Minimalizm

Mustafa Çetiner
Minimalizm

Her sabah ayakkabı dolabının kapağını açıyoruz, hiç giymediğimiz bir sürü ayakkabı içinde hep giydiğimiz bir iki çift ayakkabıdan birini giyiyor ve işe gidiyoruz. Çalışma odamızdaki dolaplar varlığını bile unuttuğumuz bir sürü kırtasiye ile dopdolu. Gardıroplar giymediğimiz giysilerle dolup taşıyor.

Tüm bu fazlalıklar ruhumuzu daraltıyor, farkında değiliz.

Kapitalist düzenin bize dayattığı “tüketmek” eylemi hızla bir “eşya fetişizmi” halini aldı. Eşyalar için çalışıyoruz, yeni model cep telefonu, yeni moda bluz, çok maharetli yeni bir bilgisayar, son model bir araba.


Şimdi düşünün aldığınız cep telefonunun yeni modeli çıkıyor ve siz onu almaya heves ediyorsunuz. Sonunda alıyorsunuz da.

Mutlu oluyor musunuz?

Belki “evet” diyeceksiniz bu sorunun yanıtına. Ancak unutmayın elinizde kalan eski telefon bir o kadar da mutsuzluk kaynağı olacak. Nereye koyacağınızı, kime vereceğinizi bilemeyeceksiniz. Onu her gördüğünüzde kötü hissedeceksiniz. Çünkü o artık bir yük ve yaşam alanınızı daraltan bir engel. Şu örnekler tanıdık değil mi ?

“Nereye koydum bu tırnak makasını” diye ararken bir yenisini daha almak sonra eski 3-4 taneyi evin köşelerinden toplamak. Çalışma masasının çekmecesini çekince, “ben de Japon yapıştırıcı varmış zaten”, demek, kitaplığınıza göz gezdirirken “nereden birikti bunca gazete kupürü, bir kez bile bakmadım yeniden” diye mırıldanmak, veya “ne zaman almışım ben bu kitabı” diye şaşırmak. Annemden kaldı, ben de anısı var filan diye aslında yüzüne bakmadığımız ne çok şey biriktiriyoruz. Eşyalarımızı sever ama insanları kullanır olduk, oysa tam da tersini yapmak gerekmez mi?

Bu düzen bize fena bir oyun oynuyor, farkında değiliz.

Neyse ki şimdilerde bunun farkına varan insan sayısı hızla artıyor. Yeni bir yaşam biçimi hızla yayılıyor ve kapitalist toplumlarda adına “minimalizm” dedikleri bir akım her geçen gün daha fazla destek buluyor. Minimalizm yaşamımızdaki tüm maddi ve manevi yükümüzü gereksinimlerimize göre sınırlamayı ve en aza indirmeyi amaçlıyor.

Minimalizm, sahip olduğumuz şeylerin farkında olmak, sadece kullandığımız nesneleri tutmak, fazlalarından kurtulmak, fazla insan ve işlerden kurtulmak, hareket serbestliği ve yaşam kalitesini arttırmak demek. Her birimiz, bedenimizin, cüzdanımızın ve ruhumuzun taşıyamayacağı kadar fazla bir yük taşıyoruz. Deliler gibi çalışıyor, deliler gibi tüketiyor ve deliler gibi borçlanıyoruz. Farkında olmamız gereken şey şu;

Koskoca evrende gelip geçen küçücük birer noktayız. Bize bağışlanan bu yaşamda ise tek gereksinimimiz mutlu olmak. Diğer gerekliliklerin tümü bize başkalarının, sistemin dayattığı gereklilikler, bunu hep hatırlamalıyız.

Minimalizm ciddiye alınması gereken bir akım.

Çok, büyük ve erişilemez hedefler yerine gerçekçi hedeflerle, insan kalabalıkları yerine gerçek dostlarla, kullanmadığınız eşya yığınları yerine sevdiğiniz ve işinize yarayan, işlevleri gerçekçi olarak belirlenmiş eşyalarla yaşamak. Kendinize, ruhunuza, bedeninize, aklınıza, yaşadığınız mekanlara ferahlık ve özgürlük sağlamak. Dahası dünyanın bir çöplüğe dönüşmesine pasif bir karşı çıkış bu. Şu yüzyılda daha iyi bir mutluluk anahtarı olabilir mi?

Ben çok başında ve çok amatör olarak minimalizme ilgi duyan biriyim. Eğer sizin de ilginizi çektiyse önce işe Netflix’de yayınlanan “Minimalism: A Documentary About the Important Things” isimli dokümanteri izleyerek başlayabilirsiniz. Bu dokümanter filme konu olan Joshua Fields Millburn ve Ryan Nicodemus’un web sayfası www.theminimalists.com a göz atabilirsiniz.

YouTube’da da beğeniyle izlediğim yerli kanallar var bu konuda, onlara da bakabilirsiniz.

Minimal ve mutlu bir yaşam dileğiyle...

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com

Bu yazı HBT'nin 110. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.