Küresel biyoekonominin 5 temeltaşı

Gezegenimiz Öne Çıkanlar
Küresel biyoekonominin 5 temeltaşı

Günümüzde 40’tan fazla ulus biyoloji ve biyolojik bilimlere dayalı “biyoekonomilerini” geliştirmeye çaba harcıyor. Öyle ki 2007 yılında dünya ticaretinin %10’unu oluşturan biyoekonomi; tarım, ormancılık, gıda, biyoenerji, biyoteknoloji ve yeşil kimya alanlarında kendini geliştirerek 2014’te 2 trilyon dolara ulaştı ve dünya ticaretinde kendine %13’lük bir pay elde etti. Ayrıca Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinde (SKH) küresel anlamda önemli bir yer tutuyor.

Yeni küresel biyoekonomik düzen doğal kaynakları, artan dünya nüfusunun ihtiyaçlarını karşılayacak ve yaşam kalitesini yükseltecek işbirliklerini gerektiriyor. Hava, su ve toprağı insanların ekonomik beklentileri göz önünde bulundurularak değerlendirmek için 3 yeniliğe ihtiyaç var: Teknolojik (örneğin emisyonu azaltmak için), organizasyonel (kurumsal davranışları değiştirmek için) ve sosyal (yeni iş alanları). Mesela bitkilerdeki lignin maddesini yapı malzemesi olarak kullanmak için yeni teknolojiler gerekecek, modern tarımla üretilecek ürünleri dağıtmak için yeni organizasyonlar ve iş sahaları ortaya çıkacak.

5 temel adım


Küresel biyoekonomi kendi haline bırakılmaktansa uluslararası anlaşmalarla düzenlenmelidir.

1-Uluslararası İşbirliği

Uluslararası kuruluşlar özel-devlet işbirliğini yöneterek kaynakları en etkili biçimde yönetmeliler. Örneğin uluslararası girişimciler biyoteknoloji ve bilişim teknolojilerini kullanarak dünya üzerindeki toprak haritasını çıkarabilirler. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü 2016 yılında bu tip bir işbirliğini başlattı bile.

2- Uygulanabilir ölçekler

Biyoekonomik gelişmenin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkısı açık biçimde izlenebilmelidir. Gıda güvenliği gibi öncelikli konular Birleşmiş Milletler ve alt kuruluşlarınca belirlenen ölçeklerde takip edilmeli ve ülke faaliyetlerinin diğer ülkeleri nasıl etkilediği araştırılmalıdır. Böylece tüm çabalar açık biçimde herkes tarafından görülür ve veriler kolay ulaşılabilir hale gelir.

3- Sürdürülebilir kaynaklara özendirme

Biyoekonomik girişimler devletler arası işbirliğine ve birlikte yapılacak hareketlere sıkı sıkıya bağlı kalmalı. Özellikle 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ve Paris İklim Anlaşmasına uymalıdır. Birleşmiş Milletler konu ile ilgili birimler oluşturmalıdır. Özellikle hava kirliliği, iklim değişikliği gibi fosil yakıtların olumsuz etkilerinden kaynaklanan karbon fiyatlandırması uygulaması ve fosil yakıtlardaki subvansiyonların (devlet destekleri) kaldırılması hedeflere ulaşmada en önemli adımlardır. 2015 yılında vergi subvansiyonları ile 5,3 trilyon dolara ulaşan fosil yakıtlar küresel gayrisafi yurtiçi hasıla ürünlerinde %6,5’lik, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla kıyaslanamayacak kadar büyük bir pay elde etti.

4- Eğitim ve bilgi aktarımı

Eğitimciler de uluslararası işbirlikleriyle bilgi ve becerilerini aktarmalılar. Biyolojik temelli malzemeler üreterek biyoekonomiye katkı sağlayabilirler. Elbette bu süreç birçok disiplinin katkı sağlayacağı büyük boyutlu düşünme, planlama, sosyal ve ekonomik alanlarda yeni teknolojileri kullanarak işbirliği sağlamayı gerektirir. Devletler herkese açık öğrenme platformları oluşturarak ve ülkeler arası değişim programları düzenleyerek bilgi akışına ve eğitime katkı sağlayacaklardır.

5- ARGE desteği

ARGE destek programları ile küresel işbirliği sağlanarak önemli atılımlar yapılmalı. Halihazırda alanında yetkin 300 uzman, biyoekonomi çalışmalarının şu alanlarda gelişmesi gerektiğini bildiriyor: yeni gıda sistemleri, biyolojik sürdürülebilir şehirler, sürdürülebilir su ürünleri yetiştirmek, biyorafineriler, yapay fotosentez, tüketici katılımı ve küresel yönetim.

Artan nüfusuna karşın kaynakları gün geçtikçe tükenen gezegenimizin yeni bir düzene ihtiyaç duyduğu aşikar. Sürdürülebilir bir yaşamın hayallerini kuran bilim insanları bu 5 madde üzerinde şimdiden çalışmalara başladılar bile ve yarın, zannettiğimizden çok daha yakın olabilir.

Kaynak