Modern çağın en görünmez ama en yaygın salgını ne desek, herhalde çoğumuzun aklına aynı sözcük gelir: STRES. Sabah gözümüzü açtığımız andan gece uyuyana kadar, ekonomik kaygılardan dijital bombardımana, iş baskısından toplumsal belirsizliklere kadar sürekli bir uyarılmışlık hali içinde yaşıyoruz. Sanki insan bedeni ve zihni hiç durmayan bir alarm sistemine dönüşmüş durumda.
Ama bu sayımızın kapak dosyası, stres konusuna alışılmışın dışında bir yerden bakıyor. Çünkü yeni bilimsel araştırmalar, stresin yalnızca yıkıcı bir güç olmadığını; doğru dozda yaşandığında insanı geliştirebildiğini, dayanıklılığı artırabildiğini ve hatta beynimizi daha keskin hale getirebildiğini gösteriyor. “Stres: Sessiz Katil mi, Gizli Güç mü?” başlıklı dosyamızda, kronik stresin bedene verdiği zararları anlatırken aynı zamanda şu sorunun peşine düşüyoruz: İnsan tamamen stressiz yaşayabilir mi? Yoksa mesele, stresin dozunu ve anlamını yönetebilmek mi?
Dosyamız bununla da sınırlı değil. Artık akıllı saatlerden biyobelirteçlere kadar pek çok teknoloji, kişisel “stres haritamızı” çıkarmaya hazırlanıyor. Kalp ritmi değişkenliği, hormon düzeyleri, hatta kemiklerden salgılanan moleküller… Bilim insanları gelecekte herkesin kendine özgü bir “stres puanı” olabileceğini düşünüyor. Öte yandan “Strese Karşı Kendimizi Aşılayabilir miyiz?” sorusunu da ele alıyoruz. Küçük ve yönetilebilir streslerin, gelecekteki büyük krizlere karşı psikolojik dayanıklılığı artırabileceğine dair çarpıcı çalışmalar var. Belki de insan zihni, tıpkı bağışıklık sistemi gibi, kontrollü baskılar altında güçlenmeyi öğreniyor.
Bu sayımızda teknoloji dünyasının en büyük hesaplaşmalarından birine de yakından bakıyoruz. Tanol Türkoğlu, Elon Musk ile OpenAI arasındaki davanın perde arkasını inceliyor. Bu yalnızca iki teknoloji devi arasındaki bir güç savaşı değil; aynı zamanda yapay zekânın geleceğine dair büyük bir ideolojik çatışma. Yapay zekâ insanlık için mi geliştirilecek, yoksa yeni dijital çağın en büyük kâr makinesine mi dönüşecek? Kaliforniya’daki mahkeme salonunda aslında biraz da bu sorunun cevabı aranıyor.
Müfit Akyos ise kamu yönetiminin geleceğini tartışıyor. Pandemi, iklim krizi, dijitalleşme ve küresel gerilimler, klasik devlet yapılarının yetersizliklerini açık biçimde ortaya koydu. Veri temelli, yapay zekâ destekli ve vatandaşla daha bağlantılı yeni bir kamu yönetimi modeli mümkün mü? “Kamu Yönetiminin Yeniden İnşası” başlıklı yazı, yalnızca bürokratik bir reform tartışması değil; aynı zamanda 21. yüzyılda devletin nasıl ayakta kalabileceğine dair önemli bir düşünsel çerçeve sunuyor.
Doğan Kuban’ın bu sayımızdaki yazısı ise gündelik hayatın sıradan görünen ama aslında çok derin bir sorununa odaklanıyor: kuralsızlık. Trafikten yaya geçidine kadar uzanan hoyrat davranışları yalnızca bireysel kabalık olarak değil, “kentlileşememiş bir uygarlık sorunu” olarak ele alıyor. Kuban’ın anlattığı örnekler, aslında toplumsal yaşamın temelinde “insana saygı” kavramının ne kadar belirleyici olduğunu yeniden düşündürüyor.
Prof. Dr. Zeliha Özer, son yılların en popüler beslenme tartışmalarından birini masaya yatırıyor: Aralıklı oruç mu, kalori kısıtlaması mı? Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki mucize yöntem yok; asıl mesele sürdürülebilirlik ve kişisel uyum.
Dijital kültür konusunda önemli bir yazı var: Kültür Üniversitesi’nden Dr. Özge Özkök Şişman, TikTok kuşağının yeni içerik dünyasını analiz ediyor. Artık yalnızca görünür olmak yetmiyor; merak uyandırmak, samimiyet hissi yaratmak ve duygusal bağ kurmak gerekiyor. Dijital kültür hızla değişirken insan psikolojisinin temel dinamikleri de yeniden şekilleniyor.
İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç’ın Karl Friston üzerinden yaptığı “entropi, beyin ve yaşam” okuması ise bu sayının düşünsel açıdan en çarpıcı metinlerinden biri. İnsan yalnızca düşünen bir varlık mı, yoksa belirsizliği yönetmeye çalışan biyolojik bir enformasyon sistemi mi? Bilim ile felsefenin iç içe geçtiği bu yazı, yaşamı başka bir gözle düşünmeye davet ediyor.
İnsan türeyişinin süreç ve mekanizmalarını da Oktay Kaynak yazdı.
Bilim ve Beslenme sayfamızda kolajen takviyeleriyle ilgili geniş kapsamlı araştırmaları inceliyoruz. 113 klinik çalışmanın analizi, bu ürünlerin tamamen etkisiz olmadığını ama mucize çözümler olarak da görülmemesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Teknoloji sayfalarımızda ise artık yalnızca düşünen değil, hareket eden yapay zekâları konuşuyoruz. Masa tenisinde insan rakipleri zorlayan robot “Ace”, fiziksel dünyada yeni bir dönemin habercisi olabilir mi? Öte yandan insansı robotların 100 metre sprint rekoruna yaklaşması, insan-makine rekabetinin artık spor alanına da taşındığını gösteriyor.
Grafik Bilgi sayfamızda bu kez “pasaport gücü”nü inceliyoruz. 2026 verileri, dünyanın ne kadar eşitsiz bir hareketlilik sistemine sahip olduğunu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Bazı pasaportlar dünyayı neredeyse sınırsız açarken, bazıları için sınırlar hâlâ büyük ölçüde kapalı.
Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma Gündemi sayfalarımızda ise yine birbirinden ilginç çalışmalar var: Köpek beyninin evcilleşme sürecinde küçülmesi, Roma sonrası Avrupa’nın nasıl şekillendiği, Cinsel saldırı travmasının sanıldığından çok daha uzun sürmesi üzerine yeni bulgular… Kaykay yaparken neden kask takmak gerekir? Meraklı çocuk’ta, Mercan Bursalı yazdı.
Kısacası bu sayımızda da bilimden teknolojiye, toplumdan insan zihnine uzanan geniş bir yolculuk sizleri bekliyor. Çünkü bilim yalnızca laboratuvarlarda değil; gündelik hayatın tam merkezinde akmaya devam ediyor.
Dijital HBT’de daha fazla
Derginin kapağında üst sağda başlık kenarındaki kare kod’u telefon kameranıza taratarak, çok daha fazla habere ve bilgiye ulaşabilirsiniz. Unutmayın: Dijital HBT’ye abone olarak hem arşive ulaşabilir hem de derginin yaşamasına destek vermiş olursunuz. Okuyun, okutun.
Destek ve dayanışma bizim için her zamanki gibi çok değerli. Bilimin sesini bağımsız biçimde sürdürebilmek için büyük bir emek veriyoruz.
Gelecek sayıda buluşmak üzere.
Özlem Yüzak