Seyahatsiz seyahat diye bir kavram?

Edip Emil Öymen Y
Seyahatsiz seyahat diye bir kavram?

Dünyanın en çok ziyaret edilen müzesi Paris’te Louvre: 2018’de 10 milyon 200 bin kişi kapısından girmiş – büyük çoğunluğu turist. Müzenin en medyatik eseri Mona Lisa tablosunu ise günde ortalama 30 bin kişi görmüş. Yılda 8 milyon kişi? Herkeslerin tatil aylarında, ve hele Noel, Paskalya gibi tatillerde sayı artıyor. Her ayın ilk Cumartesisi saat 18 – 22 arasında gece ziyareti bedava olduğundan, Cumartesileri 15 bin kişi daha.

Ama acaba içeri girenler tabloyu “görebiliyor mu?” Çünkü eser, öyle tavanlardan yerlere kadar büyük değil. Sadece 77 x 53 santim. Üstelik, kurşun geçirmez cam arkasında. Tabloya en fazla 5 metre yaklaşılabilir. Ve bunun için, salondaki yüzlerce kişinin ve kameralarının arasından kibarca itip kakacak atletik yapı gerek.


Louvre’un ıssız ve tenha salonları da var. Ama Facebook’luk, İnstagram’lık bu tür “yıldız” eserlere ilgi sürekli artarken, kalabalık yönetimi sürdürülemez hale gelecek. Bu duruma çare olarak müze yönetimi, ziyaretçileri Mona salonuna şeritle ayrılmış iki yoldan almaya başladı. Durumu 7 güvenlik görevlisi gözlüyor. Böylece, salondaki yoğuşma önlenecek? Yine de bu, izleyici sayısını azaltmaz, sadece düzenler belki?

Müze yönetimi başka bir fikir daha geliştirdi. Ayrı bir salonda, Mona’yı sanal gerçeklik (VR) yöntemiyle sunmaya başladı. Aynı anda 11 kişinin VR başlığı takarak izlediği  “sanal Mona turu” 7 dakika sürüyor. Gerçek Mona’yı “görememek” yerine, sanal Mona’yı görmek daha cazip olacak mı? Salondaki yığılmaya bu ileri teknoloji bir çare olabilir mi? [Müzenin HTC Vive Arts ve Emissive VR ile ortaklaşa bu girişimini, HTC Vive kullanıcıları kendi cihazlarında, ve evlerinde de izleyebiliyor].

Louvre’da geçen hafta (24 Ekim) açılan “en kapsamlı” Leonardo da Vinci Sergisi ve Mona Lisa VR için müzenin web sitesinden sinema bileti alır gibi gün ve saat belirterek bilet almak zorunlu. Kasım biletleri bitmiş. Aralık’ta sadece 19 gün için sabah 9’dan, akşam 20.30’a kadar yarım saatlik dilimlerde henüz yer var.

1 milyar 400 milyon turist

Buraya kadarki bunca ayrıntı, dünyanın en çok ziyaret edilen müzesinin, daha da artacak ziyaretçileriyle başa çıkabilmek için nasıl adımlar atmak zorunda kaldığını anlatmak için: Turizm, sağladığı yarar kadar, yol açtığı zararla da değerlendiriliyor artık. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO), 2018’de 1 milyar 400 milyon kişinin “turist” olarak dolaştığını hesapladı. 2019 tahminine göre bu sayı yüzde 3 – 4 artacakmış. Louvre’un sahibi Fransa, 2018’de 89 milyon 200 bin turist ağırlıyan, dünyanın en cazip ülkesiydi. İspanya onu 82.7 milyonla izledi. ABD ve Çin’in ardından İtalya 61.8 milyon turistle beşinci sırada. Ama bu gelenlerin 36 milyonu (2017) tek bir şehre gitti: Venedik.

