Post-SosyalMedya

Tevfik Uyar
Post-SosyalMedya

Geçtiğimiz günlerde Yavuz Oğhan'ın sunduğu "Bi de Bunu Dinle" programına konuk olan Bilgisayar Mühendisleri Odası Başkanı Hülya Küçükaras, daha önce hiç fark etmediğim bir gerçeği dile getirdi:

İnsanlar tatile giderken evlerinin kapısına 'biz tatildeyiz' diye tabela asıyorlar mı? Hayır. Hiçbirimiz asmayız. Zira evde olmadığımızı ilan etmenin yaratacağı çeşitli güvenlik riskleri olabilir. Ancak hemen herkes tatile gittiğinde Facebook, Instagram gibi platformlardan evde olmadıklarını ilan ediyor.

Sn. Hülya Küçkaras'ın dikkatimizi çektiği bu durumu biraz daha genelleştirerek düşündüm. Facebook listemde birkaç yüz kişi bulunuyor. Bazısı ahbabım, çocukluk arkadaşım. Bazıları fantazya ve bilim kurgu sanatları derneğimiz vasıtasıyla tanıdığım dostlar ve meslektaşlar. Eski öğrencilerim, iş bağlantılarım gibi daha pek çok kategoriden birçok tanıdık türü sayabilirim. Birileri bana gelip, "Tevfik Bey / Ağabey / Arkadaşım, sana verdiğim şu forma ana, baba, kardeş isimlerini, eğitim bilgilerini, doğum tarihini, katıldığın son etkinlikleri, hangi tarihlerde tatilde olduğunu, dünya görüşünü yansıtan gündeme dair birkaç yorumunu yazıp, ilişiğinde de sana ve aile üyelerine ait fotoğrafları sunabilir misin?" dese hayatta kabul etmem. Ancak hepimiz bunu çoktan yapmış durumdayız.


Bu oldukça enteresan bir durum gerçekten. Bir zamanlar tatile çıkacakken abonesi olduğum gazeteler kapıda birikmesin ve hırsızların dikkatini cezbetmesin diye mahalledeki bayii uyaracak kadar temkinli olan ben, gittiğim seyahatlerden bilgi ve fotoğraf paylaşmaktan hiç imtina etmiyordum! Biri belli bir samimiyete erişmeden benim ve ailem hakkında bir iki özel soru soruverse rahatsız olan ben, bazı platformlarda azıcık araştırmayla çok daha fazla bilgiye ulaşılabilecek ipuçlarını bizzat kendi ellerimle ve irademle sağlıyordum. Bunu yapmayanımız var mı? Pek az... Hadi diyelim arkadaş listemizdeki herkes bu bilgilerimizi kötüye kullanmayacağından emin olduğumuz dostlarımız olsun. Fark eder mi? Hesaplarını başkalarına kaptırmayacaklarının bir garantisi yok. Üstelik daha kötüsünü de geçen hafta itibariyle daha net öğrenmiş olduk: Bu bilgileri paylaştığımız platformlar, kişisel verilerimizi zaten çeşitli nedenlerle kendileri kullanıyorlar (bu da az çok bildiğimiz ya da tahmin ettiğimiz bir şeydi); ama üstüne üstlük bazı kararlarımızı manipüle etmek isteyen kötü niyetli odaklara aktarabiliyorlar.

Buradaki algı farkı nereden kaynaklanıyor? Nasıl olup da "fiziki" dünyada gösterdiğimiz bir tedbiri, sanal dünyada göstermiyoruz? Bu soruların yanıtları için adetim olduğu üzere iki şeye bakacağım.

Öncelikle donanıma bakalım... Yani beyne...

Bu konuda biraz spekülasyon yapayım (Söylediklerim birer hipotezden ibaret olacak yani...): Muhtemelen "elle tutulamayan kalabalık" olgusu bizi afallatıyor. Gerçekten gözü üzerimizde olan yüzlerce kişi olsa ya da her an izlendiğimizi düşünsek, hareketlerimiz çok daha itidalli olur, neyi konuşup konuşmayacağımız, neyimizi paylaşıp paylaşmayacağımız üzerinde bilinçli bir kontrolümüz olurdu. Tatile giderken "ev boş" tabelası asmamak da, iki üç kez muhabbet etmiş olduğumuz birinin bizden bu bilgileri talep etmesi halinde işkillenecek olmamız da buna benziyor. Beynimizin yapısı bu tür güvenlik risklerine karşı bir takım farkındalık hali ve duygularla zaten donatılmış durumda. Bilinmeyen bir numara bizi arayıp "annemizin evlenmeden önceki soyadını" sorarsa içimize kurt düşerken, "soy bilgilerini" Instagram'da ilan etmekte bir beis görmüyoruz; çünkü GÖREMİYORUZ. Bizi koruyan alarm sistemi devreye girmiyor.

