Hepimiz gerçekten aynı gemide miyiz?

P. Dilara Çolak Y
Hepimiz gerçekten aynı gemide miyiz?

Günümüzün popüler filozoflarındanSlavoj Zizek, Koronavirüs pandemisine ilişkin olarak 27 Şubat’ta yayınladığı yazısında “Acı Gerçek, Felakete İhtiyacımız Var!” diyordu. Yazıda pandeminin beklenmedik ve bir o kadar korkutucu etkilerini kabullendikten sonra faydalı olma potansiyeli taşıyan yan etkilerinden korkmamamız gerektiğini söylüyordu. Bu faydalı yan etkiler ekonomik ve entelektüel olarak iki gruba ayrılabilir. Fakat ben gerçekdışı bulduğum için yalnızca ekonomi konusuna değinmek istiyorum.

Post-Marxist ideolojinin bir temsilcisi olarak Zizek, pandemi sürecinin geleceğin dünyasında kapitalizme ve milliyetçi popülizme yer olmadığını gösterdiğini savundu. Nitekim “kapitalizm, sınırsız büyümenin mümkün ve zorunlu olduğu kanıtlanması mümkün olmayan bir hipoteze dayanır. Bu ön varsayım, artı-değer çıkarmayı zorunlu kılar. Bunun ardı sıra gelen bütün mantıksal ve ekonomik çıkarımlar, bu aksiyoma uygundur ve bunun dışında hiçbir şey düşünülemez.”

Buna karşın İspanya’da devletin özel hastanelere el koyması, Türkiye’de krizi fırsata çevirmek isteyen satıcılara yönelik devletin geliştirdiği fiyat kontrol mekanizması, Küba’dan Avrupa’ya yardıma giden doktorlar, Çin’den farklı ülkelere gönderilen ücretsiz gönderilen tıbbi malzemeler gibi süreç içerisinde şahit olduğumuz kimi gelişmeler ilk bakışta pandeminin kapitalizme bir darbe indirdiğini düşündürebilir. Çünkü küresel felaketlerde, ulus-devletin ötesinde küresel dayanışma ortamı sağlanmak zorundadır.


Virüsün herkese bulaşıyor olması gerçeğini dikkate aldığımızda cinsiyet, ırk, toplumsal sınıf gibi farklılıklar önemsizleşir. Bunun iki ironik örneği, İngiltere’nin Başbakanı Boris Johnson ve İran Sağlık Bakanı Iraj Harirchi, koronavirüsün yayılmasının o kadar da ciddi olmadığını söyledikten sonra hastalığa yakalanmasıydı. Harirchi’nin de dediği gibi, “Virüs devlet büyüğü falan dinlemiyor!”

Bu açıdan Zizek haklıydı, hepimiz aynı gemideyiz. Pandemi süreci uzak diyarlarda yalnızca bir kişiyi etkileyen şeyin tüm dünyadaki herkesi etkileyebileceğini, birlikte çalışmamızın zorunluluğunu, bir türün parçası olduğumuz gerçeğini farketmemizi sağladı.

Yine de yazıyı okuduktan sonra yaşadığım ikna olmamışlık geçen sürede katlanarak arttı. Yale Üniversitesi’nde tarih ve tıp tarihi profesöolan Frank M. Snowden, Salgınlar ve Toplum: Kara Ölümden Günümüze” adlı kitabında salgın hastalıkların ne olduğu veya doğrudan sonuçlarını değil; salgılar üzerinden dönemin siyasetini inceler. Örneğin; kolera ve tüberkülozun yayılımını inceleyerek o toplumdaki ırksal ve ekonomik ayrımcılıkların gözler önüne serilebileceğini iddia eder. Snowden’ın ifadesiyle, Salgın hastalıklar gerçekte kim olduğumuza dair insanlara aynayı tutan bir hastalık kategorisidir; salgınları incelemek toplumun yapısını, yaşam standardını ve siyasi önceliklerini anlamaktır.”

Virüs ayırım yapmıyor mu?

Virüsün ayrım yapmadığı doğru fakat bulaşma riski ya da sosyal izolasyon günlerinde evde olmak herkes için aynı değil. Multi milyarderler özel uçaklarıyla kendi adalarında tatil yaparken evde çalışma imkanına sahip olmayan işçi için hastalığın bulaşma riski aynı değil. Ev karantinasında aile içi şiddete maruz kalan kadınlar için evde kal çağrısına uymak o kadar kolay değil. Sırf Çinli olduğu için Amerika’da ayrımcılığa maruz kalanlar için küresel birlik içerisinde salgınla savaşma söylemi pek gerçekçi değil.

O yüzden virüs ayrım yapmıyor olabilir ama toplumda bu ayrımlar fazlasıyla mevcut. Bu yüzden hepimiz batmakta olan bir gemide olabiliriz fakat hepimizin aynı gemide olması, hepimizin gemideki imkanlardan eşit ölçüde faydalandığını göstermiyor. Bu yüzden bu gemi olsa olsa sınıfların farklı biletler alarak farklı kompartmanlarda kaldığı farklı yemekler yediği farklı filikalara sahip olduğu Titanik-vari bir gemi olabilir.

P. Dilara Çolak / pelindilaracolak@hotmail.com

Bu yazı HBT'nin 223. sayısında yayınlanmıştır.


P. Dilara Çolak