Robotlar ve insanlar

Ali Akurgal Y
Robotlar ve insanlar

Robotlarla ilgili önceki yazılarımda, bunlar ile insanların uyumuna dikkati çekmiş, ne kadar “insansı” kılınmaya çalışılsa da yakın gelecekte robotların insanlarla benzer davranış şeklini göstermesinin zor olduğunu ileri sürmüştüm. Bir ay oluyor, Ağustosun 24’ünde Silikon vâdisinde, Apple’ın sürücüsüz araçlarından biri bir kaza yaptı. Bu kaza yapan ilk Apple aracı. Bir otoyola çıkmak için uygun aralığı beklerken ve saatte 1km gibi emekleyerek ilerlerken, arkadan gelen bir insanlı araç, ona yaklaşık 25km/s hızla çarptı. Araçlarda hasar oluştu, ama içindekiler yaralanmadı.

ABD’de, sürücüsüz deneme araçlarının karıştığı kazalar bir yetkili kuruma bildiriliyor ve inceleniyor. Sonuçta, sürücüsüz araçların yaygınlaşmasında bu değerlendirmelerin etkisi olacak. Burada toplanan kaza raporlarından anlaşılmakta ki, çoğu kaza, sürücüsüz araçlara insan sürücülü araçların arkadan çarpması şeklinde oluyor. Buna neden olarak, arkadan gelen insan sürücülerin, öndeki sürücüsüz aracın algıladığı bir durumu görmeleri ve eğer onun yerinde kendileri olsa, nasıl davranacaklarını düşünerek, kendi hareketlerini onun da öyle davranacağını varsayarak hesaplamaları. Ama öndeki araç sürücüsüz olup da aşırı temkinli, tutuk hareket ederse, tıpkı bir acemi sürücü gibi, arkadaki sürücü, onun hareketlerini tahmin edemiyor.

İşte bu da bizi, insanlarla robotların uyumu sorununa getiriyor. Kullandığım aracın devre dışı bırakamadığım bir özelliğinden çok şikâyetçiyim: bu araç, düşük hızda ilerlerken bir başka araca, duran bir nesneye veya bir yayaya çarpmamak için kendiliğinde fren yapıyor. Ama Türkiye’de araçlar ve yayalar, düşük hızda, aynı yolu “yabancı kurallar gözüyle bakıldığında tehlikeli sayılacak şekilde” ortak kullanıyorlar. Aracım, 10km/s kadar hızla giderken, önünden karşıya geçen bir yaya algıladığında sert fren yaparak aracı durduruyor. Ama arkamdan gelen, bu araç-yaya ilişkisini gayet doğal gördüğü için benim aracın fren yapacağını asla aklına getirmiyor. Neyse ki, şimdilik bana hiç çarpan olmadı ama, arkadan çarpılma tehlikesi geçiriyorum. Ya da arkadaki sürücü tarafından dövülme tehlikesi; arkadaki bilmez ki fren yapan ben değilim!


“Kör müsün?!”

Robotları, insanların arasına salmadan önce yapılacak daha çok şey olduğu da buradan anlaşılıyor. Bu yapılacaklar, yapay zekâ alanında. Anlaşılıyor ki, bunlar yerine getirilmeden robotlar aramıza salınırsa, Türkçe’de, beklenmedik hareketler karşısında sıkça kullandığımız “kör müsün?” ifadesini “robot musun?” şeklinde değiştirip kullanacağız. Bu satırları, robotları dışlayan bir söylem olarak almayın. Hattâ Alman Radyo ve Televizyonu’nun (DW) hazırladığı bir video ile robotları nasıl sevimli gösterdiğine de bakın derim. Sorun, bizim robotları yeterince akıllandıramamamızdan geçiyor. Haydi yapay zekâ.

Gene soruyorum: “doğal zekâyı anlamadan yapay zekâyı yeterince şekillendirebilecek miyiz?” Bence hayır. Çünkü, insanların yaşam ortamında yer alabilmek için yalnızca kurallara uymak (itaat) yetmiyor. Toplumumuz kurallara uymanın yabancı toplumlara göre daha az olduğu, kuralları esnetmek ve arada doğacak boşluklardan yararlanmak için de zekâsını en üst derecede kullanabilen bir toplum.

Sözün özü, eğer sürücüsüz araçların yapay zekâsını Türk şoförlere tasarlattırırlarsa, en üstün olanını elde ederler. Çünkü Türk insan sürücüsü, kurallara uymayan, beklenmedik hareketler yapan diğer sürücülerin yarattıkları tüm olumsuzlukları dengeleyen, bir kazaya dönüşmesini önleyen alışkanlıklara sâhip; korna çalarak protesto etse, tepesi attığında inip, diğer aracın sürücüsünü dövmeye bile kalksa da! Ama bu işi bize yaptıracak bir girişim göremiyorum. Birileri çıkıp, “eh yapay zekâ tasarımını alamadık ama denemesini aldık” derlerse; belirtmeliyim: Elde edilecek yapay zekâyı Türk yollarında, trafiğinde denemenin hiçbir yararı da olmayacaktır. Bizim sürücüler, buna anında uyum göstereceklerdir.

Ali Akurgal / ali@akurgal.com

Bu yazı HBT'nin 130. sayısında yayınlanmıştır.

Ali Akurgal