“Daha çok çalışacağız!”

Tanol Türkoğlu
“Daha çok çalışacağız!”

Kemal Atatürk’ün manevi mirasına ne kadar sahip çıkabildik/ çıkabiliyoruz? Neydi o miras anımsayalım: “Benim manevi mirasım ilim ve akıldır!” Anlamak ile idrak etmek arasındaki farkı burada yeniden anımsamakta fayda var. Bu basit tümceyi “anlamayacak” kişi çok azdır. Anlamı ortada. Aklını kullan, ilimi yol gösterici olarak kullan.

Malum tam da burada, yol göstericilik müessesesinde, iş sulandırılmakta öteden beri. Tıpkı “Hakimiyet milletindir” lafının suladırılmasında olduğu gibi. Bu tümceler ve işaret ettiği anlamlar fizik dünyası ile ilgilidir. Metafizik dünyada dileyen, metafizik yolculuğu için dilediği yol göstericiyi seçebilir çünkü o yolculuk nefsiyle, “kendi”siyle ilgilidir. Hakimiyet konusunda da fizik-metafizik boyutları karıştırılmış ve yıllarca saf kitlelerin aklı bulandırılmıştır. Metafizik boyut bir yana bir vatanda bağımsız olarak yaşayan millet için hakimiyetin milletin kendisinde olması anlamsız ya da mantıksız mıdır? O ülkenin, vatanın, milletin başka bir ülkenin boyunduruğunda olmasını arzulamak kabul edilebilir mi? Tarih boyunca özgür yaşamış tek millet olan Türkler için hele!

İdrakle anlamak arasındaki fark nedir? Örneğin yukarıdaki tümce hakkında bir sayfalık bir kompozisyon yazılması önerilse pek çok kişi kolayca o tümcenin anlamını kendi ifadeleriyle açıklayabilir; tümcenin işaret ettiği şeyi anladığını göstermiş olur.


Peki tümceyi idrak etmek? Anlamak idrak etmek için yeterli midir? Hayır! Tümcenin işaret ettiği anlamı idrak etmek onu hayata tatbik etmekten geçer. Bilimi, aklı kullanarak hayatını yönlendiren, her seferinde buna başvuran kişi o tümceyi idrak etmiş demektir. Anlam-idrak olguları farklı terminoloji kullanılarak da açıklanabilir. Teori-pratik denilebilir. İlme’l yakin – ayne’l yakin denir vb. Sonuç değişmez.

Oysa ülkemizde her iki senede bir eskiyen ve değiştirilme gereksinimi duyulan eğitim sistemi iş Atatürk’ü anlamaya geldiğinde teoriden, ilme’l yakin olmaktan öteye pek gidememiş, bunu ulusun gündelik pratiğine şırınga edememiş. Yoksa bugün örneğin milyarlarca dolar borcu olan bir ülke olmazdık!

Basitçe realist bir değerlendirme yapıldığında aklı, bilimi baz almanın kolay bir iş olmadığı ortaya çıkacaktır. Çünkü bu model özde çalışmayı, çok çalışmayı gerektirir. Atatürk’ün 10. Yıl Nutku’nda “Geçen zamana nispetle daha çok çalışacağız” vizyonu bunun bir göstergesidir.

Farklı kollardan gidilse bile aynı mesaj ile yine karşılaşılacaktır – çalışmak her daim el üstünde tutulmuş olan bir olgudur. Çalışmayı bir angarya olarak görenler de vardır. Konfiçyüs’e atfedilen şu sözü anımsayalım: “Hayatta her zaman sevdiğiniz işi yapın; böylece çalışmak zorunda kalmazsınız”. Demek ki sorun çalışmakta değil, sorun kişinin ne çalışacağında. Kişi kendisini bulma, kendisini gerçekleştirme sürecinde ona en büyük katkıyı sağlayan şeyle meşgul olursa bu hem çalışmak anlamına gelecektir, hem de kişinin onu angarya olarak görmesi gibi bir durum söz konusu olmayacaktır. Gelişmiş eğitim modelleri yetişmekte olan kuşaklara bu temeli vermeye çalışmaktadır. Batıda bireyin mutlu olması biraz da bununla ilgili olsa gerek! Bilgi toplumuna dönüşüp, sanayi toplumunun defolarını üstünden atan toplumların daha çok mutlu olacağı da kesin!

Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com


Bu yazı HBT'nin 85. sayısında yayınlanmıştır.

Tanol Türkoglu