Bir tek şehire 36 milyon kişi… O şehir üstelik gayet sıkışık, yaşamsal ciddiyette çevre sorunları artarak büyüyen, kendisi bir müze. Bu müthiş rakamın ayrıntıları da öyle: 2017’de Nisan – Ekim döneminde Venedik’e gelen cruise gemilerinden şehre “günde” 32 bin turist akmış (Uçak ve trenle gelenler bu sayıda yok). Ağustos ayında (Avrupa’nın tatile çıktığı ay) şehre günübirlik gelenlerin sayısı 465 bin. Aynı dönemde şehirde yatılı turist sayısı 2 milyon 200 bin. Venedik’e bu kadar yığılma karşısında şehir yönetimi - çok gecikmiş bir önlem olarak - “ayak bastı parası” almaya karar verdi. Ama, yönetim insaflı: 1 Temmuz 2020’den itibaren şehre sadece günübirlik geleceklerden 3 – 10 Euro giriş ücreti alınacak, yatılı turistlerden değil.

Venedik’in önlemini kopyalayacak başka şehirler sırada. Örneğin, yine çok sıkışık bir cazibe merkezi olan Amsterdam da 830 bin kişilik şehir nüfusuna karşılık yılda 5.3 milyon ziyaretçi ağırlıyor. Orada da 1 Ocak 2020’den itibaren her otel, kişi başına, her gece için 3 Euro turizm vergisi ekleyecek. Zaten otel fiyatlarında yüzde 7 turizm vergisi vardı. Amsterdam böylece, turistler için biraz daha pahalı bir şehir olacak. 2004’te şehrin en turistik adresine (Ulusal Müze’nin önündeki meydana) konulan beyaz ve kırmızı harflerden oluşan “I amsterdam” yerleştirmesi, geçen yıl sessiz sedasız kaldırıldı: Kitle turizminin sembolü haline geldiği için. Selfie kalabalığını da meydandan uzaklaştırmak için.

32 milyonun hücum ettiği Barcelona da her otelde her gece için kişi başına 4 Euro turizm vergisi koymaya hazırlanıyor. Hırvatistan kıyısındaki Dubrovnik’ta ise gelen cruise gemilerinden karaya en fazla 4 bin ziyaretçi çıkmasına izin var. Dünyanın başka yerlerinde de “cazip” şehirler, benzer önlemler alıyor, almaya hazırlanıyor.

Turizm nasıl sürdürülebilir?

Bu amaçla, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni (SKH) “sürdürülebilir turizmle” bağdaştırma girişimini, yine BM bünyesindeki Dünya Turizm Örgütü yüklendi (https://bit.ly/32dn6aJ). Dünya nüfusunu refaha kavuşturmak ve gezegeni korumak amacıyla 2030 yılına kadar hayata geçirilmesinde uluslararası uzlaşmaya varılan 17 maddelik Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin temelinde, hepsi birbiriyle bağlantılı yoksulluk, açlık, sağlık, eğitim, iklim krizi, eşitsizlik, ekonomik sorunlar, sosyal kalkınma gibi konularda iyileşme sağlama yer alıyor. Turizm, bütün bunları yatay eksende kesen bir alan.

Bu kurumsal girişimlerin yanı sıra, yine ne varsa inovasyonda var. Japonlardan, “seyahatsiz seyahat” anlamına gelecek bir projeyi ülkenin havayolu şirketlerinden ANA yakınlarda açıkladı. “Yeni Ben” (newme) adlı robot, üzerindeki ekranla, bulunduğu ortam ile başka bir ortamı görüntülü, sesli olarak bağlıyor. İnternet üzerinden görüntülü iletişim sağlayan tele-konferans Skype’ın mobili: Koridorlarda dolanan, odalara girip çıkan robotik biçimi. Burada yenilikçi olan, bir havayolu şirketinin, bunu “seyahatsiz seyahat” amacıyla kullanmayı önermesi. Seyahate siz çıkmayacaksınız, gitmeyi arzu ettiğiniz yerde böyle bir robot, size etrafı “gezdirecek.” (https://ana.ms/2Nz2HHK).

