Menopoz gerekli midir?

Tevfik Uyar
Menopoz gerekli midir?

İnsan, pek çok bakımdan tuhaf bir varlık. Bazı açılardan memeliler arasındaki durumu son derece ilginç ve sıradışı. Bunlardan biri, babanın çocuk bakımında yüklendiği büyük rol; diğeri ise kadınlardaki menopoz. Jared Diamond bu özellikleriyle insanın diğer memelilerle karşılaştırıldığında oldukça "sapkın" bir tür olarak değerlendirilebileceğini düşünüyor. Gene eğilimin epey dışında çünkü...

Esasında bu durum insan yavrusunun özellikleri göz önüne alındığında son derece olağan. Zira insan, alet kullanmaya bağımlı bir tür. Herhangi başka bir memeli yavrusu daha doğduğunda pek çok şeyi becerebilir ve kısa sürede kendi yiyeceğini bulmaya başlayabilirken, insan yavrusu için bu süre oldukça uzundur. Hele ki yiyeceğini toplamak için ihtiyaç duyduğu alet edevatı kullanabilmesi için gerekli fiziksel ve zihinsel gelişim yıllarını alır. Bu da iki ebeveyn tarafından büyütülmesini zorunlu kılar (Belki de bu nedenle Bertrand Russel, devlet bakımının artması ile tek ebeveynli ailelerin sayısının çoğalması arasındaki ilişkiye dikkat çeker).

Belki de insan yavrusunun bu özel durumu "menopoz" olgusunu da ortaya çıkarmıştır, diye düşünüyor evrimsel biyologlar. Sebeplerini de bu yazı sonunda açıklamış olacağım. Lakin ilk etapta insanın aklına yine de şu soru takılıyor: Neden sadece kadın? Niçin erkekler neredeyse ömürlerinin sonuna dek üreme yetisine sahipken, kadınlar için durum böyle değil ve belli bir yaştan sonra doğurganlıklarını kaybediyorlar?


Bu konudaki teorilerden birisi, esasında insanların da diğer hayvanlar gibi ancak ömürlerinin sonunda üreme yeteneklerini kaybettiklerini, lakin insan ömrü uzadıkça dişi üreme sisteminin buna uyum sağlayamadığı yönünde bir teori. Başka bir deyişle: Ezelden kimse menopoza girecek kadar hayatta kalmıyordu zaten... Bu durum değişti ve kadınlar ayak uyduramadı... Niçin erkeklerin uyum sağlayıp, kadınların uyum sağlayamadığı kısmını boş bırakan bu teori, büyük ölçüde kabul görmüyor. Ki zaten bu teori kemik yaşı tahminlerine dayandığı için biraz prim yapsa da, hâlâ ortalama ömür beklentisi oldukça düşük olan bazı kabilelerde menopozun var olduğunun görülmesi teoriyi çürütmüş sayılıyor.

Bir başka teori ise kadınların doğduklarında zaten sınırlı sayıda yumurtayla dünyaya geldikleri fikrine dayanıyor. Her adet çevriminde bu yumurtaların sayısı azalıyor ve nihayetinde bitiyor... O halde menopozun özel bir nedenini araştırmaya ne gerek var? Lakin bu tezin anti-tezi var: Yumurta sayısının sınırlılığının diğer hayvanlar için de geçerli olmasına rağmen bunun bir ömür yetmesi mümkünken, insanda değil... O halde insan menopozu hala açıklamaya muhtaçtır.

Esas teori

Son derece geçerli olan -ve kabul edilen- teori ise şu (bunu biraz daha detaylı anlatacağım):

Yumurta üretmek ve doğurmak, büyük bir yatırımdır. Hem kadınların bedenini yıpratması açısından, hem de sarf edilen biyolojik enerji bakımından. Esasında bu enerjinin büyük kısmını, zamana karşı yıpranmalarımızı onarmaya kullanıyoruz. Yıpranma her daim devam ediyor. Onarım yeteneğimiz ise yaşla birlikte azalıyor.

İşte nasıl ki gün gelip de elektronik bir cihazımız çok eskiyip bozulduğunda, yenisini alıp eskisini çöpe atmak daha mantıklı geliyorsa, bedenimiz için de aynısı geçerlidir. Lakin mantık ters çalışır, zira "eskisini", yani kendimizi çöpe atmak, hayatta kalmaya yönelik diğer tüm eğilimlerimizle terstir. O halde "yenisini yapmaktan vazgeçmek" daha olağan olacaktır. Başka bir deyişle, bir kadının onarıma ayırması gereken yatırım onun için daha önemli olduğundan, bebek yapmak yerine hayatta kalmayı tercih edecektir.

İnsan, ömrü oldukça uzun bir memelidir. Diğer memelilerden çoğunun ömürleri kısadır. Kısadır, çünkü neredeyse onarıma hiç yatırım yapmazlar. Ömrü pek kısa olan hayvanların üremek -ve genlerini yaymak- için pek az zamanları vardır: Bu yüzden de hem sık doğururlar, hem de tek seferde birden çok yavru... İşte doğanın getir-götür hesabı: Uzun yıllar yaşayan, tek seferde genelde sadece bir yavru doğuran, üstelik bunu 9 aylık bir gebelik sonrasında gerçekleştiren insan için "doğurmak" son derece maliyetlidir.

