2026’ya girerken, yalnızca takvimler değil, düşünme ve yaşama biçimlerimiz de hızla değişiyor. Dünya nüfusunun yarıdan fazlası artık kentlerde yaşıyor; bu da şehirleri yalnızca barınma alanları değil, iklimle, estetikle, teknolojiyle ve insanla yeniden ilişki kurulan canlı organizmalar haline getiriyor. Bu sayımızın kapağını yeşil mimarlığa ayırmamızın nedeni de tam olarak bu arayış: Daha yaşanabilir, daha sağlıklı ve gezegenle uyumlu kentler mümkün mü?
Yeni nesil mühendislik teknolojisiyle yükselen ahşap gökdelenler, beton ve çeliğin uzun süredir sorgulanmadan kabul edilen hâkimiyetine güçlü bir alternatif sunuyor. Daha düşük karbon ayak izi, yüksek dayanıklılık ve estetik cesaret…
Mimarlık artık yalnızca yapı üretmiyor, iklim krizine yanıt arıyor. Bu arayışı, mimarların dakikalar içinde kavisli ve akışkan yapılar tasarlamasını mümkün kılan yeni algoritmalarla tamamlıyoruz. Hesaplama gücündeki bu sıçrama, mimarinin hayal gücüyle teknoloji arasındaki mesafeyi neredeyse ortadan kaldırıyor.
Bu sayıda mimarlık dünyasının sınır tanımayan isimlerinden Frank Gehry’yi de anıyoruz. Dalgalı, parıldayan formlarıyla mimarlığı bir itaatsizlik ve oyun alanına dönüştüren Gehry, arkasında yalnızca yapılar değil, düşünme biçimleri bıraktı.
İki değerli insanın ardından
Toplumsal belleğin ve Cumhuriyet’in dönüştürücü gücünün izini ise Nermin Abadan-Unat ile Pakize Türkoğlu'nun kesişmeyen ama aynı ideallerde buluşan hayatlarında sürüyoruz. Atatürk’ün iyiliklerinin birleştirdiği bu iki kadın hikâyesi, eğitimin ve kamusal fırsatların bireysel kaderleri nasıl değiştirebildiğini hatırlatıyor. Oğuz Makal kaleme aldı.
Yazarlarımızdan zor sorular
Doğan Kuban, eski tarihli bu yazısında “Ağustos Böceği Toplumu” metaforuyla zaman algısını, çağdaşlaşma sorununu ve otomobil maskeli bir Ortaçağ halini tartışıyor. “Geri kalmış, daha doğrusu yeterince çağdaşlaşamamış toplumlar, süreç, geçmiş-gelecek, dün-bugün, eski-yeni, süreklilik-süreksizlik gibi kavramları bir uygarlık anlayışının dünyayı değerlendirmeye yarayan bileşenleri olarak yeterince bilmiyorlar..” diyerek.
Lale Akarun, üniversite eğitiminin üç yıla indirilmesi fikrini akademik özerklik, kalite ve bilimsel süreklilik açısından mercek altına alıyor.
Tanol Türkoğlu, “Dijital Marifet Devri” başlıklı yazısı ile hakikate ulaşmanın yetmediğini; bilginin, dezenformasyon gürültüsü içinde genç kuşaklara nasıl aktarılacağı sorusunu gündeme taşıyor. Tabii bu hafta Türkoğlu’nun Dijitalem’inin de yine ilginç konularla dergimizde olduğunu hatırlatalım.
Yenilik neden korkutur?
Kültür Üniversitesi’nden Dr. Emrah Gülsunar ise tarihe bakarak “Yenilik neden korkutur?” sorusunun anatomisini çıkarıyor. Gülsunar “Bilim ve teknoloji bugün ilerlemenin sembolü olarak görülse de, tarihin büyük bölümünde korku, çıkar çatışması ve “düzen bozulur” endişesiyle dirençle karşılandı. Ancak uzun vadede kazanan her zaman değişimi benimseyenler oldu” saptamasını yapıyor.
