Milli bayramlarımızı nasıl kutlayalım?

Bozkurt Güvenç
Milli bayramlarımızı nasıl kutlayalım?

Milli bayramları kutlamak da sorun oldu sonunda. Varlıklı kentlilerin bir yerlere kaçıştığı yollarda binlerce yurttaşımızın ölmesi bir sorun olmuyor da, birkaç kişinin ölümüne yol açan iş kazaları bayramların iptaline yetiyor. Din devlet, din bilim ve inanç bilim çatışmaları yeterli değilmiş gibi bir de bayram sorunu yarattık.

Toplam 7 ila 18 günlük 2 dini bayram yanında, bayram olarak kutlanan 4 milli günümüz var: 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor, 30 Ağustos Zafer ve 29 Ekim Cumhuriyet. İktidar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Zafer ve Cumhuriyet bayramlarında düzenlediği geçit törenlerinden rahatsız görünüyor. Ya hep ya da hiç yerine, akılcı ve uzlaşmacı bir çözüm arıyorum.

Cumhuriyetimizin 75. yıl dönümünde, Cumhurbaşkanı Demirel’e kutlamayla ilgili bazı fikirler önermiştim. Ardından Başbakanlık'ta yapılan bir program toplantısında önerimi savundum ama kabul görmedi. Genelkurmay temsilcisinin "Yıllardır kutluyoruz, nesini beğenmiyorsunuz?" sorusu üzerine önerim gündemden düştü. Oysa, niyetim eleştirmek değil geliştirmekti.

Avrasya’da Türk adını taşıyan ikinci ülke Türkmenistan, 27 Ekim 1994 günü kuruluşunun 3. yılını kutlamıştı. Aşkabad törendeki izlenimlerimi HBT okurlarına sunuyorum.

Halk-Vatan-Türkmenbaşı

Milli bağımsızlığın anılacağı gün, kadın erkek çok sayıda Aşkabatlı, özenli bayramlıklarıyla tören alanına doğru yaya olarak yürüyor, arabalara, konuklara el sallıyordu. Tören, haki üniformalı sırma kemerli bir askeri bandonun milli marşıyla açıldı. “Türkmenistan’ım Canım Benim” türküsüyle sürdü. Önce, zırhlı bir tören birliği, ardından okullar, kurumlar ve meslek kuruluşları ve iki Mig uçağı. Tam bitti, bitiyor mu derken, Türkmen halkının saatler süren görkemli geçişi başladı.

Yaşlı genç, şehirli göçebe, Türkmen, Özbek, Urus, modern ve geleneksel giysili, uzun, midi ve mini etekli, ökçeli, çizmeli, mes-lastikli, şapkalı, açık başlı, bir bölümü günlük giysili, çoğunluk rengârenk bayramlıkları, “Halk-Vatan-Türkmenbaşı” posterleri ve kâğıttan “Yaşasın” bayraklarıyla…

Yöneticiler değil halk kutluyor

Türkmenistan nüfusunun yaklaşık onda biri, serbest adımlarla, tribünleri ve dostlarını elleri ve eşarplarıyla selamlayarak geçtiler. Dağılmadılar. Kimileri döndü geçidi izlemeye koyuldu. Törende, Sovyetler Birliği’nden kaldığı izlenimini veren bir disiplin vardı. Halk, tribünlerden geçişi izleyen üst düzey yöneticilerden sanki daha rahat görünüyordu. Daha önce prova edilmiş miydi ya da sonraki yıllarda nasıl değişti bilemiyorum. Eğer bu bir Azadlık (bağımsızlık, istiklal) Bayramı ise böyle kutlanmalıydı. Bayramı yöneticiler değil, halkın kendisi kutluyordu.

Özetle, bizim alıştığımız ve bildiğimiz, halkın, yöneticileri ve koruyucuları izlediği milli bayram ve törenlerin tam tersi bir kutlama senaryosundan alınacak dersler vardı. Doğrusu çok etkilenmiş, gözlem ve izlenimlerimi hemen yazmıştım(*). 75. yıl kutlamasında kabul görmeyen önerim buydu.

Birlik ve beraberlik için kuşkusuz terör ve savaşın bitmesi güvenliğin sağlanması ve bunun için de milli ordunun kırılan onurunun onarılması gerekir. Bunun yolu Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerine, meclise, laikliğe ve milli orduya güvenmektir. Yapmıyor ya da yapamıyorsak 30 Ağustos’ta neyi kutluyoruz: Atatürk’ün ölmüş olmasını mı?

(*) Aşkabad’daki 3. Azadlık Bayramı kutlamasının ayrıntıları için bkz. Bozkurt Güvenç. Demirel’e Yazdıklarım. Büke Yayınları, 2005:499-504.

Bozkurt Güvenç

Bozkurt Güvenç