Okullarda artan şiddet: Çok katmanlı bir sistem krizi

Editör ne diyor?

Bu sayımızda, bilimin yalnızca doğayı anlamaya yarayan bir araç değil, aynı zamanda toplumun ruh halini, ilişkilerini ve geleceğini şekillendiren bir güç olduğunu bir kez daha görüyoruz. Şiddetten yalnızlığa, teknolojiden üretime uzanan geniş bir yelpazede, içinde yaşadığımız çağın temel sorunlarına odaklanıyoruz.

Kapak dosyamız, hepimizi sarsan bir başlıkla açılıyor: Okullarda artan şiddet… Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta iki gün arayla yaşanan saldırılar, bu meselenin artık görmezden gelinemeyecek bir noktaya geldiğini ortaya koydu. Bu dosyada şiddeti yalnızca bireysel bir sorun olarak değil; biyolojik, psikolojik ve toplumsal boyutları olan çok katmanlı bir kriz olarak ele alıyoruz. Gençler neden daha yalnız? Aidiyet duygusu neden zayıflıyor? Öfke nasıl birikiyor? Bu sorulara bilimsel veriler ışığında yanıt ararken, okulun aslında daha geniş bir toplumsal tablonun yansıması olduğunu da görüyoruz.

Mutlu olmak zorunluluk mu?


Bu çerçeveyi tamamlayan önemli bir yazı, İstanbul Kültür Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Fatma Kayım’dan geliyor. “Sürekli mutlu olma zorunluluğu”nu ele alan yazı, toksik pozitiflik olarak adlandırılan bu görünmez baskının, bireylerin duygularıyla bağını nasıl zayıflattığını ve psikolojik dayanıklılığı nasıl aşındırdığını ortaya koyuyor.

Dijital çağın en kritik meselelerinden biri olan dikkat ekonomisi ise Tanol Türkoğlu’nun yazısında çarpıcı bir şekilde ele alınıyor. Sosyal medyanın insan dikkatini nasıl bir ekonomik değere dönüştürdüğünü sorgulayan Türkoğlu, bu sistemin özellikle çocuklar üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. Dikkat çekenlerin kazandığı bu düzende, dikkat çekilenlerin çoğu zaman mağdur ya da “kullanılmış” hale geldiği gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Bu arada bu hafta Türkoğlu’nun Dijitalem’i de de var hatırlatalım. Üstelik birbirinden ilginç konularla: Başlıkta : 20 milyonuncu Bitcoin

35 yıllık bir başarı serüveni

Bu sayıda Lale Akarun’un yazısı ise bizi bilim dünyasının içinden bir yolculuğa çıkarıyor. Sinyal İşleme ve İletişim Uygulamaları konferansının 35 yıllık serüveni üzerinden, Türkiye’de bilimsel üretimin nasıl emekle, dayanışmayla ve ısrarla inşa edildiğini görüyoruz. Bir konferansın ötesine geçen bu hikâye, bilimin süreklilik ve ortak akılla nasıl kök saldığını hatırlatıyor.

Ekonomi ve üretim başlığında Ali Akurgal’ın “Savaş bitince” başlıklı yazısı, işsizlik ve üretim sorununu merkezine alıyor. İş yaratmanın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda teknolojik ve yapısal bir mesele olduğunu vurgulayan bu yazı, kalkınmanın dışa bağımlı çözümlerle değil, bilgi ve teknoloji üretimiyle mümkün olabileceğini sorgulatıyor.

Bu sayıda ayrıca, Doğan Kuban hocamızın “Aydın kim?” sorusunu tartıştığı bu eski yazısı, aydın kavramını yeniden düşünmeye davet ediyor. Aydın olmanın yalnızca eğitimle değil, özgürlük, akıl ve sorumlulukla kurulan bir ilişki olduğunu hatırlatıyor.

