Enerjinin azaldığını hissettiğimizde, bunu çoğu zaman yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak kabul etmeye meyilliyiz. Oysa bilim, bu basit anlatının gerçeği tam olarak yansıtmadığını söylüyor.
Enerji, yaşla birlikte yok olmuyor; biçim değiştiriyor, yeniden örgütleniyor, bedenin ve hayatın talepleriyle yeni dengeler kuruyor. 509. sayımızın kapağını bu nedenle “Bedenin Gizli Mantığı” dosyasına ayırdık.
Birbiriyle konuşan iki yazı, bedenin sandığımızdan çok daha zeki, uyumlu ve stratejik bir sistem olduğunu gösteriyor.
İlki, 20’li yaşlarda bol ve affedici olan enerjinin neden 40’larda zorlandığını; bunun bir çöküş değil, biyolojiyle yaşam temposunun çakışması olduğunu anlatıyor. Dahası, bu sürecin 60’larda daha istikrarlı ve sürdürülebilir bir enerjiyle devam edebileceğine işaret ediyor.
İkinci yazı ise yaşlanma, onarım ve iyileşmenin tek tek organların değil, organlar arası karmaşık bir iletişim ağının ürünü olduğunu ortaya koyuyor. Geyik boynuzlarından insan hücrelerine uzanan bu hikâye, bedenin aslında susmadığını; yorulduğunu, uyum sağladığını ve sürekli sinyal ürettiğini hatırlatıyor. Yorgunluk bir son değil, bedenin bize gönderdiği anlamlı bir mesaj.
Yaşamı anlamlı kılan ne
Bu sayıda anlam arayışını bedenden topluma doğru genişletiyoruz. Bilime göre hayatın anlamı, mutluluk ya da başarıdan çok, başkalarının hayatında bıraktığımız kalıcı etkilerde saklı. Büyük hedeflerden ziyade küçük ama sürdürülebilir iyilikler, yaşamı anlamlı kılan temel unsur olarak öne çıkıyor.
Toplumsal ölçekte ise uyarı sinyalleri güçlü. TMMOB Sanayi Kongresi 2025 Sonuç Bildirgesi, Türkiye’nin hızlanan sanayisizleşme sürecine dikkat çekiyor. Dünya ekonomisi yeni bir sanayi dönemine girerken ABD, Çin ve Avrupa Birliği kamucu sanayi politikalarına yöneliyor; Türkiye’nin ise ithalata dayalı, parçalı bir yapıda ısrar etmesinin yapısal bir krize dönüştüğü vurgulanıyor.
Çözüm nerede?
Yazarlarımız bu çerçeveyi farklı açılardan derinleştiriyor. Doğan Kuban, toplumların kaderinin kendi tarihleriyle dünyanın hızı arasındaki bileşkede şekillendiğini hatırlatıyor. Tanol Türkoğlu, Mars’ta yapay zekâ ile çizilen bir rotadan yola çıkarak asıl soruyu soruyor: Kararı kime, ne zaman ve hangi zihniyetle devrediyoruz? Müfit Akyos ise yerelin yerelle kalkınmasını savunarak, bölgesel eşitsizliklere karşı çözümün dış yatırımı beklemek değil, yerel sahiplik ve demokratik ekonomik kararlar olduğunu gösteriyor.
Bu sayıda “Akıl Nedir?” dizisinin ilk bölümünde İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Aydın Özbek, gördüğümüz şeylerin nasıl bilgiye dönüştüğünü, sınıflandırmanın ve ilişki kurmanın insan beynindeki merkezi rolünü anlatıyor. Bilimin toplumsal hafızadaki yerini ise Prof. Dr. Celal Şengör’ün Bilim Olmasaydı kitabı üzerinden yeniden düşünüyoruz. Şengör, bilimin temel taşlarını döşeyen 20 bilim insanı ve düşünürü, özgün değerlendirmesini yapıyor kitabında.
Sağlık için sert uyarılar
Sağlık ve beslenme sayfalarında uyarılar sert: Ultra-işlenmiş gıdalar, bağımlılık yaratma biçimleriyle sigaraya benzetiliyor ve daha sıkı düzenlemelerin gerekliliği vurgulanıyor. İklim-çevre bölümünde Deniz Kâşifi’nin Akdeniz ve Marmara’da tuttuğu nabız, artan sıcaklık stresini ve müsilaj riskini gözler önüne sererken; insanlığın iklimdeki parmak izinin atmosferin en üst katmanlarından okyanusların derinliklerine kadar uzandığını görüyoruz.
Grafik Bilgi sayfamızda Roma İmparatorluğu’nun en geniş sınırlarına ulaştığı anın aynı zamanda en kırılgan dönem olduğunu hatırlatıyoruz. Haritayı inceleyin, tüm Akdeniz imparatorluk, ama gücün sınırında kırılmalar dağılmalar parçalanmalar başlıyor. Demek her gücün ulaşabileceği bir yer var. Trump’ın tüm dünyaya meydan okuyuşunun yarattığı direnç de ona bu sınırı göstermiyor mu?
Dijital demokrasi başlığında Nepal, Fas ve Madagaskar’dan yükselen Z Kuşağı dalgası, sosyal medyanın protestodan kolektif gelecek inşasına uzanan yeni rolünü tartışmaya açıyor. Yazıyı İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nurhan Yel kaleme aldı.
Yapay zekâ ve insan: İyi bir ekip mi?
Yapay zekâ dosyasında insan-makine işbirliğinin sınırlarını, bu kez Dungeons & Dragons gibi karmaşık oyunlar üzerinden inceliyoruz.
Yapay zekâ modelleri artık yalnızca satrançta ya da Go’da değil; hayal gücü, kural takibi, uzun vadeli planlama ve ekip çalışmasını aynı anda gerektiren çok daha karmaşık oyunlarda da sınanıyor. Bilim insanlarının son gözdesi ise sürpriz değil ama oldukça anlamlı: Dungeons & Dragons.
Çocuklar için bilimi merakla anlatmaya devam ediyoruz: Meraklı Çocuk’ta bu hafta “Uçaklar nasıl uçar?” sorusunun peşindeyiz. Mercan Bursalı hazırladı.
Hayvanlar Dünyası’nda ise ozonun karıncaların kimyasal “kimlik kartlarını” bozarak aynı kolonide çatışmalara yol açabildiğini öğreniyoruz. Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma gündeminde yine dopdolu. Tabii yeni teknolojileri tanıttığımız Teknovitrin’i de unutmayın.
Çok daha fazlası
Bu sayı, bedenin içinden başlayıp topluma, teknolojiye ve gezegene uzanan bir bütün kuruyor. Çünkü bilim, yalnızca laboratuvarlarda değil; bedenimizde, kararlarımızda ve ortak geleceğimizde işliyor. QR Kod ile eklediğimiz dijital sayfalarımızı okuyorsunuz değil mi?
Bilimle, merakla, sorularla...
Özlem Yüzak