Öncü ve parlak Türk bilim kadınları: Kim onlar ve neler yaptılar?

Özlem Yüzak
Öncü ve parlak Türk bilim kadınları: Kim onlar ve neler yaptılar?

8 Mart Dünya Emekçi Kadınları günü dolayısıyla Herkese Bilim Teknoloji Dergisi Türkiye’nin öncü ve başarılı bilim kadınlarını ele aldı.

Onlar bilim kadınları... Kendi alanlarında başarıları ile çalışmaları ile fark yaratan kadınlar hepsi de... Sayıları belki çok değil; ama az da değil. Ayrıca çarpan etkileri çok büyük.

Kadınların savaşı, tüm dünyada kuşaklar boyunca krallar, din adamları, babalar ve kocalar tarafından dayatılan ahlaki, sosyal ve cinsel baskılara karsı verilen sessiz uzun ama henüz sona ermemiş bir yürüyüş. Bilim dünyasının kadınları da bunun önemli bir parçası. Kadınlar bilim yolunda ilerlerken, erkeklerin hiçbir zaman karşılaşmayacakları tarzda, kadın olmalarından kaynaklanan sayısız sorun yaşıyorlar. Türkiye’nin bilim kadınları benzer süreçlerden geçtiler. Ama belki şanslı oldukları bir nokta vardı: O da Kurtuluş Savaşı sonrasında Anadolu’nun külleri arasından filizlenen genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ve kurucusu Atatürk’ün bilime verdiği önem ve kadın-erkek eşitliğinin önündeki engelleri en azından yasalarla kaldırmış olması.


Ne yaptılar peki bu kadınlar?

Hayallerinin peşinden gittiler. Önlerindeki engeller onları yıldırmadı. Biri cüzzama savaş açtı ve binlerce insanın yaşamını etkiledi; bir diğeri kafayı ALS hastalığına taktı beyindeki motor nöronların gizinin peşine düştü. Bir başkası bitki bilimcisi, Türkiye’nin endemik bitkilerinden yola çıkarak önemli araştırmaları gerçekleştirdi... Bir diğeri....

Bilimin erkek egemen bilim dünyasında  yaptıkları çalışmalar, araştırmaları ile kendilerine yer açtılar. Yetmedi kimi zaman onları da aştılar. Aynı zamanda anne, aynı zamanda eş oldular.

Yetinmediler sadece bilim kadını olmanın da ötesine geçtiler, toplumsal sorumluluklarının bilinciyle öncü kadınlar oldular. İlk kadın hekim, ilk kadın kimyacı, ilk gökbilimci, ilk fizikçi... Ve onların izlerini süren diğerleri... Bakıyoruz hemen hepsinin bir yurtdışı deneyimi olmuş. Dünyanın önde gelen üniversitelerinde, merkezlerinde çalışmalar yürütmüş, akademik başarılarını pekiştirmişler. Kimi Türkiye’ye dönmeyi ve kendi ülkesinde hizmet vermeyi yeğlemiş. Kimi çalışmalarını yurt dışında yürütmeyi. İlginç olan büyük  resme baktığımızda özellikle son dönemlerde bilim yapmak için Türkiye’yi tercih etmeyen bilim insanının ve bilim kadını sayısının hızla arttığını görüyoruz. Acaba neden (!).

FARK YARATAN DUAYENLER

Türkan Saylan: 74 yıllık yaşamının neredeyse tümünü birilerinin yaşamına sihirli değnekle dokunmakla geçirdi Türkan Saylan. 1968’de İstanbul Tıp Fakültesi’nde dermatoloji dalında başasistanlığa başladı. 1971’den itibaren burs kazanarak gittiği İngiltere’de ve Fransa’da ileri eğitim gördü.

İhtisas alanı, Türkiye’de cüzam diye anılan lepra hastalığıydı. O hastalığa karşı mücadelenin ön saflarında çalıştı. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin yöneticisi oldu. Cüzamla Savaş Derneği’ni ve Vakfı’nı kurdu.

Bir zamanlar çok yaygın olan lepra hastalığının sadece Türkiye’deki değil, dünyadaki gerilemesinde de Saylan’ın bu gayretlerinin önemli katkısı var. Bunun sonucu olarak 1986’da kendisine, Hindistan’da Uluslararası Gandhi Ödülü verildi.  Kurucusu olduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Vakfı ile de özellikle kız çocuklarının okutulmasına öncülük yaparak çığır açtı.

Büyük bir bitki bilimci

Ayhan Ulubelen: Türkiye’nin önde gelen kadın analitik kimyacılarından. Asıl uğraş alanı bitki bilimi. ABD’de Arizona Üniversitesi ve Minnesota Üniversitesi’nde eczacılık alanında çalışmalar yürüttü. 300’ü aşkın makale yayımladı ve pek çok kitabın hazırlanmasına katkıda bulundu.

