“Alternatif” tıptan geriye ne kaldı?

Mustafa Çetiner Y
“Alternatif” tıptan geriye ne kaldı?

Bir hasta hekime neden gereksinim duyar?

Yanıtı kolay, bir hasta hekime iyi olmak için gereksinim duyar.

Peki bir hasta hekimini seçerken neyi önemser ?


Bilgi ve becerisini mi? İnsanlığını mı? Hastaya davranışını mı?

Seçim yapmak zor, insanın içinden hemen “hepsini önemser” demek geliyor. Doğru, aslında bir hasta bunların hepsini önemser. Ama en çok bilgi ve becerisini önemser demek daha doğru değil mi?

İyi de bir hasta bir hekimin ne kadar bildiğini nasıl anlasın ?

Yapılan çalışmalar gösteriyor ki, eğer hasta hekimine güveniyor ise hekimi yanlış bir tedavi uygulasa bile o yanlış tedaviyle iyileşebiliyor. Başarısız “by pass” operasyonları sonrasında hastalarda göğüs ağrısının kaybolduğunu gösteren çalışmalar var. Bildiğiniz “plasebo etkisi” yani “yalancı ilaç etkisi”. Bir hastanın hekimini seçerken onun bilgi ve becerisini “objektif” değerlendirme şansı yok. Ancak bir çok dolaylı ve sübjektif veri ile hareket edebilir. Hekimin akademik ünvanı ne, uzmanlığı var mı, hangi hastanede çalışıyor, ona giden hastaları tedavi edebiliyor mu, hastalar hekimden memnun mu filan.

İşte benim takıldığım yer tam da burası.

Derman arayan insanı yanıltmak kolay.

Onca yararlı bitki ve sebzeye, geleneksel tıbbın kimi ürünlerine itirazım yok da bunların bilinen tedavilere alternatif tedavilermiş gibi konuşulması, sunulması ve satılmasında hastaların yukarıda anlattığım çaresizliğinin büyük rolü olduğunu düşünüyorum.

Geçtiğimiz günlerde bir aktar dükkanına uğradım Beşiktaş’ta. Raflarda ne ararsanız var, migren tedavisinden, yüksek tansiyona, cinsel güç artırıcı bitkilerden uyku ilaçlarına, gripten nezleye. Tam “eczane kıvamında” bir yer.

Ürünlerin tümü “Tarım Hayvancılık Bakanlığı” onaylı, Sağlık Bakanlığı onayı elbette yok. Ama ne gam, her derde deva. Migreniniz varsa, başınız ağrıyorsa biraz lavanta, melisa, papatya çayı, işlem tamam.

Biraz plasebo etkisi, biraz geleneksel tıbbın “gözlemsel” birikimi basit sağlık sorunlarını çözebiliyor. Aslına bakarsanız bunun bence bir zararı da yok. Ancak kanser, diyabet gibi ciddi sistemik hastalıklar söz konusu olduğunda, hele bir de bazı aklı evveller bu hastalara klasik tıbbın önerdiği tedavileri kestirip kendi bilinmez tedavilerini uygulamaya kalktığında çözümü çok zor sorunlar ortaya çıkabiliyor.

ABD eski başkanlarından Richard Nixon’un 1972 yılında gerçekleştirdiği Çin gezisinde ona eşlik eden New York Times yazarlarından birinin acilen rahatsızlanarak ameliyata alınması, batı dünyasının “akupunktur” anestezisiyle tanışmasını sağladı. O yıllarda “çiçek çocukları” batı tipi yaşam biçimini ve sistemi sorguluyor, cinsel özgürlük talebi hızla yayılıyor, kapitalizm ve emperyalizmin çirkin yüzü ifşa olmuş, sol yükseliyor, insanlar doğal ve daha insani yaşam yolları arıyorlardı. Alternatif, tamamlayıcı, geleneksel adına ne derseniz deyin, “klasik tıbba bir alternatif olduğunu söyleyen tıp” işte bu ortamda doğdu.

Klasik tıp eleştirileri ve alternatif tıbba sempati “bilinçli veya bilinçsiz” “kapitalist” tıbba yönelik tepkinin sonucudur. Alternatif tıp “sisteme alternatif arayışlarının” bir bileşenidir.

Peki gerçek ne?

Aktar’da gezinirken fark ettim, neredeyse tüm otları, bitkileri üreten, yetiştiren, kimileri oldukça büyük bir sürü firma var. Adı “organik” olup yine bu firmalarca üretilen “alternatif” seçenekler var.

Doğrusu bunların hiç biri bana “kapitalizme alternatif” ürünler gibi görünmedi. ABD’de kanser harcamalarına ayrılan para yılda 4 milyar dolar iken alternatif tıp pazarı 2017’de 40.32 milyar doları bulmuş. Kimileri bunun gerçekte çok daha yüksek bir rakam olduğunu söylüyor. Alternatif tıbbın tüm tıp pazarındaki payı hızla büyüyor. Her 10 Amerikalıdan 4’ü alternatif ürünlere ve alternatif tıp uygulamalarına para ödüyor.

Ülkemizde basına, TV’lere, sosyal medyaya bakın, alternatif tıpçıların sesi en çok çıkıyor ? Hekim olan olmayan, okumuşu okumamışı, herkes pazarın bir yerinde, para peşinde.

Nerede kaldı kapitalizme, yerleşik sisteme “alternatif” tıp?

Güme gitti. Geriye kocaman bir bilgi kirliliği kaldı.

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com


Bu yazı HBT'nin 98. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.