İnsanlık yarım yüzyıl sonra yeniden Ay’a gitti. Ama bu kez yalnızca gitmek için değil, kalmak için. 10 Nisan’a geldiğimizde, Artemis II görevinin başarıyla tamamlanmasıyla birlikte, dört astronot Ay’ın uzak yüzünü dolaşıp Dünya’ya döndü ve böylece uzay keşiflerinde yeni bir sayfa açıldı. Apollo döneminin kısa, sembolik ve riskli uçuşlarının yerini artık sürdürülebilir, planlı ve kalıcı bir keşif vizyonu alıyor.
Kapak dosyamızda Artemis II görevini yalnızca bir uzay uçuşu olarak değil, insanlığın yön değiştiren hikâyesi olarak ele alıyoruz. Ay neden yeniden önemli? Bu görev Mars yolculuğunun neresinde duruyor? Ay’da kalıcı üs fikri ne kadar gerçekçi? Tüm bu sorulara yanıt ararken, Apollo ile Artemis arasındaki farkları, programın takvimini, yapılacak bilimsel deneyleri ve yeni uzay yarışını da çok sayıda kutu ve dosya ile ayrıntılı biçimde inceliyoruz.
Ay’ın güney kutbunda bulunan su buzunun potansiyel bir yakıt kaynağı olması, Ay’ı yalnızca bilimsel değil stratejik bir hedefe dönüştürüyor. Ayrıca Ay bir varış noktası değil; Mars’a giden yolun ilk durağı. Bu arada Çin de Ay’a insan gönderme projesini hızla geliştiriyor. Bir çeşit Ay’a kim önce gidecek yarışması…
Savaş, uygarlık ve insanlık
Bu sayıda düşünsel derinliği güçlü yazılar da dikkat çekiyor. Doğan Kuban, eski tarihli bu yazısında “Dünya tarihi uygarlık tarihi değildir” diyerek insanlığın teknik ilerleme ile etik ilerleme arasındaki çelişkisini sorguluyor. Uygarlığın ölçütü gerçekten teknoloji mi, yoksa insanın birbirine davranışı mı? Bu soru, geçmişe olduğu kadar bugüne de yöneltilmiş güçlü bir hatırlatma niteliğinde.
Ali Akurgal ise burnumuzun dibindeki savaşın yalnızca askeri değil ekonomik ve toplumsal sonuçlarına dikkat çekiyor. Artan petrol fiyatları, kırılgan ekonomi ve belirsizlikler… Savaşın cephe hattından uzakta bile toplumları nasıl dönüştürdüğünü tartışıyor….Mehmet Ali Tombalak’ın Yetenek üzerine yazılarında ikinci yazısının başlığı şöyle: Yeteneğin İkinci Adımı: Ekosistemi ve Çevrenin Gücü – Aile, Kardeş, Öğretmen ve Koç Desteği… Lale Akarun, 12 Eylül askeri darbesi döneminde üniversitede yaşananları ve darbe lideri Kenan Evren’in Boğaziçi Üniversitesini ziyaretini konu almıyor.
Dijital çağda hakikatin erozyonu: Tanol Türkoğlu’nun yazısı, dijital çağın en kritik sorunlarından birine odaklanıyor: Bilgi artıyor ama anlam azalıyor. Dolaşımın doğruluğun önüne geçtiği bu yeni dünyada hakikat nasıl değer kaybediyor? Türkoğlu, bu dönüşümü “hikmetten hiçmete” giden bir süreç olarak tanımlıyor ve dijital kültürün epistemolojik etkilerini tartışıyor.
Bağlantıların evreni: İstinye Üniversitei Tıp Fakültesi dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç’ın iki yazısı ise bilimsel düşüncenin yeni yönünü ortaya koyuyor. Helmholtz’tan Shannon’a uzanan çizgide gerçekliğin artık “şeyler” değil “ilişkiler” üzerinden kavranması… Bağlantısal varlık fikri, yalnızca bilimsel değil, felsefi bir dönüşümü de beraberinde getiriyor. Kılıç, yaşamın ve bilincin bu yeni ağsal model içinde nasıl yeniden yorumlanabileceğini ele alıyor.