Bu çalışmalarına 3 bini aşkın atıf aldı. 20 kadar yüksek lisans ve doktora öğrencisi yetiştirdi. Doktora danışmanlığını yaptığı öğrencilerinden 6 bilim kadını çeşitli üniversitelerde profesör oldu. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi, Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü, Kimya Bölümü’nde Bitki Kimyası Grubuna 10 yıl danışmanlık yapan Ulubelen 1985’de Türkiye Kimya Derneği’nin ilk onursal üyesi oldu. NATO Bilimsel Komitesi’ne Türkiye’yi temsilen seçilerek 1986-1990 yılları arasında hizmet verdi. 1991’de TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü aldı.

Nermin Abadan Unat: Türkiye’nin ilk kadın siyaset bilimcisi. "Hocaların Hocası" olarak da anılan Nermin Abadan Unat zor bir yaşamdan azmi ile bu unvanı hak etmiş bir isim. 1921’de Viyana’da doğdu. Babası İzmir’in Bosna asıllı zengin ihracatçılarından Mustafa Süleymanoviç, annesi ise Macar baronesi Elfriede Karwinsky idi. Babasının ölümü ile refah günleri de sona eren Unat, 14 yaşında bir kelime bile Türkçe bilmeden tek başına büyükelçiliğe giderek okumak için Türkiye'ye gitmek istediğini söyledi. Annesi ve kardeşini geride bıraktı ve kendi uzun hayat yolculuğunu kendi eline aldı.

Avrupa Konseyinin Kadın/Erkek Eşitliği (CDEG) komisyonunda 1978-1993 yılları arasında Türkiye’yi ikinci başkan ve üye olarak temsil etti. 1967-70 döneminde Uluslararası Siyaset Bilimi Derneğinin (IPSA) ikinci başkanlığını yaptı. Federal Almanya Cumhurbaşkanlıığı Dr.Nermin Abadan-Unat’a 1978 de Yüksek Liyakat (Hohes Verdienst Kreuz ) nişanını verdi. 1998’de “Aydınlanmanın Kadınları” ödülü alanlar arasında yeraldı. 2000’de “Fulbright Yaşam Boyu Akademik Hizmet” ödülü, 2004’te Kültür Üniversitesi “Yürekli Kadın Ödülü”, 2006 da Marmara Üniversitesi “Yaşam Boyu Başarı“ ödülü, 2012’de Koç Vakfı “Eğitim alanında Üstün Hizmet” ödülünü verdi. Unat bugün 96 yaşında.

Halet Çambel: Bilim dünyası tarafından “Hitit hiyerogliflerinin çözüldüğü yer” olarak tanınan Karatepe-Arslantaş Höyüğü’nde Türkiye’nin ilk açık hava müzesini kurmasıyla bilinen Halet Çambel, stajyer olarak başladığı kazıları hayatı boyunca sürdürdü. Halet Çambel aynı zamanda Türkiye’yi eskrim dalında temsil ederek, Suat Fetgeri Aşeni ile birlikte “Olimpiyatlara katılan ilk Türk kadın sporcu” ünvanını kazandı.

Çambel'in çabalarıyla kurulan İstanbul-Chicago Üniversiteleri Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırma Kamu Projesi çerçevesinde, 1964'te Urfa-Bozova'da Biris Mezarlığı ve Söğüt Tarlası, 1968 ve 1970'de Diyarbakır Girikihacıyan kazıları gerçekleştirildi. Çambel, Keban Barajı'nın yapımıyla su altında kalacak olan alanların taranması için 1966'da başlayan çalışmalara öncülük etti.

1976'da Tübitak'a bağlı Arkeometri Ünitesi kurulmasına katkıda bulundu. 1984 yılında emekli oldu. Kazılara katılımını ve yazılarını emekliliğinde de sürdürdü. 2005’te Hollanda devletinin kültür ve kalkınmaya hizmet edenlere verdiği Prens Claus ödülü'nün sahibi oldu. 2010 yılında kendisine T.C. Kültür Bakanlığı tarafından Kültür ve Sanat Büyük Ödülü verildi. 12 Ocak 2014 tarihinde İstanbul'daki evinde yaşamını kaybetti.

Akademik kariyer yapmadı ama öncü oldu

Muazzez İlmiye Çığ: 1914 doğumlu. Yani 103 yaşında. Türkiye’nin ilk kadın Sümeroloğu. 1936’da Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Sümeroloji bölümüne girdi. 1940’ta mezun oldu. Sonra İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne tayin edildi. Hatice Kızılay ve Dr. F. R. Kraus’la birlikte, müzenin deposunda bulunan ve 74 bin tabletten oluşan çivi yazılı belgeler arşivini oluşturdu. Akademik kariyer yapmadı ama Sümerlerle ilgili halkın anlayacağı kitaplar yazdı.

