‘İnsan olmak’ üstüne yeni bir deneme…

Bozkurt Güvenç Y
‘İnsan olmak’ üstüne yeni bir deneme…

Köşegen’de  “İnsan Olmak” konulu yazımı okuyan bir dostumdan şu haklı eleştiriyi aldım: “Türkiye 2017, ne bir Osmanlı milleti, ne de ‘Üzerinde Güneş batmayan bir Britanya İmparatorluğu’ ülkesidir. Rudyard Kipling’ in ‘Eğer İnsan olmak’ istersen’ şiiri, biz Türkler için geçerli görünmüyor.”

‘İnsan olmak’ isteyenlere önerilen ‘Kendini bil’mek, çok tanrılı Atina’da, Hıristiyanlık’ta, İslam’da ve günümüzde farklı yorumlanıyor. Kendini bil’mek, yani ‘insan olmak’ erdemi için, İnsan türünün, çağdaş uygarlık öncesindeki yüzbinlerce yıllık ‘Avcı-Toplayıcı’lık tarihini, on bin yılık Tarım Devrimi ile başlayan ‘Üretim-Tüketim dönemleri’ni ve Refah Toplumu’nun 21. yüzyılda ulaştığı noktada kendi türünü ve yaşam-küreyi nasıl tükettiğini bilmesi ya da öğrenmesi gerekli.

Herkese Bilim Teknoloji dergisinde yazanlar, iman ve cehalet karşısında, ülkemizin ‘çağdaş uygarlık’ düzeyine erişmesi için akıl ve bilimi savunuyor. Oysa hatırlayalım, HBT’den önceki Cumhuriyet Bilim Teknoloji’de yaşanan J. J. Rousseau tartışması, ünlü bir bilim insanımızın CBT’den ayrılmasına yol açmıştı.


Sanımca sorun, bilim ve cehalet değil, seçkinlerin üslup sorunuydu. Aydınlanmacı Rousseau, geri dönülmeyeceğini bile bile, bilimin ve Sanayi Devrimi’nde, yaşanan değişim sürecinin kurulu düzeni, etik değerleri yıktığı görüşündeydi. Günümüzün kimi bilim sözcüleri, bu diyalektik eleştiriyi Voltaire gibi hoş görüyle karşılamadılar.

İnsan’ın geleceğini karanlık gören Harari’nin Sapiens’e tepkiler ve uygarlığın trajik sonunu öngören uyarılar azalmadan sürüyor.

İnsan eğitimle insanlaştı

Rousseau’dan yıllar önce, J. Locke (1700), Aydınlanma çağına ve kültürel devrimlere şöyle yön vermişti: ‘İnsan eğitimle insan oldu!’

Yaratılış inancının ve felsefenin tarihi yanılgılarına karşı, Darwin türlerin evrimini en güçlünün kalıcılığı, Marx ise, insanın türüne ve kendine yabancılaşması ile açıkladı (1870). Arthur Spengler, Batı’nın Çöküşü (1926), eserinde tekniğin, kültür ve sanata egemen oluşundan yakındı. Karl Polanyi, Büyük Dönüşüm’de (1944), ‘Hasta ekonominin gürbüz çocuğu Faşizm, kimsenin tekelinde değildir, her ülkede her zaman görülebilir’ demişti.

UNESCO’yu kuran evrimci J. Huxley, Savaşta Felsefe (1945) eserinde şöyle sormuştu:Eğitim, değişim bilincinden başka ne verebilir ki?

Nikolai Hartmann, Yeni Ontoloji (1945)’de bir varlık sınıflaması yaptı: İnorganik (cansız), Organik (canlı) varlıklar; Süper organik (canlı üstü) ‘uygarlık ve kültürler’ Doğa’yı tüketiyordu.

G. Orwell’in 1984 Romanı, öncü bir post-gerçek idi. J. Ellul, Teknolojik Düzen (1962) Batı’yı yönlendiriyor, eleştirisini yineledi. İktisatçı J. K. Galbraith (1985), Refah Toplumu’nda, liberal (tüketim) ekonomisinin sorunlarını sergiledi. Kapitalist ve Sosyalist sistemler başarısızdı; yeni bir Dünya düzenine acilen ihtiyaç vardı.

SSCB 1989’da kendiliğinden dağıldı. “Sosyalizm tarihe gömüldü’ diye sevinenler yanılıyordu: Sulu tarımda, tüketen gidiyor, üreten dönüyordu. John Zerzan (2000), Gelecekteki İlkel eleştirisinde, ‘Uygarlık buysa bana vahşeti verin’ diyordu.

Ünlü iktisatçı J. E. Stiglitz  (2005), Küreselleşen Dünya’yı sorgulamak zamanı geldi’ eseriyle Nobel kazandı. Küreselleşen Dünya söylemiyle ‘Devletler Çağı bitti, Küresel Sermaye geldi” diyen Francis Fukuyama birden çark etti: “Devletinizi inşa edin; yoksa, Dünyamız yönetilemez’ çağrısını yaptı (2004).

Y. Noah Harari, Sapiens: Doğa egemenliğine yükselen İnsan’ın, yaşam-küre ile birlikte yok olacağını savundu: ‘Ne yapacağını bilmeyen tanrıdan daha tehlikeli ne olabilir?’

Bu yeni denemeyi üçlü bir diziyle sürdürmek niyetindeyim.

Bozkurt Güvenç

*Aramızdan ayrılan Bozkurt Güvenç'in anısına saygıyla. Bu yazı HBT'nin 45. sayısında yayınlanmıştır.


Bozkurt Güvenç