Yerel yönetimlerden yerel ekonomilere

Müfit Akyos Y
Yerel yönetimlerden yerel ekonomilere

Yeni yıla toplumsal konularda pek de iyi haberlerle giremememize karşın, New York Belediye Başkanı seçilen demokratik sosyalist Zohran Mamdani’nin 1 Ocak 2026’da yemin ederek göreve başlaması bir umut ışığı olabilir.

Mamdani’nin kira dondurma ve uygun fiyatlı kamu konutları inşa etme, ücretsiz okul öncesi çocuk bakımı, ücretsiz toplu taşıma ve kamu marketleri önerileri, halk kütüphaneleri, okullar ve yüzme havuzları, sendikalı çalışanlar, kamu pazarları ve refah programları güçlü toplumcu belediye kavramına dayanmaktadır.  Özetle “bu pratik reformların altında, temel eşitliği ve demokrasiyi destekleyen ve daha geniş bir kamu sektörünü hedefleyen demokratik sosyalist bir vizyon yatmaktadır.” (Bu öneriler İstanbul özelinde yapılanları çağrıştırmıyor mu?)

Toplumcu belediyecilik


Sanayi devrimi ile birlikte gelişen kentler etrafında yığılan emekçi kesimlerin yaşam koşullarının iyileştirilmesini dert edinen yerel yönetimlerle birlikte ortaya çıkan “toplumcu belediyecilik”, günümüzde de çekim merkezi olan kentlerdeki yoksul kesimler için beslenme ve barınma başta olmak üzere her türlü kaynağa erişim gereksinimlerini karşılamak üzere gündemdedir.

“Toplumcu belediyecilik”, ayrımcılık yapmayan, eşitlikçi, sosyal adaletçi, yenilikçi, katılımcı özellikler taşır. 1800’lerden bu yana İngiltere, kıta Avrupası ve ABD’de başarılı örnekleriyle kamu hizmetlerinin kötü ve verimsiz olduğu önyargısını ortadan kaldırıcı zengin bir deneyim birikimi taşıyan “toplumcu belediyecilik” bugünlerde yol gösterici olmaktadır.

Neoliberalizmin tahribatları sonucu kentlerin ve yerelin daha çok öne çıktığı yeni dönemde yerel yönetimleri bekleyen en önemli görev, yönetim biçimini ve hizmetlerini, vatandaşı “müşteri” olarak görerek oluşturmuş bulunan yönetimleri, vatandaşı (insanı) odak alan ve demokrasinin yeniden canlandırılacağı yeni kentsel yönetim yapılarına dönüştürmektir.

Ülkemizde de başarılı toplumcu belediyecilik örnekleri sergilenmekle birlikte örnekler genellikle “verme” biçimindedir. Sosyal devletin yok edildiği son birkaç on yılda yoksul kesimlerin gelir düzeyinin giderek açlık sınırına dayanması, kötü yönetim kaynaklı uzayan krizler, artan işsizlik vb. nedenlerle yerel yönetimlerin “vermeye” dayalı sosyal destek uygulamaları bir zorunluluk olarak görülebilir. Ancak iktidarların yerel yönetim kaynakları üzerindeki yaptırım gücü, devlet ve yerel yönetim arasında sosyal politikalar konusunda görev paylaşımının tanımlı olmaması (görev/yetki tanımı) yerel yönetimlerin toplumsal ve ekonomik yeri ve işlevinin yeniden tanımlanmasını gerektirmektedir.

Bölge ve yerel ekonomi

Yerel yönetimlerin giderek genişleyen hizmet kapsamı, kalkınma konularını da sorumlulukları arasına katmıştır. Yerel yönetimlerin artan etkisi ve önemi nedeniyle programlardan yerel ekonomik politikalara nasıl geçileceğinin tartışmaya açılması her alanda yeniden yapılanması gereken ülkemiz için önemli olacaktır.

Yerel ekonomi politikalarının bölgesel kalkınma politikalarıyla birlikte ele alınması yerel yönetim – merkezi yönetim bağının etkileşimli olarak kurulması olanağını yaratabilecektir. Bu bağlamda ‘yerel ekonomiyi’, “coğrafi olarak sınırlandırılmış bir ekonomik varlık olarak tanımlamak yerine, yerel siyasi alanın çok ötesine, ulusal ve küresel ekonomiye uzanan bir ekonomik ilişkiler ağında mekânsal olarak tanımlanmış bir düğüm noktası” olarak tanımlamak daha doğru olabilir.

Politika ve uygulama örnekleri ile devam edelim…

Not 1: Köşedaşım Ali Akurgal’ın 2 Ocak 2026, HBT’de bana sorduğu “tasarımcı olmadan nasıl oto tasarlanacağı” sorusunun yanıtı, kendisinin kurumsal ve sonrasındaki meslek yaşamında defalarca yaşadığı yenilikçi fikirden pazara yeni ürün çıkartma sürecinin bütünselliğindedir. Bu bütünsel (tasarımcısız olamayacak) sürece kısaca ‘teknoloji yönetimi’ diyoruz. Yalnızca tasarım aşamasında değil sürecin her aşamasında yer alacak kadınların oranının artması dileğiyle.

Not 2: ABD’nin Venezuela haydutluğunda sahip olduğu teknolojiyi kullanması üzerine “övgüler” dizenlerin savaş teknolojilerinin zorbaların elinde insanlık için yarattığı tehlikeleri düşünüp, insanlığın geleceğinin “yurtta barış, dünyada barış”ta olduğunu anlamalarını dilerim.

Müfit Akyos

*Bu yazı, HBT Dergi 507. sayıda yayınlanmıştır.

Müfit Akyos