Emeklilikten sonra bir süre yurtdışında yaşayan Muazzez İlmiye Çığ, 1988'de Philadelphia'daki Asuroloji kongresine katıldı. Prof. Kramer'in History Begins at Sumer adlı kitabını Türkçeye çevirdi ve kitap 1990'da “Tarih Sümerle Başlar” adıyla Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlandı. Kitabın çok ilgi görmesi üzerine 1993'te çocuklara yönelik Zaman Tüneliyle Sümerlere Yolculuk da dahil Sümer ve Hitit kültürlerini tanıtan 13 kitap yazdı.

İonna Kuçuradi:  1936'da İstanbul'da dünyaya geldi. 1959'da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. 1965'te doktora derecesini aldı. 1965-1968 arasında Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde görev yaptı. 1970'te doçent, 1978'de de profesör oldu. Boston'daki toplantıda Dünya Felsefe Federasyonları Başkanlığı'na seçildi. Bu göreve seçilen ilk Türk ve ilk kadın oldu. 2001 yılında Dünya Felsefe Kongresi'nin Türkiye'de yapılmasını sağladı. 1969'da Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü kurdu ve 2003 yılında emekli oluncaya dek bölümün başkanlığını yaptı.

1997'den beri aynı üniversitenin İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin müdürü ve bu merkezin bünyesinde kurulan UNESCO kürsüsünün sahibi. Ayrıca Koç Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi. 2015’te ODTÜ tarafından kendisine Senato Özel Ödülü verildi. Halen Maltepe Üniversitesi'nde görev yapmakta. Özellikle insan hakları, insan felsefesi, etik gibi alanlarda çalışmalarını sürdürüyor.

Toplumbilimlerinde öncü

Mübeccel Kıray: Sevenleri ve arkadaşları ona "Beco" derlerdi. Kent sosyolojisi alanında öncü çalışmalar veren, Türkiye modernleşmesinin sancılarını en iyi aktaran bilim insanlarından biri oldu. 1923’te doğan Kıray’ın öyküsü Cumhuriyetin öyküsü ile iç içe geçti. "Soğuk Savaş" döneminin en baskıcı yıllarında Türkiye'de Toplumbilim öğrenmek ve öğretmek, araştırma yapmak için olağanüstü güçlüklere göğüs gerdi.

Umudunu ve mücadele gücünü hiç yitirmedi, öncü araştırmalara ve kuramsal modellere imza atmış, çok değerli öğrenciler yetiştirdi. 1944'te Ankara Üniversitesi mezunu. 1946'da Ankara Üniversitesi'nden antropoloji doktora derecesi aldı. 1960'ta ODTÜ Sosyal Bilimler Bölümü'nün gelişmesine emek verdi. 1973'te "Morris Ginsberg Fellow" olarak Londra Ekonomi Okulu'na gitti.

Dönüşünde önce İTÜ'de, 1982'den sonra da Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde çalıştı. Bu arada bir yıl, Austin'deki Teksas Üniversitesi'nde (University of Texas) ders verdi. 1989'da emekli oldu. 2007'de İstanbul'da yaşamını yitirdi.

Çalıştığı süre içerisinde Norveç Bergen Üniversitesi, Kahire Amerikan Üniversitesi, ABD Berkley Üniversitesi ve Zürih Teknik Üniversitesi'nde seri konferanslar verdi. ODTÜ Mustafa Parlar Ödülü, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Fahri Doktor unvanı ve Aydınlanma Kadınları Ödülünü aldı. 1994'te Kıray Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) şeref üyeliğine seçildi. Türkiye'de sosyolojinin üniversitelerde kurumsallaşmasında önemli rol oynayan ve toplumsal değişmeyi ele alma tarzı ile bir ekol oluşturdu.

Engin Arık: Ünlü parçacık fizikçisi ve Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü'nün eski profesörü. Toryum madeninin enerji sorununa temiz ve ekonomik bir çözüm olabileceği yolundaki görüşleri ile tanınmıştı. 1948 doğumlu, CERN'de ATLAS ve CAST deneylerine katılan Türk bilim insanlarına liderlik yaptı. Arık deneysel yüksek enerji fiziği alanında yüzün üzerinde makale yayımladı, yüzlerce atıf aldı. Aynı zamanda Türk Ulusal Hızlandırıcı Projesi'nin de yürütücülüğünü yapan Arık, 30 Kasım 2007’de Isparta'daki uçak kazasında hayatını kaybetti. Webometrics raporunda yer alan h-index'i sıralamasına göre, Türkiye'deki bilim insanları içerisinde halen ilk sıralarda yer almakta.

KENDİ ALANINDA İLKLER

Remziye Hisar: Prof. Dr. Remziye Hisar birçok ilke imzasını attı. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın kimyacısı olmasının yanı sıra Fransa'nın Sorbonne Üniversitesi'nden mezun olan ilk Türk kadını.. Remziye Hanım küçük yaşlardan itibaren yaşamını dişiyle tırnağıyla kendisi kurmuş, yaratmış kadınlardan. 1902’de Üsküp’te dünyaya geldi. Öğretmen Lisesi'nin ardından, o zamanki adı İstanbul Darülfununu olan İstanbul Üniversitesi'nin Kimya Bölümü'ne girdi. O dönemde Kimya bölümünde üç kadın öğrenci vardı ve üniversitede kadınlarla erkeklere ayrı sınıflarda ders verilmekteydi. Daha doğrusu erkeklerden arta kalan zamanlarda üç kadına ders verilmekteydi.

