edilen çıktıların (mal ve hizmet biçimindeki ürünlerin) gereksiz yere fazla üretilmesi ya da toplum için gerçekten gerekli ve yararlı olmayan ürünlerin üretilmesidir. Örneğin aşırı miktarlarda üretilen kapitalizmin totemleri diye de anabileceğimiz otomobiller, ya da çöp gıda olarak anılan boyalı şekerle(mele)r tipik bir etkililik ihlali yoluyla ahlâki olmayan faaliyetlerdir.

Eşitlik, bir faaliyetin çıktılarına olan gereksinmelerini bireylerin ve toplumların karşılayabilme sırasında gerek fiziksel olarak, gerekse parasal olarak ulaşabilmeleri olanağının ne derecede olduğudur. Şu ünlü söz ‘Herkese gereksinmesine göre, herkesten yeteneğine göre’ boşa çıkmadı! Örneğin, açlık sınırının altında bir ücretle çalışan bir görme engelli işçinin ‘engelli dostu’ niteliğini taşımayan bir yerleşim yerinde yaşaması tam da böyle bir eşitsizlik durumu olup, ahlâki değildir. Gelişmiş kapitalist bir ülkedeki çocuk başına süt tüketimi ile Türkiye’nin yoksul bir yöresindeki çocuk başına süt tüketimi arasındaki uçurum da bir eşitsizlik örneği olarak ahlâki olmayan bir durumdur.

Dikkatli okurların hemen ayrımına vardığını sandığım üzere birçok örnekte bu 4E birbiri içine geçmiş durumdadır, ahlâki ya da gayri ahlâki olarak.

Diğer boyuta geçmeden bu boyutta bir de meslek törebilimi kavramının ortaya çıktığını vurgulayalım, örneğin mühendislik etiği, tıp etiği, muhasebe etiği. Elbette bu mesleklerin icra edildiği toplumsal ve kurumsal yapıya göre ahlaki olanla ahlaki olmayan farklılaşacaktır. Örneğin Kazdağı’nda ormanları katledip, madencilik icrası sırasında madencilik yapan bu Çok Ülkeli İşletme’de (ÇÜŞ) çalışan maden mühendisi mi meslek törebilimine uygun davranmaktadır, yoksa buna itiraz eden köylülerin davasına destek veren maden mühendisleri odası başkanı mı? Nasıldı Sezen Aksu’nun şarkı repliği: ‘…Bana ne aman / Ben anlamam / Pek hesaplı ince iş..’.                                    

SOSYO-POLİTİK TÖREBİLİM ( 5 )

Törebilimin bu bileşeninde de sosyal olguların ‘ahlâki-gayri ahlâki’ olarak tanımlanması hangi sınıflı toplum aşamasında olduğumuza göre somutlaşacaktır. Örneğin, kadına şiddet feodal toplumlarda çoğunlukla ‘gayri ahlâki’ değildir, hatta bu durumu normalleştiren dinsel ve hukuksal formülasyonlar da vardır. Örneğin Tevrat’ta ‘bir kasabada başka bir erkekle nişanlı bir kadınla bir erkek cinsel ilişki yaşarlarsa her iki taraf da taşlanarak öldürülme (recm) cezası verilmesi gerektiği yazılıdır. Burada ilişki mi gayri ahlâki yoksa taşlama mı? İşte bu sorunun yanıtına göre farklı bir politik duruş sergilemiş oluruz. Örneğin, ileri kapitalist bir toplumda bu durum medeni hukukta nişanlı erkeğin nişanı ‘haklı gerekçe’ ile atma nedeni olabilir, ama taşlama cezası diye bir şey yoktur. Bu recm cezası İslamiyet’e de geçmiştir. Kuranda yeri olmasa da İslam Hukuku’na girmiş, uygulamaya da dökülmüştür.

Bu bileşenin son zamanlarda DEI kısaltmasıyla anılan biçimde ele alınması söz konusu olabilmektedir. Bu kısaltmayı açımlayalım:  Bütün insanların Çeşitlilik, Eşitlik ve Kapsayıcılık ilkeleriyle ele alınması ve öyle davranılması durumudur. Her birini kısaca ele alalım.

Çeşitlilik, insanlar arasındaki farklılıkları anlamak, kabul etmek ve bunlara değer vermek ile ilgilidir. Etnik köken, cinsiyet, engellilik, yaş, medeni hal, din, sosyo-ekonomik durum, ulusal köken, eğitim ve siyasal görüşlere yakınlık vb. çeşitlilik türlerine örnek olarak verilebilmektedir. Örneğin kimi eleştirilere göre, kentsel dönüşüm kılıfıyla yoksulları kentin dışına sürüp o yöreyi varsıllara peşkeş çekilmesi (yerel yönetim eliyle yürütülen) ahlâki değildir.

