Bilim ve teknoloji doğayı anlamak, insanlığın yaşamını kolaylaştırmak, hastalıkları yenmek ve refahı artırmak için geliştirildi. Ancak tarih bize her büyük teknolojik sıçramanın aynı zamanda yeni etik soruları da beraberinde getirdiğini gösteriyor. Buhar makinesi sanayi çağını başlattı, atom enerjisi hem elektrik üretti hem de Hiroşima’yı yok etti, internet dünyayı birbirine bağlarken yeni bağımlılıklar ve denetim mekanizmaları yarattı.
Bugün benzer bir eşikteyiz.
Bu sayımızın kapak dosyasında yapay zekânın savaş alanındaki yükselişini ele alıyoruz. Ukrayna savaşında otonom dronların ilk kez insan öldürmüş olabileceğine ilişkin iddialar, savaş tarihinin yeni bir döneme girdiğine işaret ediyor. Aynı cephede robot kara araçları askerlerin yerini almaya hazırlanıyor. Bir zamanlar bilimkurgu filmlerinin konusu olan insansız savaş sistemleri artık laboratuvarlarda değil, gerçek çatışma bölgelerinde sınanıyor. Asıl soru ise teknolojik değil, insani: Bir makineye öldürme yetkisi verilebilir mi? Birleşmiş Milletler’in yıllardır yanıt aradığı bu soru, artık geleceğin değil bugünün meselesi.
Elektrikli hava taksileri
Yapay zekâ yalnızca savaş alanlarını dönüştürmüyor. Teknoloji sayfalarımızda bu kez farklı yönleriyle geleceğe bakıyoruz. Dubai’de hizmete girmesi planlanan elektrikli hava taksileri şehir içi ulaşımın nasıl değişebileceğine dair ipuçları verirken, Japon araştırmacıların 6G alanındaki önemli başarısı iletişim teknolojilerinin yeni evresine ışık tutuyor.
Öte yandan Birleşmiş Milletler’in yeni raporu, yapay zekânın görünmeyen maliyetini ortaya koyuyor. Görünen o ki geleceğin en büyük sorunlarından biri yalnızca veri üretmek değil, o veriyi işlemek için gereken enerji ve su kaynaklarını yönetebilmek olacak.
Ayşe Kıvılcım Coşkun’un başarısı
Bu bağlamda başarı öykümüz de oldukça anlamlı. Sabancı Üniversitesi mezunu Prof. Dr. Ayşe Kıvılcım Coşkun, yapay zekâ veri merkezlerinin giderek büyüyen enerji sorununa çözüm geliştiren çalışmalarıyla dünya çapında dikkat çekiyor.
TIME’ın “Dünyanın En Etkili Şirketleri” listesine giren Emerald AI girişimi ve NVIDIA ile kurduğu ortaklık, bilimsel bilginin toplumsal faydaya dönüşmesinin güzel örneklerinden biri. Reyhan Oksay hazırladı.
Çin 1,4 milyarı nasıl besleyecek
Bu sayıda insanlığın en temel meselelerinden biri olan gıda güvenliğine de geniş yer veriyoruz. Müfit Akyos, Çin’in 1,4 milyarlık nüfusunu nasıl beslemeyi planladığını inceliyor. Dijital tarım, yapay zekâ destekli üretim sistemleri, tohum teknolojileri ve kırsal kalkınma projeleriyle Çin, tarımı ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Kapak dosyamızdaki yapay zekâ ile Çin’in tarımsal dönüşümünü yan yana düşündüğümüzde teknolojinin nasıl farklı amaçlarla kullanılabildiğini de görüyoruz: Bir yanda savaş, diğer yanda gıda üretimi.
Su konusu da bu sayının dikkat çeken başlıklarından biri. Grafik Bilgi köşemizde kişi başına su kullanımında dünyanın önde gelen ülkelerini inceliyoruz. Hemen ardından gelen haberimiz ise daha da çarpıcı: Dünyadaki rezervuarların yarısından fazlası, biriken tortular nedeniyle 2060 yılına kadar işlevlerini kaybedebilir. İklim değişikliği, nüfus artışı ve artan su talebi düşünüldüğünde, geleceğin stratejik kaynaklarının başında suyun geleceği açıkça görülüyor.
