Yeni yılınız kutlu olsun…

Mustafa Çetiner
Yeni yılınız kutlu olsun…

Orhan Bursalı aradı, yeni yazımı sordu. Geciktirdim koşuşturmaktan. Bir süredir en son ben yolluyorum yazılarımı, belli ki editörümün sabrı taştı. Haklıydı, iş beklemez. Öyle bir baş döndürücü bir hızla geçti ki geçtiğimiz 2 yıl. Neredeyse hep aynı beklentiler ve umutlarla. Hala elimizde bir tek “umut” var, ama “umut” hiç yenilmedi, yenilmeyecek.

2017 yılında yine bu köşede yazdığım bir yeni yıl yazısını paylaşıyorum sizlerle, virgülüne dokunmadan, O zaman ve her zaman umut diri, umut genç ve hiç yenilmedi insanlık tarihinde.

***


Yeni bir yıl geldi yeniden.

Zaman her şeyden bağımsız, aldırışsız, acımadan akıp gidiyor. Akrep ve yelkovanın hızını kontrol etmek imkânsız.

Kim bilir hangi yaşanmışlıkların, acıların, sevinçlerin, kızgınlıkların, kişisel tarihlerimizde ne büyük devrimlerin, isyanların, zaferlerin, yok oluşların yılıydı geçtiğimiz yıl. Bir çoğumuz için ise 2017 yılı “hiçbir şey” demekti belki.

Ama insanlar için önemi ve anlamı ne olursa olsun, zaman hep aldırışsız ve hep aynı hızla akıyor. Hep aynı hızla dönüyor akrep ve yelkovan.

Biz ise onun bize aldırmadığını bilerek, inadına ve her gün yeniden karşı duruyoruz, direniyoruz ona. Adına da yaşamak diyoruz bunun.

Georgetown Üniversitesi Hematoloji / Onkoloji hekimlerinden Prof. Dr. John L. Marshall’ın makalesini okurken düşündüm tüm bunları.

Dr. Marshall hastalarına her seferinde aynı soruyu sorduğunu ve birbirine benzer yanıtlar aldığını yazıyor.

Sorusu çok açık ve basit; Ne kadar yaşamak istersiniz? Kimileri bu soruyu “sonsuza kadar” diye yanıtlıyor.

Kimileri kendilerine bir limit koyuyor, en çok da 90 yaşına dek. Daha gerçekçi olanlar ise “olabildiğince” diyorlar.

Siz bu soruyu nasıl yanıtlarsınız? Mesela;

“Yaşam benim mutlu olmamı sağladığı sürece.”

“Başkalarına muhtaç olmayacak kadar, ele ayağa düşene kadar.”

Yanıtların çok benzer olabileceğini biliyorum ama bunların hiç biri tam yanıt olamaz. Oysa sorunun yanıtı kanserle uğraşan hekimler için çok önemli.

Hekimler için yakın zamana dek neredeyse tek öncelik hastalarını uzun süreler yaşatabilmekti, hem de ne pahasına olursa olsun.

“Uzun yaşam süreleri” sağlamak halen çok önemlidir.

Ancak şimdilerde şu soruyu daha çok soruyoruz kendimize.

“Uzun yaşam süresi... Peki ama ne pahasına?”

Tedavi yan etkileri, esas hastalığın yarattığı zorluklar, sosyal faktörler, derin depresyon, umutsuzluk ve çaresizlik duygusu...

Son yıllarda yaşam süresi kadar önemli bir başka kavramla daha yakından tanıştı kanser dünyası.

Bu yeni kavramın ismi “yaşam kalitesi...”

Tıp dünyası yaşam kalitesi konusunu her zamankinden daha çok önemsiyor ve iyi bir yaşam kalitesi için seferber olmuş durumda. Ama hastalarda yaşam kalitesinin yükseltilmesi sadece “tıbbi” yaklaşımlar ile halledilebilecek bir konu değil.

Hastanın yaşam amacı, yaşam ile ilişkili dertleri, gerçekleştirmeye çalıştığı hedefleri, yaşam boyunca biriktirdikleri...

Yaşam kalitesinin belirlenmesinde “nasıl bir insan” olduğunuz çok önemli. İyi ve amacına uygun yaşanmış bir hayat, “yaşam kalitesi” olgusunun doğrudan belirleyicileri arasında.

Yani demem o ki;

Kışlar gelir, kışlar gider, yazlar gelir yazlar gider, zaman geçer.

İş ki her yeni kış ve yaz geldiğinde biraz daha insan mısın?

Biraz daha zengin mi yüreğin?

Akıp giden zamandan “pişmanlıklarını” kurtarabiliyor musun olabildiğince?

Her geçen gün biraz daha kendin misin?

Aslolan budur, sağlıkta da hastalıkta da...

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com

Bu yazı HBT'nin 302. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.