Fruktozun, özellikle içeceklerde bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerini bilim ve beslenme sayfalarında okuyacaksınız. Dikkat, sık kullanım iltihap yapıyor. Ve ilginç bir haber daha: İnsanın beş duyudan çok daha fazlasıyla dünyayı algıladığı gerçeği…
Baharat tatlarının izinde
Mercan Bursalı’nın hazırladığı Meraklı Çocuk köşemizde baharatların tadının izini sürerken, Bilgi Küpü’nde köpeklerin dil becerilerine ilişkin şaşırtıcı bir gerçeği öğreneceksiniz.
Grafik Bilgi sayfamızda 2026 öngörülerinde ortaya çıkan küresel uzlaşıyı inceliyoruz: Daha temkinli, daha sonuç odaklı bir dünya.
Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma Gündeminde neler var? Bedenimiz soğuğu nasıl algılıyor? Oksitoksin hormonu yaraların iyileşmesini nasıl hızlandırıyor. Science dergisi yenilebilir enerjilerini yılın çığır açan buluşu ilan etti. Şempanzeler grup içinde olduklarında daha uzun süre uyuyorlar…Ve diğerleri…
Yazı tura atmakta olasılık oranı genellikle yüzde 50 – 50’ye eşitlenir diye bilinir: Tam da öyle değil. Bilim insanları, para atışlarında küçük ama gerçek bir yanlılık olduğunu gösterdi. Paralar atıldıklarında, çok küçük de olsa, başladıkları yüzün gelme ihtimali daha yüksek.
Hayvanlar Dünyası sayfamızda konu bu kez denizaltı dünyası: Orcalar ve yunuslar gerçekten ortak mı, yoksa sadece aynı avda mı buluşuyor?
Dijital sayfalarımızda
Logomuzun yanındaki kare kodu telefonunuza okutursanız dijitalde yer alan diğer sayfalarımıza da ulaşacaksınız. Mesela: 2025’in En Büyük 10 Matematik Keşfi, 2025 yılı, matematiğin en temel alanlarında şaşırtıcı ilerlemelerin yaşandığı bir yıl olarak kayda geçti. Geometri, topoloji, kaos teorisi ve sayı teorisi gibi alanlarda yapılan çalışmalar, yalnızca soyut problemleri çözmekle kalmadı; doğanın, evrenin ve hatta fiziğin matematiksel temellerine dair anlayışımızı da derinleştirdi.
İki ilginç uzay haberimiz var: NASA’ya ait Hubble Uzay Teleskobu, Güneş Sistemi’ne yakın bir yıldızın çevresinde gerçekleşen son derece şiddetli bir kozmik çarpışmayı görüntüledi. Yaklaşık 25 ışık yılı uzaklıktaki Fomalhaut adlı yıldızın çevresinde, iki büyük gök cisminin çarpışması sonucu oluşan toz ve enkaz bulutları tespit edildi.
Gökbilimciler, evrende bilinen en tuhaf dünyalardan birini keşfetti. Bu dünya, pulsar adı verilen hızla dönen bir nötron yıldızının yörüngesinde dönüyor; bu başlı başına alışılmadık bir durum. Üstelik limona benziyor….Saint-Joseph Lisesi’nden Sentetik Biyolojide Uluslararası Başarı… iGEM 2025’te Altın Madalya Kazandı…
Dünyada yer kalmayınca çöplerimizi uzaya mı atacağız? Gezegenimizde çok çöp var. Sanayi Devrimi’nden bu yana biz insanlar, 30 trilyon tonluk öteberi üretmişiz: Gökdelenlerden tutun da köprüler, giysiler, plastik poşetlere varana kadar. Çöpe atınca yok olduğunu sandığımız şeylerin hepsi aslında var olmaya devam ediyor. Meraklı Büyükler’de.
***
Bu sayımızda mimarlıktan eğitime, dijital kültürden bilime uzanan ortak bir tema var: Bilgiyle, akılla ve dayanışmayla geleceği kurma ihtiyacı. Çünkü bilim, yalnızca laboratuvarlarda değil; şehirlerde, sınıflarda, mutfaklarda, doğada ve gündelik hayatın tam merkezinde.
Gelecek sayıda buluşmak üzere.
Özlem Yüzak