Kanser tedavisinde yeni umutlar

Mustafa Çetiner
Kanser tedavisinde yeni umutlar

Kanser tedavisinin ilk adımı bir insanlık faciasından “iyilik” çıkarmayı başaran iki bilim adamı sayesinde oldu. Goodman ve Gillmann biyolojik bir silah olan “Hardal Gazı”na maruz kalan askerlerde hücre sayılarının azaldığını ve lenf bezlerinin küçüldüğünü fark ettiler.

İkinci Dünya Savaşı’nın son hızıyla sürdüğü yıllardı.

Hardal gazından geliştirilen “Nitrojen Mustard” ilk kemoterapi ilacı olarak tarihe geçti.


Aradan uzun yıllar geçti, çok yol aldık...

Hedefe yönelik moleküller, kanser aşıları, kök hücre tedavileri...

Şimdilerde kanseri yok etmek üzere bağışlık sisteminin güçlendirildiği yeni tedaviler üzerinde çalışılıyor.

Öyle ki insanın kendi bağışıklık sistemi hücreleri, tümör hücrelerini tanıyıp, onları yok eden hücreler haline dönüştürülebiliyor.

Hekimlerin kimliği değişmeye başladı.

Kimi hekimler daha çok mühendislere benzemeye başlıyor.

Bu tip hekimlere hücre veya bağışıklık sistemi mühendisleri denebilir.

Bu mühendisler, tümör hücrelerini tanıyan bağışıklık sistemi hücrelerini yeniden tasarlıyor.

Kanseri, kanserli kişinin kendi hücreleri ile yok etmenin yollarını arıyorlar.

Tümör hücrelerini yok etme yeteneğinde olan  ve T lenfositler olarak adlandırılan hücreleri kansere karşı etkili silahlar haline çeviriyorlar.

Bu mühendisler; hastanın T hücrelerini, laboratuvar koşullarında kişinin tümör hücreleri ile  tanıştırıyor ve bu tümör hücrelerine karşı aktif hala getiriyorlar.

Bu şekilde güçlenen ve sayıları arttırılan T hücrelerini hastaya tekrar geri veriyorlar.

En büyük yetenekleri bağışıklık sisteminin gözünden kaçmak ve saklanmak olan tümör hücreleri bu eğitimli T lenfositlerce tanınır hale geliyor ve yok ediliyor. Eğitilmiş bu profesyonel askerler büyük bir iştahla ve artmış sayılarıyla tümör hücrelerine saldırıp yok edebiliyor.

Daha bitmedi.

Mezankimal kök hücre adı verilen başka hücreler de bu mühendislerin elinde tümör yok eden etkili silahlara dönüştürülebiliyor.

Tümör hücrelerini tanıyıp onu kapladığı bilinen bu kök hücrelere laboratuvar koşullarında toksinler ekleniyor.

Daha sonra hastanın dolaşım sistemine verilen bu hücreler tümör hücrelerini sarıyor ve içindeki toksinler ile kanser hücrelerini yok ediyorlar.

Bu gelişmeler tabii daha başlangıç.

Belki bugün tam bir umut sayılmazlar.

Ama yakın bir gelecekte durum değişecek.

Bu çalışma sonuçlarına baktıkça ileriye dönük hayallerim artıyor.

Düş kuruyorum;

Herkesin kanser ilacı, kendi “kök hücresi” kendi bağışıklık sistemi” olsun.

Kanser hücreleri daha oluşur oluşmaz güçlendirilmiş bağışıklık sistemi sayesinde tespit edilsin, yok edilsin.

Kimse ilaçlara ulaşmak için zorlanmasın.

İlaç alamamak, bulamamak tasa olmasın.

HERKES KENDİ TEDAVİSİNİ üzerinde taşıyor olsun...

İnsanlar daha sağlıklı ve mutlu yaşasın...

Bu bir hayal mi?

Bilmiyorum...

İlk iki sezonu yayınlanan ve yirminci yüzyılın başında ABD’de bir hastanede yaşananları anlatan THE KNICK isimli TV dizisini izledim geçenlerde.

Ünlü sanatçı Clive Owen’ın başrolünü oynadığı ve Oscar ödüllü Steven Soderbergh’in yönettiği bu muhteşem dizide o döneme ait tıp uygulamalarını görmek çok etkileyici.

Bir kafa röntgenin çekilmesi için dakikalarca çok yüksek doz radyasyona maruz kalmanın şart olduğu o ilkel dönemlerden PET tomografi ve PET MR uygulamalarına  kadar geçen süreye bakınca yukarıda yazdıklarım neden hayal olsun ki diyorum.

Hep aklımda Melih Cevdet’in o bildik şiiri...

Protohippus atın ceddi

Dinothorium filin ceddi

Biz insanın ceddi...

GELECEK, MUTLU İNSANIN...

Mustafa Çetiner, dr.m.cetiner@gmail.com

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen İç Hastalıkları ve Kan Hastalıkları uzmanı olarak VKV Amerikan Hastanesi Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır ve Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesidir. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.