Üniversitelerde yapılan araştırmalar nasıl ürüne dönüşür?

Lale Akarun Y
Üniversitelerde yapılan araştırmalar nasıl ürüne dönüşür?

Üniversitelerde yapılan araştırmaların bilgiye dayalı yeni girişimlere, teknolojilere ve ürünlere dönüşmesi, sanıldığı kadar kolay değildir. Laboratuvarınızda çalışan bir prototipin ürüne dönüşmesi için, epey yol kat etmesi gerekir; bu yıllar, hatta bazen on yıllar alabilir.

Bir araştırmanın teknolojiye dönüşmesi için geçmesi gereken adımlara teknoloji hazırlık seviyesi (THS) diyoruz: Üniversitede yapılan araştırmanın THS’si, bir ya da iki olabiliyor. Oysa endüstri, üniversiteden yedi-sekize ulaşmış bir teknoloji çıkacağını sanıyor. Arayı kim kapatacak? Yurtdışında, örneğin Amerika’da, büyük endüstri şirketlerinin bir üniversiteden fazla doktoralı eleman çalıştıran araştırma birimleri var. Örneğin önceden Bell Labs adını taşıyan, sonradan AT&T’ye geçen Holmdel, New Jersey’deki araştırma biriminde, 2000’den çok doktoralı eleman çalışırdı. Şimdilerde yazılım firmaları benzer büyüklükte araştırma birimleri kuruyor, üniversitelerden öğretim üyesi çalıyorlar.

Türkiye’de, aradaki teknoloji hazırlık seviyesi açığını kapatma yükü, yine üniversitelere yükleniyor: Tübitak, üniversitedeki araştırmaların teknolojiye dönüştürülüp ticarileştirilmesi amacıyla onlarca üniversitede Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) kurulmasına destek verdi. Belli bir başarı seviyesine ulaşılsa da istenen noktaya gelindiği söylenemez.


Ticarileşme yöntemleri

Üniversitede geliştirilen bilgi ve teknolojinin ticarileşmesi çeşitli şekillerde yapılabilir: Birinci yöntem, patent alınmasıdır. Bir buluş yaparsınız, patentini alırsınız. Bu, aslında üniversiteye en uygun yöntemdir. Buluş yapıp patent aldınız; TTO bunu birisine lisanslayabilir. Kimse buluşu kopyalayamaz çünkü patenti sizde; kopyalarlarsa mahkemeye gidersiniz. Kulağa pek inandırıcı gelmiyor, değil mi? Gelmez, çünkü bu yöntemin işlemesi, sağlam bir hukuk altyapısının varlığına bağlıdır.

İkinci yöntem, buluşunuzu bu alanda faaliyet gösteren bir şirket ile birlikte, bu amaçla yürüteceğiniz sanayi destekli bir proje ile yapmanızdır. Türk üniversitelerinde en yaygın üniversite-sanayi işbirliği bu projeler yoluyla olur. Yurtdışında pek çok akademisyenin sanayi ile işbirliği sırasında onlarla ortak patenti çıkar. Türkiye’de ise, fikri mülkiyet hukuku ve değerlemesi çok oturmadığı için ortak iş yapma kültürü gelişkin değil; ortak patent pek çıkmıyor. Onun yerine, danışmanlık projeleri yaygın.

Üçüncü yöntem, girişimciliktir: Öğretim üyesi ya da öğrenci, bir şirket kurar. Üniversite, bu şirkete kuluçka merkezi adı verilen merkezlerinde yer verir; eğitimler verir, destek verir. Karşılığında şirkete ortak olabilir. Yeni girişim, teknoloji hazırlık seviyesini bir-ikiden yedi-sekize çıkarabilir mi? Bunun uzun yıllar süren, zor bir süreç olduğundan bahsetmiştik. Bunun için uzun süreli destekler, geniş bir ekip, laboratuvarlar gerekebilir. Ayrıca, başarılı bir teknoloji geliştirmek riskli bir iştir. On girişimden belki biri başarılı olur. Dolayısıyla, girişimcilerin çoğu bu riski kaldıramaz; ya pes eder; ya da daha az riskli, daha getirisi garantili ama katma değeri az işlere yönelir.

Araştırma merkezleri

Dördüncü yöntem, amacı teknoloji hazırlık seviyesini bir-ikiden yedi-sekize çıkarmak olan araştırma merkezleri kurmaktır. Şimdiye dek devlet, bunu üniversitelerde kurmak için çok gayret sarfetti: 6550 sayılı kanunu çıkararak üniversitelerde, üniversiteden bağımsız, kamu tüzel kişiliğine sahip ve bağlı olduğu üniversiteye değil, sanayi bakanlığına hesap veren araştırma merkezlerinin kurulmasını teşvik etti. Model, hem kaynak yetersizliğinden, hem de üniversite özerkliğine aykırı yönlerinin doğurduğu zorluklardan dolayı, kör topal ilerliyor.

Tabii ki diğer model, sanayinin araştırma merkezleri kurarak araştırma yapıp teknoloji geliştirmesi, ya da bir-iki THS’li teknolojileri üniversiteden alıp ilerletmesi ve ürüne dönüştürmesidir. Bunun için sanayi kuruluşunun çok risk alması gerekir. Bu riskin alınması durumunda getirisinin ne olacağı önemlidir: Yapılan bu yatırım, rekabet avantajı getirecek midir? Türkiye’de rekabet avantajının nasıl geldiğini hepimiz biliyoruz; şirketler de biliyor ve buna yatırım yapıyor. Bu düzen değişmeden sanayi teknoloji geliştirmeye yatırım yapmaz; üniversite ile sanayi arasındaki açık da kapanmaz.

Lale Akarun / akarun@boun.edu.tr

Bu yazı HBT'nin 333. sayısında yayınlanmıştır.

Lale Akarun