Veeeee bir noktadan sonra yeni çocuk doğurarak iyice yıpranmak yerine, HAYATTA DAHA UZUN SÜRE KALARAK zaten az sayıda ve büyük zahmetlerle doğurulmuş bir çocuğa çok daha iyi bakım sağlamak mantıklı hale geliverir.

Bu da bize "neden erkek değil de kadın" sorusunun yanıtını da veriyor. Çünkü bir erkeğin doğum için yaptığı yatırım sadece bir sperm üretmekten ibarettir. Kadınlarsa doğumun tüm yükünü ve zahmetini çekerek, bir de maddi olarak "canlarından bir parça" ortaya çıkarırlar.

Nineler işe yarıyor mu?

Şu halde bu teorinin dayandığı hipotez geçerliyse, kadınların uzun yaşamalarının gerçekten de çocukların hayatta kalmasına bir katkısı olması gerekir. Yani doğurganlığını yitirdiği için daha uzun yaşayan bir kadının çocuklarının hayatta kalma şanslarının daha çok artmasını bekleriz değil mi?

Öncelikle mantık zaten bize şunu söylüyor: Daha bir ay önce doğmuş çocuğu bir yaşına basmamışken tekrar doğuran bir kadın, son çocuğunu bir miktar tehlikeye atmış olur (Günümüz şartlarında değil, avcı toplayıcı dönemimizdeki şartları dikkate alın: Vahşi hayvanlar, yiyecek kıtlığı, emzirme gerekliliği vb...). Ancak bu gerçeğe sadece mantıkla ulaşmak mümkün değil. Gözlem de gerek...

Bazı toplumlar için, özellikle geniş ailelerde, evdeki büyük kadının önemi barizdir. Çevremizde gözlemlemediysek, daha eski toplumları anlatan filmlerde izlemediysek dahi, sadece Marquez'in "Yüzyıllık Yalnızlık" romanını okumak bile, bize nine varlığı ve denetiminin hayatta kalma olasılığını nasıl artırdığı hakkında bir fikir verir. Yeter mi? Yetmez... Daha sağlam gözlemler, nitelikli veriler gerek.

Katil balinalar

İnsanlara benzer bir şekilde menopoz geçiren ve dişi bireylerin hayatlarının kaydadeğer kısmını menopoz sonrasında yaşayan başka canlı türleri de var. Kara balinaları ve katil balinalar.

Katil balinalar, 30-40 yaşlarında menopoze girerek doğurganlıklarını yitiriyorlar ama 90 yaşına kadar yaşayabiliyorlar. Üstelik yaşlandıktan sonra da sürüde varlıklarını sürdürerek, her bakımdan bizlere benzer bir menopoz ve yaşam profili gösteriyorlar. Yani katil balinalarda da "geniş aile" durumu görünüyor veya başka bir deyişle iki kuşak bir arada bulunuyor ve aile bağlarını koparmıyorlar.

2012 yılında Exeter Üniversitesi'nden Emma Foster ve ekibi,  katil balinalarda annenin -veya ninenin- sürüde kalmasının çocukları ve torunlarının hayatta kalma olasılığını artırdığını ortaya koydu. Yani menopoza girerek doğurganlığını yitirse de, hayatta kalarak genlerini yaymak konusunda daha başarılı bir girişimde bulunmuş olduğunu. Sayılar ise oldukça kayda değer: Annesi hayatta olan 30 yaşından büyük erkek balinaların olmayanlara göre yaşama şansı 14 kat daha fazla! 30 yaşından genç erkek yavruların annelerinin ölümünü takip eden yıl ölme olasılıkları 3 kat artarken, 30 yaşından büyük erkek balinalar için bu olasılık 8 kat artıyor. Lakin dişi yavrular annelerinin ölümünden erkekler kadar etkilenmiyor. Zira dişilerin yavruları sürüde kalıyor (baba çekip gidiyor ve bu yavrular kıt kaynakları anneyle, nineyle bölüşüyorlar), erkeklerin yavruları ise başka bir sürüde büyüyorlar (baba bakımı olmadığından, başka bir sürüde anne tarafından büyütülüyor). Bu durum, nine için erkek yavruların daha kıymetli olmasına, onları desteklemenin daha verimli olmasına neden oluyor.

Sonuç

Kadın menopozuyla ilgili Işıl Arıcan'ın kaynaklarda da yer alan nefis çevirisini okuduğum gün, "öksüz" sıfatının da anlamını çok iyi bir şekilde kavradığım gündür. Zira Ök, eski türkçede, akıl ve zekâ demektir...

Sizce de yazı boyunca anlattığım teoriyi çok iyi ifade etmiyor mu?

Kaynaklar:

(1) Diamond, Jared. Seks Neden Keyiflidir? Çev. Sinem Gül. İstanbul: Varlık, 2011
(2) Yong, Ed. "Yardımcı Nineler ve Menopozdaki Katil Balinalar", Açık Bilim. Çev. Işıl Arıcan. Ekim, 2012.


Tevfik Uyar

Uçak Mühendisi ve Sosyologtur. Yüksek Lisans ve doktora çalışmalarını yönetim psikolojisi üzerine gerçekleştiren Uyar, biri popüler bilim, diğerleri bilimkurgu türünde üç adet kitap kaleme almış, üç adet kitabın çevirisini yapmıştır.