Eşitlik, yukarıda sözü edilen çeşitlilik bağlamındaki farklı türlerdeki insanların toplumsal olanaklardan yararlanma anlamında fırsat eşitliğine sahip olması, bu insanlara her türlü hukuksal ve idarî süreçlerde eşit davranılması ilkesidir. Örneğin, bir ülkede harp okuluna kadın öğrenci alınmaması eşitlik ilkesine aykırılık nedeniyle gayrî ahlaki olarak kabul edilebilir.

Kapsayıcılık, toplumda her yurttaşın memnuniyetle ve saygıyla karşılandığı, değerli kabul edildiği, desteklendiği ve toplumda kendini en iyi biçimde gerçekleştirebildiği bir ortam yaratılması olarak tanımlanabilmektedir. Kapsayıcılık ilkesindeki kritik kavram belki de ‘saygı görme’dir. Yurttaş o zaman bir ‘ait olma’ duygusu yaşayacaktır. Bu anlamda önyargı ile yapılan mikro saldırganlıkların toplumsal yapılanmalardan arıtılması gereği bir önkoşul gibi gözükmektedir. Sahi siz hiç doğu bölgemizden bir maraba milletvekili gördünüz mü, aşiret reisi çok görmüşünüzdür ama! Siz hiç Pendik tersane işçisi milletvekili gördünüz mü, sendika ağası çok görmüşsünüzdür ama!

Toplumda kapsayıcı bir kültüre sahip olunmasının çeşitlilik ve eşitlik için güçlü bir temel oluşturması çok doğal bir sonuçtur.

Bu üç alt bileşenin bütünleşik biçimde uygulanmasıyla toplumlar yetenekli bireyleri cezbeden bir ülke olabilirler, yurttaş bağlılığı artabilir, daha yenilikçi bir toplum olabilirler, daha iyi karar verme süreçleri yaşanabilir.

Bu bağlamda yurttaşların davranışlarını izleyip ölçerek onlara ‘sosyal skor karnesi’ hazırlayan bir dizge ahlaki midir, değil midir? Bu tartışmalı konuda kapitalist toplumlarda da örnekler vardır, sosyalist toplumlarda da. Örneğin yasal bağlamda kimi durumlar için hak ehliyeti kısıtları mevcuttur, somut bir örnekse, bir kişi haysiyetsiz yaşam sürüyorsa bu kişi vasi olarak atanamaz. Finans sisteminde bireyler ve kuruluşlar risk derecelendirilmesi yapılarak bazı olanaklardan yararlanmaları sıkıntıya düşebilir. Bu örnekler kapitalist toplumlarda var olan sosyal mekanizmalardır ve bu toplumun kurallarına göre, ‘gayri ahlâki’ bulunmaz.

Sosyalist toplumlarda ‘sosyal skor’ konusuna örnek olarak Batı basınında haklı-haksız eleştirilere maruz kalan Çin’deki ‘Sosyal Kredi Sistemi’ örneğidir. Çin’de bireyler, işletmeler ve devlet kurumlarının güvenilirliğini izlemek ve değerlendirmek için hükümet tarafından geliştirilmiş bir sistemdir. Destekçiler, sistemin sosyal davranışları düzenlemeye ve geleneksel değerleri teşvik etmeye yardımcı olduğunu savunmaktadırlar. Hem içerden ama özellikle de Batı’dan (ve belki de sistemi çok anlamadan) gelen eleştirilerde ise bunun bir hak ihlali olduğu ve hükümetin halkı bir gözetim toplumu haline dönüştürdüğünü savlamaktadırlar. Bu örnek başlı başına ayrı bir inceleme ve yazı konusu olmayı hak ediyor, daha doğrusu gerektiriyor. Bu konuda Amazon adlı satış sitesinde çok sayıda İngilizce kitap var ama, Türkçe kitap sayısı yazıyla sıfır! Biri Türkiye’de Çin’deki sosyalizme ilgi duyan çok sayıda aydın, okur-yazar var mı dedi? Şaka yaparak sosyal bilimcileri göreve (kurşun eritmeye) çağırıyorum. Bir de İzlem Gözükeleş’in makalesini öneriyorum (6)

EKOLOJİ-POLİTİK TÖREBİLİM ( 7 )         

Bu konuda en çok konuşulan sözcük ‘sürdürülebilirlik’ kavramıdır. Kavram ‘Sürdürülebilir Kalkınma’ kavramı ile gündeme gelmişti. Sürdürülebilirlik güzel bir kavram ama 5N1K ile soralım: Ne sürdürülebilir olacak? Mevcut endüstriyel kapitalizm mi? Nasıldı film repliği: ‘Nayır Nolamaz!’. Diğer sorulara da (Nasıl, Niçin, Nerede, Ne zaman, Kim için ve Kimle?) benzer mantıkla bakabiliriz.