Remziye hanım Kendisini üniversiteden alıp evlendirmeye kalkan babasına karşı çıkararak Bakü'de açılacak bir okul için aranan kimya öğretmenliği kadrosuna başvurdu. Orada tanıştığı Doktor Reşit Süreyya Gürsey ile 20 Nisan 1920'de evlendi ve İstanbul'a geri döndüler. Bir yıl sonra, ileride ünlü bir fizikçi olan oğlu Feza Gürsey'i dünyaya getirdi.

Feza bir buçuk yaşındayken Adana Kız Öğretmen Okulu'na hoca olarak tayin edildi. Eşi hastalık nedeniyle Paris'e gidince, Remziye Hanım da onu takip etti. Paris'te kimya okuyup, uluslararası planda bir bilim insanı olmayı düşünüyordu. Önce matematik okudu ve Sorbonne'da kimya okumaya hak kazandı.

Doktoradan sonra İstanbul Üniversitesi'nde fizik, kimya alanında dersler verdi. 1942 yılında doçent, 1959 yılında profesör, 1973’te emekli oldu. Remziye Hisar 1956 yılında Fransız Hükümeti tarafından verilen “Officer de l' Akademie” nişanını aldı. 1991’de TÜBİTAK Bilim ödülüne layık görüldü.

İlk kadın doktoru

Safiye Ali: Bir Osmanlı paşasının kızı olarak 1894’te doğan Safiye Ali, Almanya’da tıp eğitimi aldı ve Türkiye’nin ilk kadın doktoru oldu. Meslektaşlarından gördüğü kötü muameleye rağmen mücadelesine devam etti. I. Dünya Savaşı'nın zor şartları altında eğitimini tamamlayamamaktan korkan Safiye Ali 'bebeklerde iç Pakimenenjit kanaması' hakkındaki tezi ile diplomasını aldı. Doktor oldu ve İstanbul'a geri döndü. Anne-çocuk sağlığı üzerine önemli çalışmalar yaptı. Kız öğrencilere verdiği derslerle tıp eğitimi veren ilk kadın olarak da tarihe geçti..

Kadınlar Birliği'nde Sıhhiye Komisyonu Başkanlığı yapan Safiye Ali fuhuşla mücadele için de çalıştı. Onlara yurt açmak için çalıştı. Safiye Ali anne sütünden kesilen ve steril süt içme imkanından mahrum olan çocuklar için kurulan ve Himaye-i Etfal Cemiyeti'ne bağlı çalışan “Süt Damlası” Bakım Evi'nin başkanlığını yaptı.

Müfide Kuley : 13 Kasım 1933 tarihinde Dr. Müfide Kazım, Türkiye'nin ilk kadın hükümet tabibi oldu. Kuley, 1929’da öğretmenlik görevini bırakıp Tıp Fakültesi'nde Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp'in yönettiği İkinci Dâhiliye Kliniğinde asistanlığa başladı. 1930’da Tıp Fakültesi Mecmuası'nda "Dr. Fatma Kâzım-Asistan" imzasıyla ilk makalesi yayınlandı. 1933’da ihtisas imtihanını vererek "Mütehassıs" unvanı kazanarak Türkiye'nin ilk hükümet tabibi oldu.

Küley, doçent iken 1949’da ülkenin ilk ve önder kadın üniversite mezunları tarafından kurulan Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği'nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. Haydarpaşa Numune Hastanesi Dâhiliye Kliniği'nde iç hastalıkları uzmanı olarak çalıştı ve profesör kadrosuna atandı. 1963’te İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin İç Hastalıkları Kliniği'nde Gastroenteroloji Seksiyonu'nu kurarak yönetti. 1993: onursal doktor unvanı aldı, 1995’te vefat etti.

Astro fiziği Türkiye’ye getirdi

Kamile Şevki Mutlu:  Türkiye’nin ilk kadın patoloğu. 1924’te İstanbul Darülfünun tıp Fakültesi’ne girdi. Ankara Üniversitesi Tıp fakültesi Histoloji ve Embriyoloji kürsüsünün  kurucu başkanlığını yaptı.

Aynı zamanda 9 Kasım 1953’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün naaşının Etnografya Müzesi'nden Anıtkabir’e nakli öncesi onu açan ve bozulmadan korunduğunu belgeleyen kişi.