ANA, “Avatarınız (suretiniz) yanınızda” anlamına gelen “avatar-in” uygulamasını Nisan 2020’den itibaren sunmaya başlayacak. Şirketin kazançtan öte ulvî beklentileri var: Bir Japon kavramı olarak ortaya atılan Toplum 5.0’i “gerçekleştirme yönünde ilk adım olması.” Bundan amaç, seyahat edemeyen, veya uçak yolculuğunun sıkıntılarına dayanamayanların da seyahatten, turizmden geri kalmamasını, toplumsal katılımını sağlamak. Böylece, şu bu o nedenle kimse seyahatten, turizmden mahrum olmayacak. Avatar-in, bir bakıma BM SKH ilkelerinin turizme uygulanması gibi de… Gayet hızlı, gayet geniş bant internet (5G) üzerinden çalışması gerekecek. 5G uygulaması 2020 Japonya Olimpiyat Oyunları’nda kullanılacak, eğer Güney Kore ile Japonya arasındaki ticari anlaşmazlıklar halledilirse…

Aslında ANA projesinin ana fikri, bundan 10 yıl önce “Suretler” (Surrogates) adlı bilim kurgu filmin de ana fikriydi. Bruce Willis’li filmde insanlar, artık tamamen evlerinde yaşıyor, ama “dışarda” avatarları/suretleri dolaşıyor, parayı onlar kazanıyor, sporu onlar yapıyor, seyahate onlar çıkıyordu. Avatarların “sahipleri” ise zihinleriyle onları uzaktan yönetiyordu. Böyle bir düzende her şeyin rast gitmesi gerekirken, her halde baş rolde Bruce Willis olduğu için karman çormana dönen işleri elbette Bruce çözüyordu.

Sanal seyahat daha ucuz (!)

Film bir yana, Anybots adlı Amerikan şirketi, ANA Projesi’ndeki türden robotları başta düğünler olmak üzere çeşitli amaçlarla kiralıyor, satıyor. “Sınır tanımaz düğünler” için gelin-damat tarafını tanıyan herkesin düğüne –ekrandan- katılmasını sağlayan bir cin fikir bu. Böylece, herkesi ama herkesi düğüne davet etmeye gerek yok. Ama herkes düğüne “uzaktan” da olsa katılabilir, ortamı bizzat görür, konuklarla konuşur. New York Times’ta yayınlanan bir makale, daha 2014’te (çağdaş teknolojiye göre epeyce eski bir tarih!) bu uygulamayı haber vermişti (https://nyti.ms/2N8WL97).

Ve son olarak, yine bir Japon projesi ise seyahati, seyahat etmeden sanal gerçeklik (VR) gözlükleriyle “yaptırmak”. Bunu, sanki gerçek bir uçaktaymış, hem de Business Sınıfı’nda “uçuyormuş” gibi bütün ritüeliyle tiyatro gibi sunarak. Japonya’nın First Airlines havayolu şirketi “yolcularını” havalimanı gibi bir mekânda karşılıyor, onları “uçaktaki” (restorandaki!) yerlerine oturtuyor, hiç de uçak yemeğine benzemeyen gerçek bir lezzetle ağırladıktan sonra VR gözlüklerini taktırarak “seyahate” başlatıyor: Hawaii, Paris, Roma, New York gibi şehirlere bir uçuş simülasyonu bu aslında. Gerçekte kaç bin kilometre ve uzun saatler süren “sanal uçuş” süresi (!) sadece 2 saat. Normalde –hem de Business Sınıfı’nda- epey yüklü bir fiyatla uçulurken, bu sanal seyahatin fiyatı 50 – 60 Dolardan ibaret (yemek dahil).

Bu, sanki sadece Japonya’da mümkün olabilecek senaryo için şirketin web sitesindeki “sıkça sorulan soruları” Google Translate ile okuyabilirsiniz (https://bit.ly/2JIQdw1).

Edip Emil Öymen


Edip Emil Öymen