Bilim, her zaman gürültülü ilerlemez. Kimi zaman siyasetin gölgesinde, kimi zaman krizlerin arasında, sessiz ama kalıcı adımlarla yol alır. 2025 yılı da tam olarak böyle bir yıl oldu. Genetikten iklime, enerjiden biyolojik çeşitliliğe uzanan alanlarda ölçülebilir ve somut ilerlemeler…
Bu sayımızın kapak dosyası “2025: Bilimin Umut Veren Yılı”, tüm bu çelişkili tabloya rağmen bilimin neden hâlâ en güçlü ortak insanlık dili olduğunu hatırlatıyor. Ulusal sınırları aşan işbirlikleri, hayat kurtaran keşifler ve merakı diri tutan araştırmalar, bilimin yalnızca bilgi üretmediğini; aynı zamanda umut ürettiğini de gösteriyor. Ve doğal olarak şu soruya uzanıyoruz: 2026’da bilimi neler bekliyor? Yapay zekâ destekli bilim insanları, Ay ve Mars’ın uydularına yapılacak yolculuklar ve okyanus tabanına inecek dev sondajlar, önümüzdeki yılın araştırma gündemini şekillendirmeye aday.
Yazarlarımız ne diyor?
Bu sayıda yazarlarımız, bilimin yalnızca laboratuvarlarda değil, hayatın tam ortasında nasıl yankı bulduğunu farklı pencerelerden ele alıyor.
Tanol Türkoğlu, Dijital Ayna başlıklı yazısında insan ile makine düşünmesi arasındaki farkın hızda değil, yaşanmışlıkta ve geri döndürülemezlikte yattığını hatırlatıyor. Yapay zekâ, düşünmeyi şeffaflaştırırken insan aklının gizeminden çok, onun kırılganlığını görünür kılıyor.
Doğan Kuban, Ortadoğu’nun tarihsel ve siyasal kırılganlığını petrol ekseninde ele alıyor; enerji bitmeden büyük güçlerin bu coğrafyadan çekilmeyeceğini çarpıcı bir açıklıkla ortaya koyuyor. ABD’nin bölgede yeni devlet yaratma net görevini 13 yıl öncesinden gözler önüne koyuyor. Sanki bugün yazmış gibi… Türkiye’nin üniter yapısına ilişkin tehlikeye dikkat çekiyor.
Müfit Akyos ise Japonya’da artan ayı saldırılarını ele alırken, iklim krizi ve habitat tahribatının insan–doğa ilişkisini nasıl çatışmaya sürüklediğini gösteriyor. Ayılar, bize doğanın sabrının da bir sınırı olduğunu hatırlatıyor.
Uzayda hiçlik ve yüzyıllık kozmoloji tartışması
Uzay sayfalarımızda büyük sorular var. “Hiçlik evreni yok edebilir mi?” sorusu, karanlık enerji tartışmalarıyla birlikte evrenin sonuna dair ihtimalleri yeniden gündeme taşıyor. Kozmolojinin yüz yılı aşan büyük anlaşmazlığı ise hâlâ sürüyor: Evren ne kadar hızlı genişliyor ve neden bu konuda uzlaşamıyoruz?
Psikoloji bölümümüzde “Kişilik satır aralarında gizli” sorusunun peşine düşüyoruz. Charlotte Entwistle’ın araştırmaları, kişilik bozukluklarının gündelik dilde nasıl iz bıraktığını gösteriyor. Aynı bölümde ceplerdeki kumarhaneler dosyası, mobil uygulamalarla büyüyen yeni bağımlılık biçimlerine dikkat çekiyor.
Aileden Topluma Şiddetin Anatomisi: İstanbul Sahnelerinde Çağdaş tiyatronun önemli isimlerinden Dennis Kelly, Kızlar ve Oğlanlar ile Öksüzler oyunlarında şiddeti ve suçu sahnede göstermek yerine anlatı yoluyla kuruyor; aile içi ilişkilerden toplumsal erkeklik, ırkçılık ve ataerkiye uzanan karanlık bir yüzleşmeyi İstanbul izleyicisiyle buluşturuyor. İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Arş. Gör. Büşra Erdurucan’ın yazısı…
Kronik böbrek hastalığı: 800 milyon kişi
Sağlık gündeminde tablo ağır: Kronik böbrek hastalığı artık dünya çapında yaklaşık 800 milyon kişiyi etkiliyor. Buna karşılık umut veren araştırmalar da var; prediyabetin yaşam tarzı değişiklikleriyle normale dönmesinin, kalp-damar risklerini dramatik biçimde azalttığını gösteren yeni veriler gibi.
Hayvanlar Dünyası sayfamızda 507 yıllık bir deniz canlısı bize uzun yaşamın sırlarını fısıldıyor: “Okyanus quahog”u, uzun yaşamın sırlarını mitokondrilerde saklıyor olabilir.
Mercan Bursalı’nın hazırladığı Meraklı Çocuk köşemizde deniz canlılarının neden tuzlu su içtikleri hâlde hastalanmadığını keşfediyoruz.
Göçmen emeği
Bilim ve Beslenme bölümünde ise çok konuşulan bir soruya yanıt arıyoruz: Ozempic kullananlar neden eti ve kızartmaları istemiyor? GLP-1 ilaçlarının yalnızca iştahı değil, tat algısını da nasıl dönüştürdüğünü inceliyoruz.
Grafik Bilgi köşesinde, göçmen emeğinin ekonomiler için ne kadar hayati olduğunu verilerle ortaya koyuyoruz.
İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin sayfasında Kuantum Teorinin Ölümcül Açmazı ve Bağlantısal Nedenselliğin Sessiz Devrimi yazısının ikinci bölümünü okuyacaksınız. Kuantum teorinin en derin paradokslarından biri olan Wigner’ın Arkadaşı, gözlemciyi merkeze alan gerçeklik anlayışını sarsıyor. Yeni bir yaklaşım ise ölçümü, dalga çökmesinden çok bağlantısal nedensel ağların bir düğümü olarak yeniden tanımlıyor. Bu bakış, kuantum ile genel görelilik arasında beklenmedik bir köprü kurarak “gerçekliğin temeli nedir?” sorusunu baştan yazıyor.
Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma gündeminde İstanbul için artan deprem riski ve bilimsel uyarılar var. Çok önemli: Science bilim dergisinde yayımlanan araştırma, Marmara’da deprem riskinin arttığını kırılmaz olasılığının doğu yönüne, adalar fayına doğru kaydığını ileri sürüyor.
Ve ayrıca gizli şeker ile ilgili uluslararası bir analizin çıktılarını okuyacaksınız: ilk kez, prediyabetli kişilerin yaşam tarzı değişiklikleriyle kan şekerlerini normal aralığa getirdiklerinde kalp krizi, kalp yetmezliği ve erken ölüm risklerinin yarıya indiğini gösterdi.
Dijital sayfalarımızda daha fazlası var:
Meraklı Büyükler’de empati kurma becerisi anne ve babadan gençlere, onlardan da kendi çocuklarına aktarılıyor…Bebekler doğuştan sayı duygusuyla doğar... Kavanozdaki sakızların sayısını kestirmede büyükler başarısız... Çocuklar daha gerçeğe yakın… Netflix’teki STRANGER THINGS dizisindeki tuhaf fizik… Paralel bir evrende mi yaşıyoruz sorusunu teorik fizikçiler tartışıyor…. Ve dahası…. Basıl dergi alan okurlarımız, kapaktaki kare kodu cep telefonlarından okutarak indirebilirler.
***
Yeni yılınız kutlu olsun.
Özlem Yüzak