Dilhan Eryurt: Güneşin ve yıldızların evrimi çalışmalarında dünya çapında bir isim Dilhan Eryurt. Astrofiziği Türkiye'ye taşıyan kişi. 1926 İzmir doğumlu. Küçük yaşlardan itibaren matematiğe ilgi duyan Eryurt, İÜ Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nü seçti. Üniversiteyi bitirince, Ankara Üniversitesi'nde astronomi bölümü açmakla görevli Prof. Dr. Tevfik Okyar Kabakçıoğlu'nun yanında asistan oldu. Tabii kadro olmaması nedeniyle, işini iki yıl hiçbir ücret almadan sürdürdü. 1959'da Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın bursuyla iki yıllığına Kanada'ya gitti

1961-1973 arası NASA’da ilk Türk bilim kadını olan Dilhan Eryurt'un Goddard Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalar, Güneş hakkında o zamana kadar yanlış bilinen bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Güneş'in parlaklığının oluşumundan bu yana gittikçe artmadığını, geçmişte çok daha parlak ve sıcak olduğunu ortaya koydu. Çalışmaları o dönemde yeni başlayan uzay uçuşlarının gidişatını etkileyecek önemdeydi. Aya ilk iniş için yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi.

Eryurt 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne döndü ve Astrofizik Anabilim Dalı'nı kurdu. 1988 yılında, önce ODTÜ Fizik Bölümü başkanlığı yaptı, ardından Fen-Edebiyat Bölümü dekanlığını 5 yıl sürdürdükten sonra 1993'te emekli oldu.

Külleri gökyüzünde

Paris Pişmiş: İlk Türk kadın gök bilimci. 1912’de İstanbul’da doğdu. Üsküdar Amerikan Kız Koleji’ni birinci olarak bitirdiğinde Türkçe ve Ermenice’nin yanında, İngilizce ve Fransızca da çok iyi biliyordu. Üniversiteye gitme isteğine önce ailesi karşı çıksa da sonunda pes ettiler ve Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) Fen Fakültesi’nin Matematik Bölümü’ne kaydını yaptırdılar. O inatçı kız 1933′te Matematik ve Klasik Astronomi Bölümü’nü bitiren ilk kız öğrenci olacaktı.

1937′de Freundlich’in kendisine tez konusu olarak verdiği “Galaksinin Kinematiği ve Dinamiği” gibi hâlâ çözülmeyen noktaların bulunduğu bir alanda çok “parlak” bulunan bir tez verdi. Bir süre sonra eve gelip Paris’in ailesi ile konuşan Freundlich, onları kızlarını Harvard Rasathanesi’nde ayarladığı bir yıllık burs için Amerika’ya yollamaya ikna etti. 1942′de Meksikalı bir modern astrofizik öğrencisi olan Felix Recillas ile evlendi. Çift Meksika’ya yerleşti. Pişmiş Meksika’da yıldızlar ve galaksinin dönmesi üzerine çalışmalarına devam etti. Ulusal Astrofizik Gözlemevi’nin kuruluş çalışmalarında bulundu; bir yandan ders veriyordu. 1965′te bugün hâlâ kendi adıyla “PIS” olarak anılan tam 23 yıldız kümesi keşfetti.

Pişmiş, Meksika Üniversitesi’nden emekli olduktan sonra gökbilim çalışmalarını sürdürdü. Bu arada sık sık Türkiye’ye de geliyor ve keşfettiği “parlak” gençler için yurtdışında burs olanakları peşinde koşuyordu. 2000’de hayata veda eden Paris Pişmiş’in bedeni son durağı Meksika’da yakıldıktan sonra kendi arzusu üzerine gökyüzüne savruldu.

Nüzhet Gökdoğan: Türkiye'nin ilk kadın gökbilimcisi ve ilk kadın dekanı. 1910’da İstanbul'da doğdu; 1928’de devlet bursu kazanarak, Matematik-Fen lisansı yapmak üzere Atatürk'ün emriyle Fransa'ya gönderildi. 1932’de Lyon Üniversitesi'nde lisansını tamamlayan Gökdoğan, 1933 üniversite reformu ile birlikte 29 Eylül 1934 tarihinde bir yabancı profesör ve iki yabancı yardımcı ile İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde kurulan Astronomi Enstitüsü'ne ilk Türk doçenti olarak atandı.

1 Aralık 1948: Fen Fakültesi'nin teklifi ile İstanbul Üniversitesi Senatosu tarafından profesörlüğe yükseltilen Nüzhet Toydemir Gökdoğan, 1954’te dekanlığa seçildi. Türkiye'de İstanbul Üniversitesi'nde ilk kadın senatör ve ilk kadın dekan oldu. Prof. Dr. Cahit Arf, Prof. Dr. Mustafa İnan ve Prof. Dr. Nazım Terzioğlu ile birlikte 'Türk Matematik Derneği'ni kurdu. 1954’te Türk Astronomi Derneği'nin kurucusu ve 20 yıl başkanı oldu. Türk Soroptimist Derneği'nin kurucularından. Üniversiteli Kadınlar Derneği'nin başkanı olarak UNESCO'nun düzenlediği okuma yazma yılı nedeni ile 1970’de Ortadoğu ülkeleri ve Yunanistan'ın katıldığı bir sempozyumu gerçekleştirdi.

