Kenan Evren’in üniversiteyi ziyareti

Lale Akarun Y
Kenan Evren’in üniversiteyi ziyareti

Üniversiteye kayıt yaptıracağım gün, 12 Eylül darbesi oldu. Beni yurda yerleştirmeye gelen annem ve babam, çok rahatlamış olmalı. Bir yıl önce Çapa tıp fakültesinde okumaya gelen bir arkadaşım sonradan mafya çıkar çatışmasında vurulacak bir katil tarafından öldürülmüş, bu olay hepimizi çok sarsmıştı.

Boğaziçi Üniversitesi zaten öğrenci olayları açısından çok sakindi; ancak sıkıyönetim ilan edilip sokağa çıkma yasakları da konunca, ilk iki yıl, kampüse kapalı bir öğrencilik yaşadık. Kampüs rüya gibiydi: Sisler içinde sallanan kocaman ağaçlar, buğulu sarı ışıkları ile tarihi binalar. Ders çalışmaya gittiğimiz kütüphanenin müthiş bir atmosferi olan tarihi okuma salonu ve topumu alıp basket oynamaya gittiğim eski spor salonu en sevdiğim yerlerdi.

O dönemde YÖK kurulmuş, şimdi hala sıkıntısını çektiğimiz merkeziyetçi yapılar yerleştirilmiş. Öğrenciler olarak bunlardan haberimiz bile olmadı. 1983 yılı Ocak ayında bir gün, tüm öğrencileri yurttan toplayıp orta sahaya dizdiler: Cumhurbaşkanı Kenan Evren üniversiteyi ziyaret edecekmiş. Kenan Evren arabası ile geldi, o zamanlar çamurlu bir futbol sahası olan orta sahada bir tur attı; kütüphanenin önünde indi, bize uzaktan el salladı. Gazeteler “Cumhurbaşkanı kendisine sevgi gösterisinde bulunan öğrencilerin arasından geçip binaya girdi” diye yazdı. Sevgili okuma salonumuza o gün Kenan Evren ismini verdiler; salonu da öğrencilerden aldılar. Buna çok içerledim.


O zaman bilmediğimiz şey, İstanbul Üniversitesi Senatosunun Kenan Evren’e “fahri hukuk doktoru” ve “fahri üniversite profesörü” payesi verdiği, YÖK’ün toplanıp, “bu şeref sadece İstanbul Üniversitesi’ne ait olamaz, tüm üniversiteler ortak olarak versin” dediği, Cumhurbaşkanının İstanbul Üniversitesi’nde yapılan bu tören sonrası sırayla tüm İstanbul üniversitelerini ziyaret ettiği idi. Bilsek de bizi pek ilgilendirmezdi herhalde; doktora nedir bilmediğimiz gibi, fahri üniversite profesörlüğüne de bir anlam veremezdik.

Zaten Kenan Evren de İstanbul Üniversitesinde yaptığı konuşmada şöyle demiş: “Bir öğretim üyesi gibi kürsüden ders verecek değilim, tevcih edilen bu ünvanın sadece manevi değer taşıdığını biliyorum.” Sonra ünvan verilmesini kastederek şöyle de eklemiş: “12 Eylül 1980 tarihinde üniversitelerimizde sağlanan huzur ve güven ortamında öğrenci öğrenciliğini, öğretim görevlisi öğretim görevliliğini, dekan dekanlığını, rektör rektörlüğünü bilmesinden dolayı bir şükran ifadesi olarak yapılmaktadır.”

Bu konuşmayı 14 Şubat 1983 tarihli “Boğaziçi’nden Haberler” bülteninden okudum. İyi ki kütüphaneler var. Boşuna dememişler, insan unutur tarih de tekrar eder. Okumakta fayda var; Kenan Evren başka neler demiş: “1946 yılından beri geçen 35 yıl içinde, üniversite yöneticilerinin öğretim üyeleri tarafından seçilmesinin zaman zaman kutuplaşmalara, hizipleşmelere yol açtığı ve bu yüzden bir dekan veya rektörün aylarca seçilememesi gibi durumlarla karşılaşıldığı unutulmamalıdır.”

“Yakın tarihimizde üniversite özerkliği ve bilimsel hürriyetin çok yanlış ve maksatlı yorumlarla esas amacından saptırıldığına hepimiz üzülerek şahit olduk. Bilim kürsülerini milli bütünlüğümüze yöneltilen ideolojik propaganda saldırılarına alet edenler, üniversite kampüslerini her türlü suçların serbestçe işlenebileceği bir sorumsuzluk adası şeklinde, devlet ve kanun hakimiyetinin dışında saydılar, bu yanlış ve zehirli fikirlerini müesseseleştirmeye kalkışarak yurdumuzda anarşiyi körüklediler.” Cumhurbaşkanı, bundan sonra böyle “sapık ve yanlış yorumlara asla müsaade edilmeyeceğini” ifade ediyor. Üniversite özerkliği ve bilimsel hürriyete “devlet ve milletimizin yüksek menfaatleri” ve “Türk milletinin güvenlik ve refahına karşı sorumlulukları” çerçevesinde sınırlar çiziyor.

Bu fikirlerin yeni olmadığı, ama hala çok sık tekrarlandığını fark etmek beni çok şaşırttı. Sahiden de hafıza-i beşer nisyanla malulmüş ve tarih de tekerrürden ibaretmiş.

Lale Akarun

*Bu yazı HBT Dergi 516. sayıda yayınlamıştır.

Lale Akarun