Üniversiteden girişime: Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yusuf Menceloğlu’nun üniversite–sanayi işbirliğine dayalı girişimcilik öyküsü, bilimsel bilginin ekonomik değere dönüşümünün somut bir örneğini sunuyor. Laboratuvardan çıkan fikirlerin şirketleşmesi, üniversitelerin yalnızca eğitim değil inovasyon merkezleri haline geldiğini gösteriyor. Reyhan Oksay’ın söyleşisi…
Zihin, merak ve farklılık: Aşırı Meraklı Zihin” başlıklı yazımızda DEHB’ye yeni bir bakış getiriliyor. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun yalnızca bir eksiklik değil, farklı bir bilişsel stil olabileceği düşüncesi giderek güç kazanıyor. Araştırmalar, yüksek merak dürtüsünün yaratıcı düşünceyle ilişkisini ortaya koyuyor.
Matematik, umut ve tarih: 14 Mart Dünya Matematik Günü’nde Miletos’ta düzenlenen “Matematik ve Umut” buluşması, bilimin tarihsel kökleri ile geleceğe dair umutları bir araya getiriyor. Thales’in kentinde yapılan bu etkinlik, matematiğin yalnızca soyut bir disiplin değil, kültürel bir miras olduğunu da hatırlatıyor.
Sinemada görmek: İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Fatih Öztürk’ün yazısı sinematografinin yalnızca estetik değil, anlatının kurucu unsuru olduğunu vurguluyor. Kamera, ışık ve kadrajın dili çözüldüğünde sinemanın aslında nasıl “okunan” bir sanat olduğu ortaya çıkıyor.
Sağlık, beslenme ve grafik bilgi: Bilim ve beslenme sayfamızda zeytinyağının beyin sağlığı üzerindeki etkilerini ele alıyoruz. Araştırmalar, doğru tür zeytinyağının bilişsel gerilemeyi yavaşlatabileceğini gösteriyor. Grafik bilgi sayfamızda ise dünyanın en büyük petrol üreticilerini inceliyor, küresel enerji dengesinin nasıl birkaç ülkenin elinde toplandığını görüyoruz.
Hayvanlar dünyası ve araştırma gündemi
Hayvanlar Dünyası sayfamızda küçük bir sürpriz var: Bombus arıları ritmi hissedebiliyor. Küçücük beyinlerine rağmen ışık ve titreşim kalıplarını tanıyabilmeleri, bilişsel evrim hakkında önemli ipuçları veriyor.
Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma Gündemi’nde ise mide kanserine karşı geliştirilen yeni antibiyotikten, orta yaşta sporun yaşam süresine etkisine, köpeklerin evcilleştirilme tarihinin yeniden yazılmasına kadar dikkat çekici çalışmalar yer alıyor.
Meraklı Çocuk sayfamızda “Hortumun içine düşsek ne olur?” sorusunun yanıtını arıyoruz. Hazırlayan Mercan Bursalı. Bilgi Küpü köşesinde ise her parmağın kendine özgü bir nabzı olduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz.
Dijital HBT sayfalarımızda, birinci sayfa başlık kenarındaki kare kod’u telefon kameranıza taratarak, çok daha fazla habere ve bilgiye ulaşacağınızı biliyorsunuz. Bakın neler var: Büyük proje: Gezegenin DNA’sı çıkarılıyor… Mide kanserine karşı etkili bir antibiyotik üretildi… Köpek, sanılandan çok daha önce evcilleştirilmiş. Küresel Eşitsizlik: Servet Yoğunlaşması ve Yapısal Adaletsizlik… Ekranlar çocukların sohbet becerilerini köreltiyor… 2 milyon yıl öncesinden modern restoran menülerine uzanan toprak yemek, “jeofaji” geleneği yeniden gündemde.
***
Okurlarımıza bir minik hatırlatma: Dijital HBT’ye abone olarak hem arşive ulaşabilirsiniz hem de derginin yaşamasına destek vermiş olursunuz.
***
Bu sayıda uzaydan dijital kültüre, savaştan bilince, matematikten beslenmeye uzanan geniş bir yelpaze var. Ama hepsinin ortak bir sorusu bulunuyor: İnsanlık nereye gidiyor? Ay’a dönüş yalnızca bir uzay görevi değil, insanlığın yönünü yeniden tartıştığı bir an. Bilim, teknoloji ve düşünce… Hepsi bu yolculuğun parçaları.
İyi okumalar.
Özlem Yüzak