İnsansız bir dünya

Tanol Türkoğlu
İnsansız bir dünya

Yeni bir yıla girerken merak edilen şeylerden birisi de hangi teknolojilerin çıkış yapacağı hakkında uzman tahminleridir. Ekonomide olduğu gibi teknolojide de bu tahmin oyunu uzmanları pek zora sokmaz. Çünkü kimse yıl geçtikten sonra tahminlerin ne kadar tuttuğunu sorgulamaz.

2018 için de bitcoin ile dikkatleri üstüne çeken kripto-paraların ve blockchain uygulamalarının, yapay zekânın, sanal gerçekliğin, nesnelerin internetinin adının geçmeyeceği bir teknolojik yenilik söz konusu olmayacak gibi. Ancak zamanı biraz daha ileri alırsak acaba karşımıza nasıl bir dünya çıkardı? Örneğin 2018 değil de 2043’de ya da 2068’de teknoloji dünyası insanoğlunun yaşamını nasıl dönüştürmüş olacak?

Teknoloji insan vücudunun kendine özgü bir enerji salınımı yaptığını keşfedebilecek mi? Tıpkı parmak izi gibi. Her insan için farklı. Daha da öteye gidip vücudun çıkardığı bu enerjiyi tespit etmek söz konusu olabilecek mi? Bugün birisinin nerede olduğunu anlamak için yaptığımız şey bunun yanında ne kadar ilkelce kalıyor değil mi? Üstünde taşıdığını varsaydığımız akıllı cep telefonunun koordinatlarını bildiren uygulamalar!


İşte bir başka örnek: İnsanoğlunun tarih boyunca aklında geçirdiği tüm düşüncelerin yok olup gitmediği, aslında bir tür bulut teknolojisinde saklanmış olduğu keşfedilirse? Şu an dijital dünyadaki bulut teknolojisi kapsamında internete bağlı bir bilgisayarda saklı olan bilgiler, bu evrensel bulut teknolojisi yanında solda sıfır kalmaz mıydı? Düşüncelere ulaşabilirse belki de evrende çıkarılmış olan tüm seslere de ulaşılabilir. Belki o sesler de kaybolmuyor, bir yerlerde saklanıyordur. Sadece tarihsel kişiliklerin değil yirmi otuz göbek büyüklerinizin seslerini, ne konuştuklarını merak etmez miydiniz?

Rahatına düşkün insanın gereksinim duyduğu temel besinlerin birer öz olarak dijital ortamda üretilebilir hale geldiğini düşünün. Bir elma veya kebap yediğinizde vücuttaki onca sindirim sistemi organının çalışması sonucunda üretilecek bir kaç gramlık o öz dijital drajeler halinde organik yazıcılardan çıktı şeklinde üretilebilir hale gelse. Sahi vücutta o kadar organa hala gerek kalır mıydı? Yoksa bir kaç yüz yıl içinde insan vücudunda doğal bir dönüşüm mü yaşanmaya başlardı? Bunu icat edenlerin damak tadı, koku gibi estetik olgulara da dijital birer çözüm bulacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Madem insan! Gelecek kırk elli sene içinde acaba insanın yeryüzündeki yaşam macerası nasıl dönüşecek? Onca teknoloji insana bu dünyada nasıl bir rol bırakacak (mı)? İş gücünün robotlara ya da yapay zekâ yazılımlarına geçtiği bir dünyada yedi milyar ya da on milyar insana gerek duyulacak mı? Yoksa tesadüfen aynı dönemde insan fizyolojisinde bir kısırlık mı baş gösterecek? Yoksa salgın hastalıklarla mücadelede tıp üstüste ağır yenilgiler mi alacak?

Esasen insanoğlu yeryüzündeki macerasının her devrini artılar çoğunlukta kapatmış görünüyor. Ancak bu iyimser tablo yeryüzünde yaşamış her bireye eşit şekilde olumlu davranmamış. İnsanların 2018’e de 2058’e de aynı kaygı ile gireceği kesin. Bir şeyler değişebilir ve sen bundan olumsuz etkileneceklerden birisi olabilirsin! Böyle bir risk varken o “şey”in ne kadar ileri ya da geri teknoloji olmasının bir önemi var mı?

Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com


Bu yazı HBT'nin 93. sayısında yayınlanmıştır.

Tanol Türkoglu