Sürdürülebilirlik ekolojik döngünün normal dengesinin bozulmamasını ve insanlığın ekolojik ayak izinin dünya limitini aşmamasını gerektirir. Bu konuda Dünya Limit Aşım Günü (DLAG) hesaplanmaktadır. Örnekse 2025 yılında DLAG 24 Temmuz oldu, 1972’de 31 Aralık idi! Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. 2025 DLAG videomuz: https://www.youtube.com/watch?v=nm0EKSkfWac

Kapitalizmde ‘ekolojik döngünün dengesinin bozulmaması için yıllık tüketilmesi gereken kaynaklar’dan daha fazlası tüketilmektedir! Dolayısıyla kapitalizmde ekolojik krize (en popüler alt kavramla iklim krizine) çıkış yok. Maalesef çevreciler (environmentalists) pansuman niteliğinde kısmen aktif ve daha çok reaktif çözümlere başvuruyorlar. Örneğin betonlaşmaya evet, çimento fabrikasına evet, kirlilik için bacaya filtre takalım! Ekolojistler ise betonlaşmaya ve azman-kentleşmeye karşı bir tutumla proaktif bir siyasal duruş sergiliyorlar. Bu iki kanat Alman Yeşiller Partisi’nde Realos (çevreciler) ve Fundis (ekolojistler) diye ayrılmıştı bir zamanlar. Türkiye’de de bu ayrım varolagelmiştir.

Özüyle ifade etmek gerekirse, çevreci törebilim yaklaşımı kapitalizme bütünleşik bir yaklaşımdır ve bunun belki de ilgili yazında en iyi eleştirisi ‘yeşil yıkama (greenwashing)’tir. Aslında savsöz de şöyledir: Önce kirlet kâr et, sonra da temizle kâr et!

Kapitalizm içi arayışlardan biri olarak gündeme gelmiş olan ‘ESG –Çevresel- Sosyal- Yönetişimsel- Raporlaması’ konusunu da burada zikredelim. Kâr amaçlı olan ya da olmayan kurumların performansının bu üç boyutta birlikte yönetilmesi ve elbette bunun için de ölçülmesi ve raporlanması sistemidir. Ayrıntılı bilgi için şu açıklamaya bakabilirsiniz: https://www.semtrio.com/blog/esg-kriterleri-cevresel-sosyal-ve-kurumsal-yonetisim-odakli-yatirimlar.    

Yine mevcut sistem içinde Birleşmiş Milletler tarafından gündeme getirilen 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı setini de burada anmak yerinde olacaktır. Kısaca şekille sunmuş olalım. Meraklısı bu konuda şu açıklamaya göz atabilir: https://www.kureselamaclar.org/

Oysa ki, ekolojik törebilim yaklaşımı toplumcu bir ekonomi-politiğe bütünleşik yaklaşımdır. Bu yaklaşımda, istekler değil gerçek gereksinimler esastır. Yine bu yaklaşımda ‘azalt, yeniden kullan, geriye kazan, daha ekolojik olanla değiştir, iyileştir’ gibi ilkeler gündemdedir. Bunun ötesinde ‘paylaşım ekonomisi, ortak kullanım’ gibi hususları da sayabiliriz. Belki Küba’daki eko-sosyalist deneyleri, Çin’in yeni Yeşil Dönüşüm politikası örneğini okurlarımıza incelemelerini salık vermek yerinde olacaktır.

Sürdürülebilirlik son dönemlerde ‘Dayanıklılık (Resilience) kavramıyla birlikte kullanılmaktadır. Bu kavram, gezegensel ekolojik sistemlerin insan varlığının olumsuz etkilerine ne kadar dayanabileceği ve mevcut ve gelecek kuşakların gereksinim duyduğu ekolojik hizmetleri ne kadar karşılayabileceğini ifade etmektedir.

