Dijital (şeffaf) iktidar

Tanol Türkoğlu Y
Dijital (şeffaf) iktidar

Futboldan biliriz! En iyi hakem, maç sırasında varlığını hiç hissettirmeyendir. İktidar için de aynı şey söylenebilir. İktidarın varlığını gösterme-hissettirme nedeni, gücünün sonu-sınırı olduğunu da teyit edici bir unsurdur: Bir rakibinin olması! Oysa rakibinin olmadığı bir ortamda iktidar, en azından rafine olmuş iktidar, varlığını belli etmeden hükmünü sürer. Batı toplumunda iktidarın böyle bir evrimsel süreçten geçtiği ifade ediliyor.

İktidarla ilgili bu tespiti yapan, Byung-Chul Han. Metis Yayınları’ndan çıkan Psikopolitika adlı kitabında Han, iktidarın üçüncü kez nasıl kabuk değiştirmekte olduğunun altını çiziyor. Aslında Han’ın işaret ettiği evrimsel süreç toplumun gelişim sürecine paralel. Feodal tarım toplumunda (birinci) iktidar ölüm tehdidiyle hüküm sürüyordu. Kapitalizm ile gelen sanayi toplumu “disiplin iktidarı”dır. Kapitalizm azami üretim sağlamak üzere şeyleri-süreçleri optimize etmek zorundadır. Bu optimizasyonun şeyler üzerindeki etkisi disiplindir. Hayat bir makine gibi tıkır tıkır yaşanmalı, istisnai şeyler yapılmamalıdır. İnsan da robotlaşmış bu hayata adapte olabilmek için disiplin altına alınmalıdır.

Karşı konulmaz “dijitalleşme” ile birlikte iktidarın üçüncü evresine geçtiğinden dem vuruyor, Han. Buna varlığını hissetirmeyen, “şeffaf iktidar” da demek mümkün. İkinci iktidar insanı- şeyleri (hükmü altındaki tebasını) disipline ederken onların bedenlerine yönelik bir biyopolitika izliyordu. Üçüncü iktidar ise bireysel özgürlük masalı altında tebasının her şeyini tüm dünya ile paylaşmasını sağlayarak onun ruhunu ele geçirmeye çalışıyor. O nedenle uyguladığı da artık psikopolitika!


Teba içini internete, sosyal medyaya döküyor. İktidar da tüm bu dijital izleri toplayarak “büyük veri” analizleri yapıyor ve bireyin sadece bilincindekini değil bilinçdışındakini de öğrenmek istiyor. Sadece geçmiş ya da şimdiki zamanına değil gelecek zamanına da hükmetmek istiyor. Bunda başarılı olamadığı da söylenemez!

İlginçtir, tüm bu süreçte psikopolitik bir yol izleyen üçüncü iktidar modelinin varlığını hissettirmemesini sağlayan en kritik olgu ise bireysel özgürlük masalı. 21. yüzyıl insanı her ne yapıyorsa özgür iradesiyle yapıyor değil mi? Instagram’da birazdan Paris’e uçuyoruz diye fotoğraf paylaşırken, Twitter’da önüne gelen küfür ederken, Youtube’da tuvaletini yaparken çektiği videoları paylaşırken... Oysa Han’ın kitabından öğreniyoruz ki kişi ancak güvenilir dostlar arasında kendini iyi hissederken özgür olabilir. Özgürlük komünal bir olgudur. Bireysel özgürlük bireyi mücadeleden mücadeleye sürükleyen sonsuz bir döngüdür. Ve her evresinde (Han’ın ifadesiyle) neoliberalizmin kârına kâr katmaktadır. Tebanın aidiyet hissinin güçlenmesi için iktidar sahibine borçlanması gerekir. Birinci iktidar bu süreçte dini kullanmıştı. İkinci ve üçüncü iktidar ise burada maddiyatı kullanmakta. Bu yazıyı okuyan kaç kişinin borcu yok? İster bakkala olsun, ister bankaya fark etmez. Bireysel özgürlüğümü yaşıyorum derken borç hanesi kabaran kişinin “özgür” olduğu söylenemez!

Fakat Han’a göre neoliberalizm, dijitalizmi çoktan ele geçirmiş durumda ve dünyanın suyunu sıkıyor. Önerdiği cılız çözüm ise işi deliliğe vurmak! Az seçilen yoldan gitmek. Hatta hiçbir yere gitmemek. İktidarın bireyden beklediği hiçbir şeyi yapmamak! Oysa bu bile planın bir parçası olabilir. Bir tür aktiflik şart. Dijital devrim ancak bu şekilde neoliberalizmin ipini çekebilir!

Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com

Bu yazı HBT'nin 193. sayısında yayınlanmıştır.

Tanol Türkoglu