Varoluş ve ilişkiler ağının bütünselliği

Bilim ve teknoloji sayfalarımızda ise birbirinden çarpıcı gelişmeler yer alıyor. Havadaki görünmez tehlikelerden methylsiloksanların beklenmedik yaygınlığı, yapay zekâ destekli yeni nesil ölçüm cihazları, insan evriminde beslenmenin rolüne dair bulgular ve fizik ile nörobilimi buluşturan bağlantısallık yaklaşımı bu sayının öne çıkan başlıkları arasında. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç’ın kaleme aldığı yazı, varoluşu parçalar üzerinden değil, ilişkiler ağı üzerinden düşünmeye davet ediyor.

Sağlık ve Beslenme sayfalarımızda kırmızı et tartışmasına yeni bir araştırma ışık tutarken, Grafik Bilgi sayfamız küresel gıda güvenliğine farklı bir açıdan bakıyor. Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma Gündemi sayfalarında ise, Alzheimer hastalığına ilişkin umut verici yeni bulgular, biyolojik çeşitlilik ve hayvan davranışları üzerine dikkat çekici gelişmeler yer alıyor. Hayvanlar Dünyasında ise kedilerin sahiplerinin seslerini tanıyabildiğini gösteren çalışma, insan-hayvan ilişkisine yeni bir boyut kazandırıyor. Bilgi Küpü: Tek çenesi olan bizleriz, peki neden? Ve bir soru: İnsan beyni büyüten, 1.8 milyon yıl öncesindeki menüsünde bulunan fil eti miydi? Ve TeknoVitrin’de son yeniliklere göz atacaksınız.

Dizimizde TÜBİSAD Başkanı Mehmet Ali Tombalak, “kendini adama” kavramı üzerinden yeteneğin gelişim sürecine odaklanıyor. Meraklı Çocuk sayfamızda Mercan Bursalı, “Neden yemek yeriz?” sorusuna yanıt ararken, küçük okurlarımızı bilimin temel sorularıyla buluşturuyor.

Dijital HBT’de daha fazla

Başlık kenarındaki kare kod’u telefon kameranıza taratarak, çok daha fazla habere ve bilgiye ulaşacaksınız. Bakın neler var: Meraklı Büyükler: Tatil yapmalı mıyız? Şüphesiz. Ama henüz tam olarak açıklığa kavuşmamış olan konu ise, uzun süreli tek bir tatil yapmanın mı yoksa araya kısa kısa tatiller sıkıştırmanın mı daha iyi sonuç vereceğidir…

Ve iki çok önemli konu daha: Kalp hastalığında, klasik 4 önemli neden sorumlu olarak görünüyordu. Ama bilim gözden kaçan ve bir önemli neden daha buludu: İltihap. Üstelik bu sağlıklı insanlarda ölüm nedeni…

Yüz yaşını aşan bireylerin moleküler düzeyde farklı şekilde yaşlandığı ve önemli sistemlerde beklenmedik şekilde “daha genç” biyolojik izler koruduğu görülüyor. İsviçre’de insanların sadece yaklaşık %0.02’si 100 yaşına ulaşıyor. Bu yüz yaşını aşanları diğerlerinden ayıran nedir? Vücutları, yaşlanmanın olağan etkilerine karşı koymanın ipuçlarını mı barındırıyor?

***

Unutmayın: Dijital HBT’ye abone olarak hem arşive ulaşabilir hem de derginin yaşamasına destek vermiş olursunuz. Okuyun, okutun.

***

Her zaman olduğu gibi, bu sayımızda da yalnızca bilgi sunmayı değil, okuru düşünmeye davet etmeyi amaçlıyoruz. Çünkü bilimin asıl gücü, yalnızca neyi bildiğimizde değil; nasıl düşündüğümüzde ve nasıl bir toplum kurmak istediğimizde ortaya çıkar.

Şiddetin, yalnızlığın ve belirsizliğin arttığı bir çağda belki de en önemli soru şu: Bilim, yalnızca anlamak için mi var, yoksa daha iyi bir gelecek kurmak için de bir araç mı?

İyi okumalar.

Özlem Yüzak