Fahire Battalgazi: İlk kadın zoolog. 1902’de İstanbul’da doğdu. İlk eğitimini Şam’da Notre Dame de Sion’da gördü. Yüksek öğrenimini Darülfünun Fen Fakültesi Tabii İlimler Bölümü’nde yaptı, 1926’da mezun oldu. 1931’de Hayvanat Enstitüsü laboratuvarı şefi oldu. 1932’de Paris (Sorbonne) Üniversitesi’nde Zooloji ve Karşılaştırmalı Anatomi Enstitüsü’nde çalışmalar yaptı. Battalgazi Türkiye’de ilk zooloji doktorası, hem de bir kadın tarafından yapılan ilk zooloji doktorasını yapan kişi oldu. 1948’de ölümüne kadar önemli araştırmalar yaptı.

Sara Akdik: Sara Akdik ve kendisiyle hemen hemen aynı sıralarda çalışmalarına başlayan Lütfiye Irmak, ilk kadın botanikçilerimizden. 1897’de Girit’te doğdu. 1918 yılında İstanbul’da Alman Lisesi’nde yaptı ve bu okuldan 1918’de mezun oldu. İstanbul Darülfünu Fen Fakültesi Tabiiye kısmından 1921’de ilk mezun olan kız öğrencilerden.

1934’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi İspençiyari Nebatat ve Genetik Enstitüsü’nde asistan olarak çalışmaya başladı. Farmakobotanik ve genetik dallarında çalıştı, 1937’de doçent oldu ve 1945’te Prof. A. Heilbronn ile yaptığı “Bir crispa mutantın anatomisi ve morfolojisi” başlıklı teziyle doktora derecesi aldı.

Akdik’i İstanbul Üniversitesi’nde kendisiyle hemen hemen aynı zamanda çalışmaya başlayan Lütfiye Irmak ile birlikte ilk kadın botanikçimiz olarak anmamız gerekmekte.

1947-48 yıllarında ünlü İsveçli genetik profesörü Muntzig’in yanında çalışmalar yapan Sara Akdik, 1948’de profesör oldu ve 1955’de Fen Fakültesi Farmakobotanik ve Genetik Kürsüsü’nün başkanlığına getirildi. 18 yıldan fazla bu görevde kaldı, 8 doktora çalışması yönetti ve genel botanik, moleküler biyoloji, sitoloji, genetik, insan genetiği, evrim, bitki coğrafyası ve farmakobotanik derslerini verdi. 1973’te emekli oldu, 1982’de vefat etti.

Selma Soysal: Türkiye’nin ilk kadın matematik profesörü, 1924’de Zonguldak’ta doğdu. Kandilli Kız Lisesi’nde okudu. 1941’de İstanbul Üniversitesi’ne Matematik-Astronomi Bölümü’ne girdi. Cahit Arf’la Sonsuz Boyutlu Hilbert Uzayları konusunda doktora tezini yazdı. Bir süre Paris’te Henri Poincaré Enstitüsü’nde (1951), Londra’da ve ABD’de MIT’de çalıştı.  İTÜ’de  İnşaat  Fakültesi Yüksek Matematik Kürsü başkanlığını  yürüttü.

Merver Ansel: 1902 Kazakistan doğumlu. 1935’de Ankara Üniversitesi’nde  Veterinerlik Fakültesi’ni bitirerek ilk Türk Kadın Veteriner hekim unvanını elde etti.

Afet İnan:  İlk kadın sosyolog Ayşe Afet İnan cumhuriyetin ilk tarih profesörlerinden. Aynı zamanda Atatürk’ün manevi kızı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde ilk Türk Devrim Tarihi Kürsüsü'nü kurdu. Türk medeniyeti ve devrim tarihine ait 50 kadar kitabı ile çok sayıda makalesi bulunuyor.

Cumhuriyet döneminin yeni tarih anlayışının temellerinin atılmasında ve kadın kimliğinin kurgulanmasında bir ideolog gibi hizmet etmiş bir cumhuriyet kadını.

Belkıs Özdoğan: 1912 İstanbul doğumlu. Orta öğrenimini İstanbul Kandilli Kız Lisesi'nde tamamladı. 1939’da İstanbul Üniversitesi, Fizik Bölümü'nü bitirdikten sonra 1 yıl süreyle İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nda fizik öğretmenliği yaptı.

Bilim kadını olma süreci, fizik öğrenimi gördüğü İÜ, Fizik Bölümü, Tecrübî Fizik Kürsüsü’ne, Prof. Dr. Harry Dember'in asistanı olarak atanmasıyla başladı. 1949’da fen doktoru oldu. 1951 – 53 arasında Paris'te optik dalında yaptığı çalışmalarla doçentliğe, 1970’te profesörlüğe yükseltildi. Özdoğan, ilk doktora yapan kadın fizikçiler arasında yer alıyor.

Yurtdışındaki başarıları göz kamaştırıyor

Alanlarındaki problemlere önerdikleri farklı çözümlerle dikkat çeken genç bilim kadınlarından bir kısmı...

