İyi olgular, kötü adamlar

Tanol Türkoğlu Y
İyi olgular, kötü adamlar

Ekonomi zorladıkça dünyanın neredeyse tamamı için düşünülmesi gereken “gelecek” bir kaç gün sonrasının ötesine geçemez hale geliyor. Peki dünyanın en zenginleri için? Onlar gelecek denildiğinde acaba ne düşünüyor? Geçtiğimiz günlerde Douglas Rushkoff’un internette de yayınlanan bir makalesi konuya biraz ışık tutuyor. Dolar milyarderleri Rushkoff’u geleceğin teknolojileri hakkında konuşma yapmak için bir etkinliğe davet etmiş. Konuşma ilerledikçe ağızlarındaki baklayı da çıkarmışlar. Dertleri bitcoin filan değil: Büyük felaketten sonra nasıl hayatta kalabiliriz?

Büyük felaket derken? Global ısınma, kitlesel göçler, ekonomik buhran, halk isyanları, nükleer savaş... Artık hangisi olursa. Böyle bir felaketten sonra örneğin güvenliklerini nasıl sağlayabilecekleri en önem verdikleri konu. “Evimi koruması için tutacağım güvenlikçiler bana isyan ederse ne yapabilirim? Bunu önleyecek bir teknoloji var mı? Yoksa robotlara mı güvensem? Robot güvenlik imkanları ne zaman piyasaya çıkar?”

Anlaşılan hepsinin ortak düşüncesi realitede felaketi önlemek için artık çok geç olduğu. Ok yaydan çıkmış! Mars trenine yetişemeyeceklerini de anlamış durumdalar. Kendisine yeraltı sığınağı inşa ettirmiş olanlar bile var. Tabii anlaşılmayan nokta şu: Diyelim ki dünya mutlu mesut bir şekilde yuvarlanıp gidiyor ve o beklenen türden bir felaketin olma olasılığı yok. Bu adamlar (evet dinleyicilerin hepsi erkekmiş) neyi dert edeceklerdi o zaman? Size ölüm yok mu, kardeşim?


Anlaşılan bebek patlaması kuşağı sahiden zıvanadan çıkmış durumda. Yaptıklarına, başardıklarına, elde ettiklerine bakarak kendilerini neredeyse ölümsüz sanıyorlar. “Madem ölecektik bütün bunları neden elde ettik; bunun için neden tüm zamanımızı harcadık?” der gibiler. Evet neden? Kim size, içinizden birileri başarıda, kazançta bu kadar ileri giderse ölümsüzlüğe ulaşabilir sözü verdi ki? Hiç kimse!

Herkes dilediği gibi düşünemez mi? Düşünebilir. Dilediği gibi bir yol çizemez mi? Çizebilir. Ancak bu mentalitedeki kişilerin kararları sadece kendilerini ilgilendirmenin ötesine geçiyor. Tarih bu türden “deli” sıfatıyla taltif edilmiş imparatorlar, diktatörler, krallarla dolu. Ellerinde imkan olsa kendileriyle birlikte tüm dünyayı da peşlerinden götürecek kadar delirmiş hem de. Şimdi bu delilik hali de anlaşılan sivilleşiyor; halka iniyor. Cebinde yeterince parası olan (bir kaç milyar dolarcık) “ya ölümsüz olacağım ya da benden sonra tufan” demeye başladı belli ki.

Üstelik yönetişim, standardlaşma, sürdürülebilirlik adıyla, “bireyler değil, süreçler önemlidir” diye kurallar koyanlar aynı kişiler değil miydi? Yapıyı oluşturan bir parça, görevi ne olursa olsun, “gittikten sonra” bile yapının zarara uğramadan yoluna devam edebilmesi için. Sanayi toplumunun icat ettiği tüm kurallar, anlaşılan, malın sahibi hariç diğerleri için geçerli. Malın sahibi Ortaçağ’daki gibi her türlü kuraldan muaf, mutlak hakim olarak, yoluna devam etmek istiyor.

Şimdi bunun için mi kan-ter içinde kalacağız onca ilerlemeyi, demokrasiyi, ifade özgürlüğünü, nefret söyleminin reddini vs elde etmek üzere. Tüm bu olguları icat etmese bile destekleyici pozisyonunda görünenlerin oynatmaya az kalan potansiyel birer deli olduğunu gördükten sonra? Bu iyi olgular, bu kötü adamların elinden kurtarılmalı!

Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com

Bu yazı HBT'nin 127. sayısında yayınlanmıştır.

Tanol Türkoglu