Ankara Tıp Fakültesi 1988-89 mezunları…

Mustafa Çetiner Y
Ankara Tıp Fakültesi 1988-89 mezunları…

Geçen hafta Ankara Tıp Fakültesi 1988 mezunları olarak bir araya geldik. Tam 30 yıl geçmişti üzerinden, otuz yıl sonra tam da bıraktığımız yerden ve hiç ara vermemişçesine coşkuyla kucaklaştık.

Ankara Tıp Fakültesi’nin Sıhhiye kapısından kıvrılarak tırmanıp ana binaya doğru yürüdüğümüz, merdivenlerini birer ikişer tırmandığımız o yıllar sanki 30 yıl değil de, dün gibi yakın geldi o gece hepimize.

Ama Ankara’nın bildik kuru havasını içimize çekerek Kızılay’a yürüdüğümüz okul sonları, sınav notlarımızın asıldığı camekânlar, sabahın köründe amfide yer kapmak için önünde kuyruğa girdiğimiz büyük kapı aslında çok uzaklarda kalmıştı.


Değişmiştik, yılların izleri vardı yüzlerimizde, birbirimizin bilmediği yaşam çırpınışlarının, hayal kırıklıklarının, çilelerin. Tabii mutlulukların da izleri vardı, onurlu bir iş yaparak, insanlar yardım ederek yaşlanmanın gururu da vardı.

Şimdi sigarasız kampüs olan morfoloji binasının kantininin sigara dumanına boğulduğu yılların insanlarıydık. Kızılay’dan körüklü otobüsle yolculuk eden insanlardık biz, ama hâlâ genç hissediyorduk.

Zaman geçiyor, insanlar değişiyor, değerler farklılaşıyor, yaşam alanları dönüşüyor.

Otuz yıllık dostlarıma bakarken aklımdan geçirdim, geçmişlerimizi ne belirler, ne yaparız da kendimiz oluruz?

Daha önce de yazmıştım bu konuda.

Şu eksilmez sandığımız ama aslında eksilen yaşamda binlerce şey geçer aklımızdan, pek azını yaparız/yapabiliriz.

Bizler gerçekten sadece yaptıklarımızla mı biz oluruz?

Hayatımıza yön veren sadece yapabildiklerimiz midir?

Sanmıyorum.

Ya yapamadıklarımız, yapmaya cesaret edemediklerimiz, içimizde kalanlar, vazgeçtiklerimiz?

Onlar da yön vermez mi yaşamlarımıza?

Belki de en çok yapamadıklarımız savurur bizi yolumuz dediğimiz o yöne, farkında bile olmayız.

Kim olduğumuzu belirleyen yaptıklarımız mı, yapamadıklarımız mıdır aslında? İçimizde olanın ne olduğunu kendimiz bile tam bilemezken, nasıl mümkün başkalarına anlatmak, başkalarını anlamak, tanımak.

O yüzden en değerli olan belki de “anlaşılabilmek” hayatta.

Sevgiden filan daha değerli bir şey bu.

Belki de bizleri 30 yıl sonra bu kadar coşkuyla bir araya getiren şey, bir birimizi anlayabiliyor olduğumuzu bilmek.

Kaçımızın hayalleri gerçek oldu, kaçımız pişmanlıklar biriktirdik geçmişimizde bilmek zor.

Ama kesin bildiğim bir şey var, emekle, alın teriyle, namusluca, mertçe, onurluca yaşadık bu hayatı.

Hekimlik emek işidir çünkü, hekimler büyük emekçidir.

Bu hafta sonu hayatımın en özel, en güzel gecelerinden biriydi.

İsmet Özel diyor ki;

“İnsan bazı günleri kitapların arasında saklayıp kurutmak istiyor.”

İşte öyle bir zamandı benim için. Düşündüm, ne kadar hızlı geçti bu 30 yıl.

Annem babam derdi, inanmazdım, “göz açıp kapayıncaya kadar” geçiverdi işte.

Bu yürüdüğümüz yerlerde, mesela 100 yıl sonra hiç bilmediğimiz başka insanlar yürüyecek, hiç bilemeyeceğimiz başka hayatlar yaşanacak buralarda.

Yüz yıl sonra şu anda birlikte yaşadığımız hiç kimse yaşamıyor olacak yeryüzünde.

O zamanın insanları, pek azımızı hatırlayacaklar üstelik.

Öyleyse dedim kendime, “bu hırs, bu açgözlülük neden ki?”

Neye sahibiz ki bu ölümlü dünyada, biriktirdiğimiz insanlar ve anılar dışında. Ankara Tıp Fakültesi 1988-89 mezunları, iyi ki varsınız, iyi ki bir araya geldik, iyi ki böylesine doğru bir mesleğin ustaları olduk.

Çok yaşayın, bin yaşayın hepiniz...

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com

Bu yazı HBT'nin 106. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.