İş arayan yeni kuşak

Ali Akurgal Y
İş arayan yeni kuşak

Ülkemizde genç işsizliği yüksek. Aslında birçok ülkede de oranlar farklı olmakla birlikte yüksek. Zannediliyor ki, yeni iş olanağı yaratılmıyor. Halbuki, birçok işe eleman bulunamıyor. Örneğin ben endüstri 5.0 mantığına göre katı model tasarlayacak makine mühendisleri arıyorum. Diyeceksiniz ki, “endüstri 4.0’ı anlamamış özümsememiş mühendis endüstri 5.0’dan ne anlasın?” Endüstri 5.0’dan neyi kastettiğimi bir başka yazının konusu olarak ele almak sözü ile, bu yazıda meslek kazanıp çalışma ortamına atılan yeni kuşağı ele almak istiyorum.

1984 sonrası dünyaya gelmiş yeni kuşağa “binyıl” (millenial) kuşağı deniliyor(muş). Eski işverenler, ya da bu yeni kuşağı çalıştıracak, onlara iş yaptıracak yöneticiler, bunları, “yönetmesi zor, ayrıcalık isteyen, bencil, işine odaklanamayan, kafasının dikine giden, tembel” olarak niteliyorlar. Ama bunların arasında “ayrıcalık isteyen” olmaları öne çıkıyor. Kendilerine “hangi iş seni mutlu eder?” diye sorulduğunda, çoğunlukla “bir amaca hizmet eden bir işte” çalışmak istediklerini söylüyorlar. Bu sağlandığında bile mutlu olamıyorlar. Bu duruma neden olarak dört etken ileri sürülüyor: aileleri, teknoloji, sabırsız karakterleri ve ortam. Düşüncelerime uyanları, bunları anlatan bir söyleşiden alıntılarla anlatayım:

Aileleri bunlara “özel” olduklarını, hayatta istedikleri her şeye sâhip olabileceklerini pompalamış yıllarca. Birçoğu özel okullarda okumuşlar. Yüksek notlar verilmiş, ama hak ettikleri için değil. Çok sık ödüllendirilmişler, sıradan başarıları için bile. Bunlar hayata atıldıklarında yetiştirilirken kendilerine söylenen ve yapılanların “hikâye”den ibaret olduğunu görünce ilk şoku yaşıyorlar. Eh ne de olsa terfilerini artık ana-babalarından almıyorlar! Böylece kendilerine güvenleri darmadağın oluyor.


Teknoloji, sosyal medya ile bu kuşağı bağımlı yapmakta. İzledikleri sosyal medya ortamında sahte durumlar yaratıyorlar kendilerine. Kendilerini güçlü sanıyorlar, bilgili sanıyorlar ama değiller, deneyimli zannediyorlar ama değiller. Bir şeyi “yaptım” sanıyorlar ama daha ne istendiğini bile kavramamış oluyorlar. Sosyal medyada beğeni almanın yarattığı haza tutkun oluyorlar. Hayattaki başarılarını kaç beğeni aldıkları ile ölçüyorlar. Beğeni almak, insanda dopamin salgılanmasına neden olur. Tıpkı, alkol almak, sigara içmekte olduğu gibi. Ve bağımlılık yaratır.

Ergenlik çağında ailelerinin ortamından ve onayından arkadaş çevresine transfer olan ve onların onayları ile bir doğrultu bulmaya çalışan gençler, dopamin ihtiyacını beğenilerden karşılamaktalar. Beğeni alamayanlar diğer yollara başvuruyorlar ne yazık ki. Ama arkadaşlıkları yüzeysel kalmakta ve bir bocalamada danışacak sığınacak yer olarak sosyal medyayı görmekteler. Bir arkadaş veya iş toplantısına katıldıklarında, bir gözleri hep telefonlarında oluyor.

İş hayatına atılana kadar her istediklerini o veya bu internet sitesinden sipariş edip ertesi gün alıvermeye alışmışlığın getirdiği bir sabırsızlıkları var. Bu nedenle iş tatmini ve güçlü arkadaşlık ve eş ilişkileri ilişkileri olamıyor. Çünkü sabırları yok. Beceri ve deneyim elde etmek, yetenek geliştirmek, bir “app” indirerek olmuyor. Uzun çalışma gerektiriyor ama buna sabırları yok. Bu nedenle depresyona girenler veya intihar edenler de oluyor.

İşte böyle bir kuşağa başarılı bir iş yaptırmak çok zor. Üstelik, onları değerlendirme artık formüllere, sayılara bağlanmışken. Çalıştıkları yerler de onlara hiç yardımcı olmuyor. Halbuki, aileler tekrar daha iyisini yetiştirene kadar, eldeki çalışanlar bu ayarda olacak. O zaman çalıştıkları yerlerin de onlara yardımcı olmaları gerek.

Evet; cep telefonunu işe geldiğinde sekretere verecek, işine ve iş arkadaşları ile diyaloğa koyulacak, böylece fikirlerin bir diğerini tetiklemesi ile başarılı tasarımlar ortaya çıkartacak makine mühendisleri varsa bana başvurabilirler. Az sayıda insanla çok başarılı işler yapma hedefi nedeniyle yerler kısıtlıdır, acele edin…

Ali Akurgal / ali@akurgal.com

Bu yazı HBT'nin 126. sayısında yayınlanmıştır.

Ali Akurgal