Sürdürülebilirlik ile birlikte gündeme gelen bir başka kavram da ‘Süreklilik (Continuity)’ olmuştur. Özellikle büyük çevresel afetlerde bu gündeme gelmektedir. Acaba bu doğal ekolojik afetin ardından toplumsal yaşamın sürekliliği nasıl sağlanacaktır? Kritik soru budur. Belki de ‘B planı’ kavramını kullanırsak, ne dediğimiz anlaşılabilir.

Felsefi olarak çevreci törebilim herşey insan için şeklinde bir kovboy ekonomisi düşüncesine dayalı ‘insan merkezci (antroposentrik)’ bir yaklaşımdır. Buna karşın ekolojik törebilim yaklaşımı insanın doğanın bir parçası olduğu ve onunla uyumlu ve yetinmeci yaşaması gerektiği ve bir astronot ekonomisi düşüncesine dayalı ‘eko merkezci (ecosentrik)’ bir yaklaşımdır.    

SONUÇ            

Bütüncül törebilimin bileşenleri girişimler yaparak ortak alanlar da oluşturmaktadır. Aşağıdaki şekilde bir resimleme sunulmuştur. Bu bütünleşik yaklaşım yenice olduğu için sürekli gelişmektedir. Okurun bunu dikkate almasını salık veririm.

Melih Baş

Dipnotlar:

  1. : Bu konuda bkz. Ali Seyyar, Ahlâk Terimleri (Ansiklopedik Sözlük), Beta Yay.,2003.; Jon Nuttali, Ahlak Üzerine Tartışmalar Etiğe Giriş, Ayrıntı Yayınları, 1995., Ross Poole, Ahlak ve Modernlik, Ayrıntı Yayınları, 1991.
  2. : Bu konuda bkz. R.G. Peffer, Marksizm, Ahlâk ve Toplumsal Adalet, Ayrıntı Yay. ; Arda Güçler, ‘Marx’ın bilimsel metodunun gözünden ahlâk anlayışı’, Birikim Dergisi S.253 (Mayıs 2010), ss.52-61. ; Ziyad Husami ‘Marx on Distributive Justice’, Philosophy and Public Affairs, C.8, 1978, s.61.; Anonim, Sosyalist Mücadele Etiği, Türkiye ve Ortadoğu Forumu Vakfı, Özgür Üniversite, 2001.; Steven Lukes, Marksizm ve Ahlâk, Ayrıntı Yayınları, 1998.; Brenkert George G., Marx’ın Özgürlük Etiği, Ayrıntı Yayınevi, 1998.; Kropotkin, Anarşist Etik, Doruk Yayınları, 1997.
  3. : Bu konuda oldukça farklı yazarların çok değerli katkılarının olduğu bir esere başvurabilirsiniz: Türker Alkan, Siyasal Ahlak ve Siyasal Ahlaksızlık, Bilgi Yayınevi, 1993. Ayrıca Alaeddin Şenel’in Bilim ve Gelecek dergisinde yazdığı çok önemli makaleleri de önemli kaynaklardır. Örneğin biri şu: ‘Kapsamı, Açmazları, Tipolojisi ile Siyasal Ahlâk’, Bilim ve Gelecek, Sayı: 126 (Ağustos 2014).
  4. : Örneğin bu konuda muhafazakâr kanattan Ömer Demir’in ‘İktisat ve Ahlâk’ kitabı tartışmalar için iyi bir başlangıç. Sol iktisatçılar bu konuda fazla kalem oynatmış gözükmüyorlar ama belki de ben rastlamadım. Meslek törebilimi için bkz. Harun Tepe, Etik ve Meslek Etikleri Tıp, Çevre, İş, Basın, Hukuk ve Siyaset, Türkiye Felsefe Kurumu, 2000.
  5. : Bu konuda oldukça farklı alt başlıkları içeren ve hem de güncel olan şu yapıta bakabilirsiniz: Ed. Mehmet Ersoy vd., Sosyal Bilimlerde Etik, Nobel Kitabevi Yayınları, Eylül 2023.
  6. :İzlem Gözükeleş: ‘Batının Çin’deki distopyası: Sosyal Kredi Sistemi’, Bilim ve Gelecek, Kasım 2025. Bkz. https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2025/11/01/batinin-cindeki-distopyasi-sosyal-kredi-sistemi
  7. : Göksel N. Demirer, Ekoloji-Politik, Özgür Üniversite Kitaplığı, 2000.; Der. Hakan Yurdanur Siyasi Ekoloji, İmge Yayınları, 2022.; Melih Baş, Ekoloji Politik, Aydınlık gazetesi, 15 Nisan 2024.

Melih Baş