Gastarbeiter

Ali Akurgal Y
Gastarbeiter

Kelime anlamı misafir işçi. Almanya’da Almanların yapmaya yüksündüğü işleri yapmak üzere ülkelerine “davet ettiği” bizim davul-zurna çalarak Sirkeci’den trenlere doldurup ellerinde tahta bavulları ile yolcu ettiğimiz gönüllü köleler. Almanya’ya vardıklarında “heim” adı verilen toplumla ilişkisi en alt düzeye indirilmiş binalarda -ama belki Türkiye’de yaşadıklarına göre daha iyi koşullarda- iskân edilen, “iş” gerektirdiğinde oradan çıkıp ne yapacaklarsa yapıp sonra geri dönen, yemeyip içmeyip kazançlarını biriktiren ve Türkiye’de bıraktıklarına gönderen / getiren insanlarımız.

İkinci kuşak orada dünyaya geldiğinde ve ister istemez sokaklarda, okullarda boy göstermeye başladığında, toplumdan ayrıştırılmışlık nedeniyle “yabancılık”ları yüzlerine vurduğunda bir “intibak / uyum / entegrasyon” sorunu olduğu fark edilen; sonra özellikle bu ikinci kuşak yavaş yavaş kendi işlerini kurup ekonominin vazgeçilmez bir parçası olduklarında ortaya çıkan uyum sorunlarına acele çözümler aranan insanlar.

Bu sözler Alman dostlarımızı kızdırmasın. Kuşkusuz bunlar gerçeklerin bir kısmı. Hiçbiri uydurma / yalan / yanlış değil, ama cımbızla seçilmiş sözler.


Eğer sözlerime tepki duydunuzsa, başardım demektir, dikkatinizi çekmek istedim: hayatımıza robotları katma aşamasındayız. Bu robotlar birer gastarbeiter gibi, bizim yapmaya yüksündüğümüz işleri yapacaklar. İş bitince gidip kendilerini şarja bağlayacaklar, ne zaman iş olursa gelip yapacaklar. Gece gündüz demeyecekler. Hep çalışacaklar, bizlerin, deyim yerindeyse “döküntümüzü toplayacaklar”. Birçok yerde kendimiz için yaşamsal önem taşıyan işleri de onlara yaptırtacağız. Giderek robotların tamiratını ve yenilenmesini de onlara vereceğiz. Ve eğer umursamazsak, planlamazsak, 50-60 sene sonra bir “uyum sorunu”ndan söz ediyor olacağız. Eğer bir robot direnişi olursa, yaşamsal işlevlerimiz aksayacak, işlerini yapmayan robotların yerine o işleri yapacak insan da yetişmemiş olduğu için belki aç, belki susuz, belki hasta ve bakımsız kalacağız.

“Buna hazır mısınız?” Çünkü görünüş o ki, tıpkı fi yat politikalarını serbest piyasa ekonomisine bırakmışçasına, robotları hayatımıza katmayı da kuralsız, denetimsiz ve engelsiz biçimde yapmaktayız. Cem Seymen bir yabancı ülkedeki tarımda robot uygulamalarını anlatıyordu. Şimdilik “mâsum” ve “çok yararlı” görünen robot desteği, bana yarım asır öncesi Almanya’da çalışan Türklerin nasıl göründüklerini anımsattı da!

Ya işleri yapmazlarsa?!

Biz gelelim, robotlara seve seve teslim edeceğimiz işleri yapmayınca ne yapacağımıza. Kişisel olarak çıkış yolunu, insanların baktığını gören; gördüğünü anlayan; anladığını değerlendirebilen; değerlendirmelerinden sonuçlar çıkartabilen; ve bu sonuçları başka sorunların çözümlerine uyarlayabilen yeni kuşaklar yetiştirmekte görüyorum.

İnsanları ancak bu yolla “robotların efendisi” olarak konumlandırabileceğiz toplumda. Gene kişisel inancım, yukarıda “baktığını gören” diye sıraladığım zincirin temeli bir insanda 3-5 yaşlarında atılıyor.

Her ne kadar okuyucularımdan yazar-editör ve Türk Dili hocası Ahmet bey, ileri yaşlarda da bu becerinin kazandırılabileceğini, kendi, başarıya ulaşmış deneyimlerine dayanarak ileri sürüyorsa da, ben sonradan öğrenilen yabancı dil, nasıl anadil gibi olmuyorsa, bu yeteneğin sonradan kazanılmışının da 3-5 yaşlarında temelleri atılan kadar etkin olmayacağı düşüncesindeyim.

Ama kuşkusuz, uzman olmadığım bir konuda, direnmeyeceğim. Demek ki, “devşirme programları” ile ileri yaşta işsiz kalacak insanlara da böyle yetenekler kazandırılacak. İstanbul’da “İSMEK” olarak bildiğimiz meslek kazandırma kursları demek bu şekle evrilecek. Milli Eğitim’den bu yönde bir politika oluşturmasını bekleyelim.

Ama her şeyi devletten beklemek de olmaz. Yeni kuşakları yetiştirirken, bir önceki yazımda çizimlerle anlatmaya çalıştığım buhar makinesi gibi oyuncakları da çocuklarımızdan esirgememeliyiz. Gelen okuyucu mektuplarından, bu oyuncağın, bugün hâlâ satılmakta olduğu anlaşılıyor. O zaman çocuklarının yetişmesine özen gösterenlere, bu tür oyuncakları bulma ve çocuklarına sevdirme görevi düşüyor.

Gelecek yazım, bizi izleyen robotlar üzerine…

Ali Akurgal / ali@akurgal.com

Bu yazı HBT'nin 141. sayısında yayınlanmıştır.

Ali Akurgal