Çin işi güven

Tanol Türkoğlu
Çin işi güven

Çin’deki “toplumsal kredi sistemi” distopik, totaliter bir yaşam modeli mi empoze ediyor? Yoksa toplumun gelişmesi için bir kaldıraç olarak kullanılabilir mi? Öncelikle nedir bu toplumsal kredi sistemi? Her bireyin kamusal alanda yaptıkları artı veya eksi olarak puana çevriliyor ve kişinin toplam puanını oluşturuyor.

Kamusal alanda olumsuz davranışlar sergileyen birey (örn. bir elektrik faturasını zamanında ödememesi, otobüste bağıra-çağıra konuşması, metroda inenlere öncelik vermeden trene binmeye çalışması vb) belli puan düzeylerinin altına indikçe, kamu hizmetlerinden de mahrum kalabilecek – mesela parası olsa bile uçak bileti satın alamayacak! Hatta belli bir puanın altına düşen birey, her ne kadar herhangi bir suç işlememiş olsa bile, yeniden eğitimden geçirilmek üzere eğitim kamplarına gönderilebilecek.

Bunu karanlık, distopya bulanlara Çinliler “Siz Batılılar bizim dinamiklerimizi anlamayacak kadar cahilsiniz” diyor. Çin’in toplumsal yaşamında bugün en büyük problem olarak tespit edilmiş olan şey “güven”. Çin’de insanlar ne birbirine güveniyor ne de hizmet aldıkları kurum ve kuruluşlara. Bu açıdan değerlendirildiğinde pek çok Çinli böyle bir uygulamayı bütünüyle destekliyor. Bu sistemin bireylerin toplumsal yaşam normlarına riayet etmek üzere yönlendirici bir etkisi olacağı beklentisiyle. Öte yandan Çinlileri batı kültüründen farklı kılan bir özelliği daha var. Özel yaşam mahremiyetine pek önem vermiyor olmaları. Bu da kamusal alanın güvenlik kameraları ile donatılması söz konusu olduğunda Çinlileri rahatsız etmiyor.


İşin ilginci Çin’in bu sisteminde bir başka kişinin olumsuz davranışını raporlamak da kişiye artı puan kazandırıyor. Böylece toplum birbirini denetleyen bireylerden oluşan bir hale geliyor. Burada altı çizilmesi gereken husus belki de şu: Bu toplumsal yaşam modeli her ülkenin kendi kültürü açısından değerlendirildiğinde farklı sonuçlar üretecektir. Belli ki geçmiş mirası da dikkate alındığında Çin’in böyle bir modele geçmede sıkıntı gördüğü bir durum yok. Özellikle de güvensizliğin zirve yaptığı bir coğrafyada. Hatta aynı miras buna karşı çıkmayı, isyan etmeyi bile bireyin aklından geçirmesini olanaksız kılmış olabilir. Peki güven konusunda bu denli zaafiyete uğramamış, özel yaşamın mahremiyetine azami önem veren bir kültürün gözlüğü takıldığında? Aynı tablo bambaşka yorumların yapılmasına neden olacaktır. Çinlilerin “Batı bizi anlamıyor” dediği de bu olsa gerek!

Birbirine paralel iki doğru gibi. Bu tür güvenlik mekanizmaları “Ya gücü elinde tutanlar bu yetkilerini kötüye kullanırlarsa?” sorusunu illa ki akla getiriyor. Bu da ilginç bir paradoks. Hiç kimseye güvenmeyen Çinliler iş devletin böyle bir sistem kurmasına geldiğinde, devletten yana herhangi bir sıkıntı duymuyorlar. Ancak gündelik yaşamında güven olgusunun merkeze oturduğu batı kültüründe bu durum derhal bir güven bunalımına neden oluyor? Çelişki nerede? Kim kimi kandırıyor? Aslında Çinliler mi birbirine güven duyuyor da güvenmiyormuş gibi davranıyor? Yoksa batı kültürü mü güven üzerine inşa ettim dediği sisteminin aslında hiç de güvenilir olmadığını biliyor da bilmemezlikten geliyor? (Not: Meraklıları, benzer bir toplumsal modelin batıda uygulanışını ele alan Black Mirror dizisinin Nosedive adlı üçüncü sezon birinci bölümünü izleyebilir)

Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com

Bu yazı HBT'nin 168. sayısında yayınlanmıştır.

Tanol Türkoglu