Beynimizle ne yapmalıyız?

P. Dilara Çolak
Beynimizle ne yapmalıyız?

Geçtiğimiz günlerde çağdaş filozoflardan Catherine Malabou’nun “Beynimizle Ne Yapmalıyız?” adlı ilgi çekici bir kitabını okudum. 2004 yılında yapılan bu çalışmaya kadar nöroloji, felsefe ve siyaseti kesiştirme çalışması daha önce yapılmamış. Kitap, kendi ifadesiyle “katı bir şekilde analitik-indirgemeci değil; Avrupa felsefesi kadar soyut ve kapalı değil”. Avrupası felsefesinin kavramlarıyla nörobilimlerin ideolojik eleştirisini yapmayı deniyor, bu açıdan türünün ilk örneği.

Nörolojik çalışmaları siyaset ile birlikte okuyan Malabou, “Eleştirel Nörobilim” adlı yeni bir çalışma alanı öneriyor. Bu alan bilişsel bilimler ve toplumsal- kültürel alan arasına sınır çizerek madde ve tini ayıran, dahası, ikisi arasında biri diğerini önceleyen biçimde hiyerarşik yapı oluşturan tüm yaklaşımların karşısında duruyor. Günümüzde nörolojik çalışmalarda oldukça yaygın biçimde söz ediliyor olmasına karşın yeterince kişiye ulaşmamış veya kasıtlı olarak görmezden gelinen “plastikiyet” kavramı odağında biyolojik-politik bir varlık olan insanı yeniden tanımlamayı amaçlıyor.

Bilincin beyin ile ilişkisi


20. yüzyılda yapılan nörofelsefe çalışmalarının odağını bilincin beyin ile kurduğu ilişki sorunu oluşturur. Bu noktada yaygın iki görüş vardır, bilincin beyinden farklı tözel bir varlığı olduğunu iddia eden düalizm ve bilincin beynin nörofiziksel süreçlerine indirgenebileceğini söyleyen fizikalizm.

Malabou ise her iki yaklaşımın başarısızlığının madde ve düşüncenin özünde aynı şey olduğunu görememekten kaynaklandığını söyleyerek bir çeşit yeni materyalizmi müjdeler. Biyolojik olan ve fenomenal olan ne birbirinden ayrıdır, ne de özdeştir; nitekim zihin, özünde, beynin farklılaşması sonucunda ortaya çıkan bir tarihselliktir. Hegelci diyalektik kavramı odağında şekillenen bu görüşte fenomenal olan biyolojik olanı hem kapsar hem de aşar. Eskiden beynin bütün vücudun organizasyonunu belirleyen, etkiye kapalı, sert, merkezi kontrol noktası olarak kabul edilmesine karşın, günümüzde bu görüşün doğru olmadığı açığa çıkmıştır. Her ne kadar genetik belirlenim olsa da merkezsiz yaşayan beden, çevresel etmenler tarafından geri döndürülemez biçimde değişime uğrar. Beyin merkezi otorite değil, türlü ilişkilerde kendini kendine özgü biçimlerde yeniden yapılandırılan yaşayan bir organizma haline gelmiştir. Malabou, beynin ele alınış biçiminde görülen değişikliği sosyalizm ile liberalizm arası farka benzetir, sovyet beyinden liberal beyne geçiş yapılmıştır. Diğer her şeyde olduğu gibi beyne dair yaklaşımlarımızda da ideoloji yüklü görme biçimlerimizin izi vardır.

Beynin değişimi

Beynin bu yeni liberal kavranışındaki sorun, plastik kavramı ile elastik kavramı arasındaki farkın kasıtlı olarak karartılmasıdır. Plastikiyet kelimesi, Eski Yunanca’daki -plassein kavramından türer. Kavram kökü uyarınca değiştirilebilir, biçimlenebilir ve biçimlendirici olmayı ifade eder. Beynin nöral maddesel yapısı değişime kapalı değildir; fiziksel olmayan etmenlerin sonucunda değişebilir. Beyin, tıpkı bir mermerin biçimlendirilerek heykel haline gelmesi gibi, her biçimlendirilişinde geri döndürülemez bir biçim kazanır fakat, bir önceki halinden izler taşır. Bu açıdan “beyin bizatihi tarihtir”.

Malabou, plastik kavramının elastik olmaktan farkını vurgulayarak burada bir çeşit politik direnişin imkanını görür. Biçimlendirilebilir olmak ile her şekli alabilen itaatkar esneklik farklıdır. Aynı zamanda patlayıcı bir madde olan plastiğin, elastiğin aksine, sınırları vardır. Beynin her etkiye açık, değişebilen elastik bir yapısı olduğunun düşünülmesinin arkasında uysal beyinler yaratmayı amaçlayan bir ideoloji yattığını iddia eder Malabou. Bu açıdan bireylerin kendi beyinlerine ya da benliklerine dair gerçeğin farkına varması önem taşır. Beynin plastikiyeti uysallık değildir. Bireyler biçimlendirilmenin yanı sıra patlayabilir olmanın da -yani sınırları olduğunun farkına varmalı, böylelikle onu belirlemeye çalışan koşullara hayır diyebilmenin özgürlüğüne ulaşmalıdır. Bu açıdan “beynimizle yapmamız gereken en önemli şeyin dünyanın karikatürlerini sonlandırmaktır”.

P. Dilara Çolak

Bu yazı HBT'nin 253. sayısında yayınlanmıştır.

P. Dilara Çolak