B12 önem kazanıyor
Sağlık sayfalarımızda yaş aldıkça daha da önem kazanan B12 vitaminini ele alıyoruz. Uzun yıllar yalnızca kansızlıkla ilişkilendirilen bu vitaminin, enerji üretimi ve sağlıklı yaşlanma süreçlerinde de önemli rol oynayabileceği anlaşılıyor. Ayrıca uzmanların demans riskiyle ilişkilendirdiği bazı ilaçlara yönelik uyarılarını da paylaşıyoruz.
Bilim ve Beslenme köşemizde ise çoğu zaman hak ettiği ilgiyi görmeyen bezelye var. Protein, lif, demir ve antioksidanlar açısından zengin olan bu mütevazı sebze, sağlıklı ve ekonomik beslenmenin güçlü adaylarından biri olarak karşımıza çıkıyor.
İki insan ve toplum tasarımı
Yazarlarımız yine farklı alanlardan düşündürücü katkılar sunuyor. Tanol Türkoğlu, Papa XIV. Leo ile teknoloji şirketi Palantir’in temsil ettiği iki farklı insan ve toplum tasarımını karşılaştırıyor. Teknolojinin merkezinde aslında insanın nasıl tanımlandığı sorusunun bulunduğunu hatırlatıyor. Doğan Kuban, özgürlük ve cehalet arasındaki ilişkiyi tarihsel bir perspektifle değerlendirirken, İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç ise nörobilim, matematik ve enformasyon teorisinin kesiştiği yeni bilimsel ufuklara dikkat çekiyor.
Bilim sayfalarımızda ayrıca “medeniyetin beşiği”ni besleyen Fırat Nehri’nin milyonlarca yıl önce nasıl oluştuğunu anlatan ilginç araştırmaya yer veriyoruz. Hayvanlar Dünyası‘nda ise Orta Çağ’ın şaşırtıcı hayvan mahkemeleriyle karşılaşacaksınız. Domuzların yargılandığı, farelere avukat atandığı bir dönemin hikâyesi, insanlık tarihinin sıra dışı sayfalarından birini oluşturuyor.
Mimarlar nereye koşuyor
Kültür Üniversitesi’nden Rabia Çil mimarlık mezunlarının giderek daha fazla yazılım ve dijital teknoloji sektörlerine yöneldiğine dikkat çekiyor. Bunun nedeni yalnızca daha yüksek maaşlar ya da daha iyi çalışma koşulları değil. Tasarımın doğası değişiyor; mekân tasarlayan mimarlar artık dijital ürünler, kullanıcı deneyimleri ve veri odaklı sistemler tasarlıyor. Bu eğilim, hem mimarlık mesleğinin yaşadığı yapısal sorunları hem de dijital ekonominin yükselişini gözler önüne seriyor.
Mercan Bursalı’nın hazırladığı Meraklı Çocuk sayfamızda bu hafta Güneş Sistemi’ndeki gezegenlerin hangi sırayla oluştuğu sorusunun yanıtını arıyoruz. Bilgi Küpü‘nde ise altının neden bozulmadan kalabildiğini öğreniyoruz. Nilgün Özbaşaran Dede’nin Araştırma Gündemi sayfalarında çok daha yeni haber var.. Tabii Ergun Akleman ve Tayfun Akgül’ün bantlarını, bilmece bulmaca sayfalarımızı unutmayın.
***
Dijital HBT’de ekstra sayfalar
Derginin kapağında üst sağda başlık kenarındaki kare kod’u telefon kameranıza taratarak, çok daha fazla habere ve bilgiye ulaşabilirsiniz.
Unutmayın: Dijital HBT’ye abone olarak hem arşive ulaşabilir hem de derginin yaşamasına destek vermiş olursunuz. Okuyun, okutun.
***
Bu sayının sayfaları arasında dolaşırken ortak bir tema göreceksiniz: İnsanlığın geleceği yalnızca geliştirdiğimiz teknolojilerle değil, onları hangi amaçlarla kullandığımızla şekilleniyor. Yapay zekâ savaş alanında ölüm kararı verebilir, tarımda verimi artırabilir ya da sağlık araştırmalarını hızlandırabilir. Sonuçta belirleyici olan teknoloji değil, insanın kendisi.
Bilim bize yalnızca yeni araçlar sunmaz; aynı zamanda bu araçları nasıl kullanacağımıza ilişkin sorular da sordurur. HBT olarak bu soruları sormaya, bilimsel düşüncenin ışığında yanıtlar aramaya ve bilgiyi toplumla buluşturmaya devam edeceğiz.
Gelecek sayıda buluşmak dileğiyle.
Özlem Yüzak