Sonra da yazılıma bakalım... Yani toplumsal kurumlara.

Fransız sosyolog Emile Durkheim, eski toplumsal kurumların yıkılıp yerlerine yenisinin konamaması durumunda ortaya çıkan ahlaki ve hukuki çöküntüye anomi adını vermiştir. Esasında Durkheim bunu bireyler üzerinden tanımlamış ve toplumun bireylere uyacakları etik kural seti sunamaması olarak tanımlamıştır. Geleneksel medyanın gücünü yitirip sosyal medyanın onun yerini alması kaçınılmaz olarak bir anomi  hali yaratmış gibi görünüyor. Fiziki dünyada uyduğumuz bazı normlar var. Sanal dünyada yok (belki bu vesileyle anti-sosyal medya olarak tanımladığım olguyu da hatırlatsam iyi olur). Ne bireylere rehberlik edecek bir normlar bütünü var, ne de kurumların bireylerin "farkındalıksızlığını" suistimal etmelerini engelleyecek esaslı önlemler. Bir karmaşa, keşmekeş hali egemen. Kontrol alanı çok dar. Bu alanda yapılan düzenlemelerin, alanın kendi gelişme hızına yetişemediği aşikâr. Bu konuda sorumluluğu bulunan kurumların kişisel verilerin korunması ve internet güvenliği konusundaki yaklaşımı tamamen reaktif. Yani olaylar gerçekleşmeden önce önlem alarak riskleri azaltmak yerine, ancak ve ancak istenmeyen olaylar gerçekleştikten sonra düzenlemeler yapabiliyorlar.

Peki çare ne? Kısa sürede evrim geçiremeyeceğimize göre donanımdan değil, yazılımdan medet ummalıyız. Öncelikle devletler ya da bu alanda yetkilendirilmiş STK'lar aktif olmalı. Reaktif değil ama... PROAKTİF! Olaylar gerçekleştikten sonra değil, daha gerçekleşmeden bazı önlemler almalı ve denetlemeleri sıkı tutmalı. Hukuk alanı ancak böyle çözülebilir. Bireylerde ise farkındalık artırmak ve bu konuda eğitimler düzenlemekle değişim yaratabiliriz. Ahlakî alansa normların değişmesiyle çözülür: Normların en hızlı değişme yolu travmalardır. Cambridge Analytica ve Facebook olayı yeterince travmatik oldu hepimiz için. Bu da sosyal medya kullanım alışkanlıklarımızın, dolayısıyla da bu konudaki davranış kalıpları ve kültürün değişmesi için bir fırsat. Belki başta bu olmak üzere bu gibi hadiseler ileride "post sosyal medya" dediğimiz dönemin başlangıcı olarak kabul edilecektir.

Kaan Öztürk ile pazartesi günkü Muhabbet Teorisi yayınında da konuştuğumuz gibi: Bir ihtimal bu işin sonunda insanlar mevcut sosyal medya platformlarını bu kadar aktif olarak kullanmayı bırakıp, daha geleneksel internet araçlarına yönelecektir. Açıkçası iki-üç haftadır hemen her gün Facebook hesabımı kapatmayı, çoğu sosyal medyaya ağırlık veren tık avcısı anlık haber sitelerini takip etmeyi bırakıp, daha çok makale ya da derli toplu haberler okuyabileceğim sitelere yönelmeyi, hatta mümkünse sosyal medyadan biraz daha uzak durup, kitap okumaya ağırlık vermeyi düşünüyorum.

Ancak benim neslim ve benden öncekiler için bu basit bir "geriye dönüş" olur. Yeni nesil için mevcut sosyal medyanın yerini alacak ama biraz daha güvenli ve nitelikli uygulamaların ortaya çıkmasını ümit etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok.


Tevfik Uyar

Uçak Mühendisi ve Sosyologtur. Yüksek Lisans ve doktora çalışmalarını yönetim psikolojisi üzerine gerçekleştiren Uyar, biri popüler bilim, diğerleri bilimkurgu türünde üç adet kitap kaleme almış, üç adet kitabın çevirisini yapmıştır.