Savaş

Ali Akurgal Y
Savaş

Burnumuzun dibinde savaş var. Şimdilik 4 adet bize yönelik füzeyi müttefiklerimiz belirledi ve yok ettiler. Ama hayat devam ediyor. Ne kadar böyle sürer bilemiyorum. Umarım daha fazla can kaybına neden olmadan bitirirler.

Savaş, doğrudan olmasa bile artan petrol fiyatları nedeniyle ülkemizi etkiliyor. İktidarın arayıp da bulamadığı bir etki. Daha çabuk fakirleşeceğiz, daha çabuk ekonomik çöküntüye uğrayacağız. Sonrası? Allah kerim. İki sela okuturlar, cenazelerimizi kaldırırlar, ülke mütedeyyinlere kalır. İktidarın, savaşı bu boyutu ile kullanmaya kalkıp kalkmayacağını bilemiyorum. Umarım aklına gelmemiştir.

Şimdi ne olacak?


Savaş, bir sorunun çözümü gereği değil. ABD’nin “ben öyle istiyorum” diyerek petrolü için İran’a saldırmasıyla başladı. Oradaki çok milyonu aşkın Türk kökenli vatandaşları, tepelerini attırmayın, size bir Ortadoğu ülkesi vatandaşları olmadıklarını gösteriverirler. Irak veya Suriye’ye benzemez bu Türkler. Umarım bizim iktidar, ayyaş dediği İnönü’nün taktiğini uygulamaya devam eder. Savaşa bulaşmamak en akıllıcası. Ne demişti önderimiz Atatürk? Yurtta sulh cihanda sulh!.

Senaryolar muhtelif. En başta geleni, “bu petrolün en büyük kullanıcısı sensin” (yalan) diyerek ABD’nin bize de saldırması. Bu durumda askerlerimiz kendi ayaklarına ateş ederek kendileriyle savaşırlar mı, bunu psikologlara sormak gerek. Şimdiden erken davranıp bunlardan birkaç düzine ithal etmek uygun düşer. İkinci olası senaryo, “bu boru hattının ucu nerede?” diye sorup, petrolün ihracatına aracılık etme suçlaması. Bizim iktidar bunu kolay atlatır. Boru hatlarının uçları bizim topraklarımızda olmasa bile oraları ABD’ye satıp hem para kazanır, hem gerekçeyi ortadan kaldırır. Üçüncü senaryo, ülkemizin, nükleer kaynaklı (Akkuyu) santrallere merak sarması ve bunları yaptırıp ABD’yi karşısına alması. Buna geçerli bir çözüm bulamadım. Savaşın içinde buluruz kendimizi. ABD ilk önce İncirlik’i vurur (izleri yok etmek için) sonra Kürecik’i. Tek çözüm, iktidarın, nükleer santrali olan aynı yerleri ABDye bir daha satması. Yaparsa Tayyip yapar!

Ekonomik çöküntü

Ekonomik çöküntüye ama yavaş, ama tez elden, gireceğimiz apaçık. İktidarın olası amacı, beklentisi, ekonomik çöküntü. Böylece hedefe ulaşmış olacaklar. Sessiz kalmış ama meydanları 52 hafta doldurmuş olanlar pes mi edecekler? Yoksa “bana çizmelerimi getirin” diyen rahmetli bir cumhurbaşkanı gibi vuruşmayı mı göze alacaklar. Bu seçim, çöküntünün hızına bağlı. Günümüzde emekli ve asgari ücretlinin belini büken çıkmaz, ülkedeki diğer çalışan ve de çalış(a)mayanlara da sıçrarsa, vuruşma kapıda.

Mevcut iktidarın ülkeyi ekonomik çöküntüye iterek ne elde etmeye çalıştığını anlamadım. Çökmüş bir ülke ile bir şey elde etmenin olanağını ben görmüyorum. Mezun olduktan sonra 5 yılını evinde geçiren, çalışmayan bir insan okuduğunu da hiç pratik yapmadığı için unutmuş olacağı için biat etmekten başka bir işe yaramaz. Biat ise, bir yenilik taşı(ya)mayacağı için meşhur atasözümüzdeki gibi “benim oğlan ‘bi-nâ’ okur, döner döner ‘bi-dâ’ okur” döngüsüne girer. Okuduğunu unutmuş, mesleğini kaybetmiş birisi kısa sürede “bir işe yaramak” arzusu ile kötü yollara düşer, çetelerin elemanı oluverir.

Sonuç

Ekonomik çöküntü bu ülkenin gerçekleri gören çoğunluğunun derdi. İktidarın ise umurunda bile değil. Ekonomik çöküntüden kurtulmak için yabancı ülkelere giden oralarda kendine tutunacak bir dal arayanları ülkeye geri getirmek gerek. Kendi meslek yaşantımdan biliyorum ki, “denize düşen yılana sarılır” mantığı ile hareket edenler çöküntüye destek oluyorlar. Geri getirdiklerimizin buradaki gençlere mesleklerinde ilerleme vermelerini sağlamalıyız. Ancak o şekilde gören, gördüğünü anlayan, anladığından sonuç çıkartan ve yeniliklere imza atabilen insanlar elde ederiz. Bunlara önümüzdeki 10-15 sene çok ihtiyaç duyacağız.

Ali Akurgal

*Bu yazı HBT Dergi 516. sayıda yayınlanmıştır.

Ali Akurgal