Büyük pandemiler (9): Çiçek hastalığı

Mustafa Çetiner
Büyük pandemiler (9): Çiçek hastalığı

Çiçek hastalığı ile insanlığın tanışması hayvanların evcilleştirilmesiyle başladı. Hastalığın ilk kez Gallen tarafından tanımlandığını söyleyenler var. Hatta kimileri bu hastalığa “Gallen Vebası” ismini verdi.

Çiçek Hastalığı, özellikle 15. yüzyılda Avrupa ve Asya’da endemik olarak çok yaygındı. Avrupa’da toplumun önemli bir kesimi hastalığı geçirmişti, çoğu hastalığın sekelleriyle beraber ve hastalığa karşı bağışık halde yaşardı. O dönemin en önemli körlük nedeni çiçek hastalığıydı. Her üç körlükten birinin nedeni bu virüstü. İnsanların özellikle yüzlerinde çiçek hastalığını geçirdiğini gösteren izler vardı.

18. yüzyılda Avrupa’da, her yıl 400.000 kişi çiçek hastalığı nedeniyle yaşamını yitiriyordu. Ölüm oranı %20 ile %60 arasında değişiyordu. Çocuklarda bu oran %80’lere ulaşıyordu. O dönemin insanları çocuklarına çiçek hastalığını atlattıktan sonra isim koyarlardı, çünkü hastalık nedeniyle çocuk ölümleri çok yüksekti. Yirminci yüzyılda bile 300-500 milyon ölüm ve 1950’li yıllarda yılda 50 milyon vaka görülüyordu.


16. yüzyılda Avrupa, uzun yıllar içinde çiçek hastalığına karşı sürü bağışıklığı edinmişti. İnsanlar bu hastalıkla yaşamaya devam ediyorlardı. Ama yeni kıta Amerika’nın sakinleri ve onların bağışıklık sistemleri bu virüsten habersizdi ve bağışıklıkları yoktu. Virüs, 1518 yılında İspanyollar ile Amerika kıtasına taşındı. Hernando Cortes komutasındaki İspanyol askerleri yeni kıtaya şiddet, kan ve gözyaşı ile beraber çiçek hastalığı, kızamık, tifo ve difteriyi de götürdüler.

Hernando Cortes, son derece acımasız bir işgalciydi. Yerli halkı katletmesiyle de bilinir. Altın ve değerli mücevherler için dünyadaki en büyük soy kırımlardan birini yaptı. Dönemin İstanbul ve Paris’ten sonra en kalabalık şehri olan Tenochtitlan’da yaşayan 200.000 kişiyi, beraberinde getirdiği 40.000 asker ve taşıdığı virüslerinin yardımıyla yerle bir etti ve yağmaladı.

Bu hastalıklar, özellikle kıtanın güneyindeki Aztek ve İnka nüfusunun %90’ını yok etti. Bu hastalıklarla ve ölümcül silahlarla daha önce hiç karşılaşmamış yerli halk, tam anlamıyla telef oldu.

İki yıl içinde tam 3,5 milyon Aztek yaşamını yitirdi. Kendi kıtalarında azınlığa düştüler, sahip oldukları her şeyi kaybettiler. Kölelik aslında bu virüslerin sayesinde kıtaya yerleşebildi. Çoğunluğu elde eden beyazlar, yerlileri köle olarak kullanmaya başladılar. Yerliler ise beyazlara bu kötülüklerin karşılığında frengi mikrobunu bulaştırdılar. Daha sonra frengi, kıta Avrupa’sında hızla yayıldı.

Aşının geliştirilme öyküsünü daha önce yazmıştım ancak hastalığa karşı asıl harekete geçiş tarihi 1950’li yılların sonudur. DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü), 1959 yılında Çiçek Hastalığına karşı savaş açtı. Ancak bu girişim, personel ve kaynak yetersizliğinden ve aşının seri üretim zorluğundan arzu edilen noktaya gelemedi. Tüm çabalara rağmen 1966 yılında Afrika, Asya ve Güney Amerika’da salgınlar sürdü. Çiçek Hastalığına karşı ikinci büyük kampanya 1967 yılında başladı ve bu sefer gerçekten de çok etkili oldu.

Hastalık zaten 1952 yılında Kuzey Amerika’dan, 1953 yılında da Avrupa’dan temizlenmişti. Bu kampanya ile 1971 yılında Güney Amerika, 1975 yılında Asya ve 1977 yılında Afrika’dan temizlendi.

Afrika’da aşılanan son çocuk, 3 yaşındaki bir Bangladeşli kız çocuğuydu ve aşısı 1975 yılında yapılmıştı. Son hasta ise 1977 yılında tanı konulan Somalili bir aşçıydı. Tanı sonrası izole edildi ve destek tedavi ile düzeldi. Ölümü 2013 yılında bir başka enfeksiyon – sıtma – nedeniyle oldu. Ölümüne kadar DSÖ’nün çocuk felci eradikasyon programında çalıştı.

Bir yıl sonra doğal olmayan yollarla “tıp fotoğrafçısı” olan Janet Parker, çalıştığı Birmingham Üniversitesi Tıp Fakültesinde enfekte oldu. Ofisi Mikrobiyoloji laboratuvarının tam üstündeydi. Mikrobiyoloji laboratuvarından virüsün bulaştığı söylendi. Tanı geç kondu ve zavallı kadın Eylül 1978’de yaşamını yitirdi. Takvimler 1980 yılını gösterdiğinde, ilk aşı uygulamalarına başlayan Dr. Jenner’dan neredeyse iki yüzyıl sonra DSÖ, çiçek hastalığının dünyadan silindiğini duyurdu. Bu onlarca yıl boyunca insanları yok eden bir virüsün mutlak yenilgisiydi.

O günden bugüne yeni çiçek hastası yok. Ondan geriye biz yaşlardakilerin sol ön kollarında yer alan çiçek aşısı izi, bir de bilimsel çalışmalarda kullanılmak üzere ABD ve Rusya’daki iki laboratuvarda hâlâ özel olarak saklanan bir avuç virüs kaldı.

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com


Bu yazı HBT'nin 222. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.