Hatice Altuğ: Genç Türk fizikçi Hatice Altuğ lazerin hızını 100 kat artırdı. ABD’nin ünlü bilim dergisi Nature Physics, Altuğ’un bu buluşunu kapak yaptı. Popular Science yılın en başarılı 10 genç bilim insanı listesine soktu Altuğ’u. Boston Üniversitesi’nde öğretim üyesi. Bilkent’ten 2000’de dereceyle mezun olduktan sonra Stanford Üniversitesi’nden tam burslu “Uygulamalı Fizik” bölümünde doktora yaptı. Yeni lazer sistemleri ve optik aletler üzerinde çalışıyor.

1978’de Burdur'un Karamalı ilçesinde doğdu;  küçük yaştan beri ilgisini en çok elektrik çekmiş ve anlamaya çalışmış. O yıllarımda öğrenmeye başladığım elektromanyetik dalgalar, yerçekimi kuvvetleri kanunları gibi konular çok hoşuna gitmiş. Diyor ki: öğretmenlerime devamlı sorular soruyordum. Çoğu zaman aldığım cevaplar arasında “bunlar müfredat dışı” ya da “bunlardan sorumlu değilsiniz” gibi şeyler vardı. Evet, özellikle nano-boyutlardaki metal yapıları kullanarak ışığı kontrol etmeye ve bu kontrolü kullanarak da yeni optik aletler yapmaya çalışıyoruz. Son çalışmalarım özellikle optik ile çalışan nano-sensor'ler üzerine.

Canan Dağdeviren: MIT Technology Review dergisinin her sene seçtiği “35 Yaş Altı Yenilikçiler Listesi’ne mucitler kategorisinden giren Dağdeviren doktora sonrası araştırmalarını Harvard Üniversitesi ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) medikal teknolojiler alanında sürdürüyor. Dr. Dağdeviren, insan vücuduna kalıcı olarak yerleştirilebilecek piller üzerinde çalışıyor. Hâlihazırda kullanılan kalp pillerinin belli aralıklarla değiştirilmesi gerekiyor, bu da kalp pili ile yaşayanlar için tıbbi zorluklar getiriyor. Kendi enerjisini kendi üretecek kalp pilleri geliştiren Dağdeviren, bu sayede kalp pillerindeki değişme zorunluluğunu ortadan kaldırarak hayatlarını bu pillerle devam ettiren insanların yaşam kalitesine önemli katkılar sağlamayı hedefliyor.

Naşide Gözde Durmuş: yine MIT listesinin öncüler kategorisinde yer alıyor. 2003’te ODTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünde lisans eğitimi boyunca Biyoteknoloji Araştırma Birimi’nde beyin kanseri ve kontrollü ilaç salım sistemleri üzerine çalıştı. Ayrıca, 2006’da Harvard Tıp Fakültesi’nde doku mühendisliği üzerine araştırmalarda bulundu. 2007’de ODTÜ’den yüksek şeref derecesiyle mezun oldu, daha sonra Fulbright bursu kazanarak yüksek öğrenimi için Amerika’ya gitti. Doktora sonrası araştırmalarına Stanford Üniversitesi Genom Teknoloji Merkezi’nde devam etti, hücrelerin manyetik özelliklerinden faydalanarak hastalıklı hücreleri tespit edebilen bir cihaz üzerinde çalışıyor. Cihaz kanser teşhisinin yanı sıra bazı tedavi tekniklerinin güvenilirliğini kontrol etmek için de kullanılabilecek gibi görünüyor.

Feryal Özel: Kafasını karadeliklere takmış bir bilim kadını Prof. Feryal Özel. NASA’da çalışan ve önemli başarılara imza atan bir astrofizikçi. Adı, 2003 yılında dünyanın en tanınmış bilim insanları ile birlikte ”Büyük Fikirler” listesinde yer aldı. Aynı yıl NASA tarafından verilen Hubble ödülüne de layık görüldü. Hubble kadrosuna alınmış ilk ve tek Türk. Üsküdar Amerikan Lisesi mezunu.

Burslu kazandığı Columbia Üniversitesi’nde çift ana dal yapan Özel, hem fizik hem de matematik mühendisliği bölümlerinden ‘Yüksek Onur Derecesi’ ile mezun.  Eşi Dimitros Psaltis de çok başarılı bir astrofizikçi. karadelikler, nötron yıldızları ve Einstein’ın rölativite teorisi üzerinde çalışıyor. Çalışmaları hem teorik fizik hem de uzay gözlemleri üzerine kurulu.

Bu hastalığı bitireceğim, elimizden kaçamaz

Hande Özdinler: Chicаgо'dаki Nоrthwеstеrn Ünivеrsitеsi Lеs Turnеr ALS Arаştırmа Lаbоrаtuvаrı'nın kurucu başkanı olan Özdinler, dünyаdа ilk dеfа beyindeki motor nöronları (sinir hücrеlеrini) Flоrеsаn Yöntеmiylе izоlе еdеrеk görmеyi sağlayan çаlışmаyı gеrçеklеştirdi. Bu, Amyоtrоfik Lаtеrаl Sklеrоz (ALS) ve diğer tüm sinir hücrе hаstаlıklаrı için önemli bir buluş оlаrаk kаbul еdildi.

