(Dijital) Uçurum derinleşiyor

Tanol Türkoğlu
(Dijital) Uçurum derinleşiyor

Sanayi toplumunda ortaya çıkan gelir düzeyindeki eşitsizlik çözülemeden bilgi toplumu ile yeni bir boyut kazandı. Bilgi teknolojilerine erişim ve bunlardan istifade etmedeki bu eşitsizliğe kısaca dijital uçurum deniyor denmesine de aslında o da ekonomik eşitsizliğin bir türevi.

En ucuz bilgisayar, telefon veya internet için bile ciddi para lazım. Alternatifi kamunun ücretsiz hizmet verebilmesi. Üniversiteler, belediyeler, kütüphaneler bütçeleri doğrultusunda bu imkanları sınırlı da olsa sunabilmekte. Ayrıca dijital öncesi dönemde böyle bir hizmet sunma/alma deneyimi olmayan toplumlarda bireylerin bunu devletten talep etmesi veya kullanma gereksinimi de yetersiz.

Ne var ki dijital teknolojilere erişim, problemin tamamı değil. Perdelerin arkasına gizlenmiş asıl soru şu: Bu teknolojiler ne amaçla kullanılıyor? Global çapta dijital uçurum endeksleri yapan kuruluşlar var. Uçurumu tespit ediyorlar ama kullanım amacına, kalkınmaya yönelik bir çözüm getirmiyorlar. Görünmeyen amaçları ise teknoloji alımlarını artmasını sağlamak!


Sıralamada Türkiye’nin yeri nedir peki? Dünya ortalamasının biraz üstünde ancak ortalarda. Bir an için başımıza bir talih kuşu konsa ve ortalamada yukarılara doğru çıksak mevcut sosyo-kültürel yapıda bu ne anlama gelirdi? Örneğin Türkiye dünya ile rekabet edecek düzeyde ileri teknoloji mi üretirdi, yoksa Facebook kullanım sıralamasında dördüncülükten birinciliğe mi yükselirdi?

İşte nüfusunun beşte birinin tek bir şehirde üst üste yaşaması, ev sahibi olmak isteyen gençlerin gelecek on yıllarını ev edinmek için ipotek etmesi nasıl ki genel nüfusun refahını yükseltmeye ciddi bir katkıda bulunmuyorsa, dijtal teknolojilerin kullanım oranlarının artması da benzer bir sonuç doğuracaktır. Bir yanda o apartmanları yapanlar kazanırken diğer yanda o teknolojileri üretenler zenginleşiyor. Dahası ileri teknolojilerin tamamına yakını ithal edildiğinden bu zenginlik yurt dışına ihraç ediliyor. Bu açıdan değerlendirildiğinde Türkiye Ar-Ge’ye en çok yatırım yapan ülkelerden. Ancak kendi Ar-Ge’sine değil; o ileri teknolojileri tasarlayan, üret(tir)en ülkelerin Ar-Ge’sine.

Zaten ileri teknoloji üretiyor olmak da yeterli değil. Bunun genel refaha etkisi ne olurdu? Örneğin teknoloji ile ilgili sektörlerde çalışanların refah düzeyi artar mıydı? Bu artış zincirleme bir reaksiyon ile diğer sektörlere de sıçrar mıydı? İnovasyonu kimin yaptığına göre değişir.

Limitli de olsa Türkiye’de bir dijital ekonomi deneyimi var son yirmi yıldır. Bu deneyim resme yeni oyuncuların girmesine pek imkan tanınmadığını gösteriyor. Devletin gündemi ise bambaşka. ABD’de ya pek çok sektör resimde olmayan teknoloji şirketlerinin eline geçti (örn. müzik, seyahat) ya da yepyeni oyuncular gelip kendileri birer sektör yarattı (örn. Google).

İsminin sanayi toplumu veya bilgi toplumu olması kapitalist mentalite hakim olduğu sürece bir şeyi değiştirmiyor. Uçurum ister ekonomik ya da sosyal ister kültürel ya da dijital olsun derinleşmeye devam ediyor. Diptekilere bastıkları zemin kazdırılıyor, çıkan hafriyat tepedekilerin ayaklarının altına seriliyor.

Kapitalizme karşı global anlamda dijital kuşakların şimdiye dek üretebildiği tek alternatif “paylaşım ekonomisi”. O da şüpheli. Kapitalizm çöküyor olmasaydı acaba bu denli palazlanmasına imkan verilir miydi?

Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com


Bu yazı HBT'nin 58. sayısında yayınlanmıştır.

Tanol Türkoglu