Bu çаlışmа ile hücrеlеrin hücrеsеl, genetik ve mеkаnizmаsаl ölüm nеdеnlеri büyük bir titizlik ve dоğruluk pаyıylа incеlеnеbilеcеk ve hаstаlıklаrdа neden bu hücrеlеrin öldüğü bulunаcаk. Buluş Nаturе Neuroscience’da, Jоurnаl оf Neuroscience ve Cеrеbrаl Cоrtеx dеrgilеrindе yаyınlаndı ve Amеrikаn Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) tarafından 2, 5 milyоn dоlаrlık rеkоr araştırma dеstеğiyle ödüllеndirildi. Dr. Özdinler 2015 yılındа Dünyаnın En İyi Buluş Yаpаn 10 Kadın Bilim Akаdеmisyеnindеn biri sеçildi.

Hаrvаrd Cеntеr fоr Nеrvоus Systеm Rеpаir ödülünü de alan ilk ve tеk Türk. “Daha 13 yaşındayken moleküler biyoloji ve gеnеtik оkuyаcаğım diye ilk hеdеfimi kоymuştum” diyen Özdinler Bоğаziçi Ünivеrsitеsi’ndеn mezun оldu. Özdinler “hеdеfim ALS hаstаlığını bitirmеk; görün bаkın ki bitirеcеğiz, kаçışı yok еlimizdеn” diyecek kadar da iddialı.

Asuman Özdağlar: Prof. Özdağlar, MIT’nin  ‘Enformasyon ve Karar Sistemleri Laboratuarı’nın direktörlüğünü yürütüyor. Özdağlar’ın ‘Oyun Teoremi’ ile internet, ekonomi, sosyal ağlar gibi ağların en verimli şekilde düzenlenmesi ve karar kontrol mekanizmalarına uygulanması konusunda önemli katkıları oldu. Aralarında Donald P. Eckman ödülünün de bulunduğu pek çok ödülü bulunan Özdağlar çok sayıda doktora öğrencisine danışmanlık yapıyor. 1996’da ODTÜ mezunu. Dünyaca ünlü ekonomist Profesör Daron Acemoğlu’yla evli.

Zeynep Tümer: Ege Üniversite Tıp Fakültesi mezunu olan Prof. Dr. Zeynep Tümer, Kopenhag Üniversitesi’nde yaptığı doktora sırasında Menkes hastalığı genini bularak duyurdu önce ismini. Aynı üniversitede bölüm başkanlığı da yapan Tümer, Johannsen Genom Araştırmaları Merkezi’nde de (WJS) başkan yardımcısıydı. Bugüne kadar 77 makale yayımlayan Prof. Dr. Tümer, çeşitli uluslararası başarıları ile de tanınıyor. Halen Kopenhag’da Kraliyet Hastanesi Rigshospitalet’e bağlı Uluslararası Kennedy Araştırma Merkezi’nde Genetik Hastalıklar Bölüm Başkanı.

İlayda Şamilgil: Türkiye İlayda’yı, hazırladığı fizik projesi ile TÜBİTAK yarışmasına katılan, ancak dereceye giremeyen lise öğrencisi olarak tanıdı. Sıvılardaki su oranını mıknatısla ölçebilen ucuz, hızlı ve taşınabilir bir sistem yaratan İlayda; TÜBİTAK tarafından dereceye giremediği bu projesi ile Polonya’da, 80 ülkenin binlerce projenin arasında birinci oldu. İlayda, katıldığı alanda dünyanın en prestijli fizik proje yarışması olarak kabul edilen “First Step to Nobel Prize in Physics” (Nobel Fizik Ödülü’ne Doğru İlk Adım) adlı yarışmada, jüriden tam puan almıştı. ABD’de Cornell Üniversitesi’nde başarı yolculuğuna devam ediyor. Mühendislik okuyor, önümüzdeki dönem NASA’nın bir projesinde de yer alacak.

Özlem Yüzak

*Bu yazı HBT'nin 50. sayısında yayınlanmıştır.

Özlem Yüzak

Bilgi işçisi olarak tanımlıyor kendini... 15 yılı aşkın süredir Cumhuriyet Gazetesi’nde ‘Bilgi Toplumuna Doğru’ adlı köşesinde çağdaş dünyanın anahtarı olan bilgi, bilim ve eğitimin önemi üzerine yazıp duruyor. İnsanın doğa ve insan üzerinde kurduğu iktidardan dehşetli rahatsız; bu yüzden sürdürülebilir kalkınma, toplumsal cinsiyet, iklim değişikliği yine ilgi duyduğu alanlar arasında. “Kıskaçtaki İnsan ve İsyan” adlı bir kitabı bulunuyor.