YZ: Hedef belirleyen, plan yapan, karar alan ve harekete geçen bir sistem

Editör ne diyor?

Yapay zekada yeni eşik:

Hedef belirleyen, plan yapan, karar alan ve harekete geçen bir sistem

Yapay zekâ konusunda neredeyse her hafta yeni bir eşikten söz ediyoruz. Daha birkaç yıl önce ChatGPT’nin sorularımıza verdiği yanıtları hayretle izliyorduk. Ardından görüntü, müzik ve video üretmeye; bilimsel araştırmalara katılmaya, matematik problemleri çözmeye başladı. Şimdi ise başka bir aşamadayız: Yapay zekâ artık yalnızca kendisine verilen işi yapan bir araç değil; hedef belirleyen, plan yapan, karar alan ve harekete geçen bir sisteme dönüşüyor.


Bu hafta kapak dosyamızda yapay zekânın geldiği bu yeni noktaya farklı cephelerden bakıyoruz.

Erdal Musoğlu, son dönemin en çok tartışılan kavramlarından “ajantik yapay zekâ”yı ele alıyor. Bunlar, kendilerine verilen bir hedefe ulaşmak için ne yapılması gerektiğine kendi başlarına karar verebilen; internette araştırma yapabilen, veri tabanlarına erişebilen, başka yazılımları kullanabilen ve çok aşamalı görevleri insan müdahalesi olmadan yerine getirebilen sistemler.

Üretkenlik açısından muazzam bir sıçrama. Ama aynı özellikler ürkütücü bir soruyu da beraberinde getiriyor: Kontrolü kimde olacak? Musoğlu’nun sorduğu gibi, Pandora’nın kutusunun kapağını mı aralıyoruz?

Başka açılardan YZ

İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç ise bizi iki yüzyıl geriye, Sanayi Devrimi’ne götürüyor. O dönemde makineler insanın kas gücünün yerini almaya başlamıştı; bugün yapay zekâ zihinsel emeği dönüştürüyor. Ama soru değişmedi: Teknolojinin yarattığı yeni değer kimin olacak? Ludditlerden bugüne uzanan tartışmada asıl mesele makinelerin kendisi değil; onların değiştirdiği güç, mülkiyet ve üretim ilişkileri.

Bu sorunun devamını Tanol Türkoğlu getiriyor. Yapay zekâ ve robotlar üretimin giderek daha büyük bölümünü üstlenirse insanın gelir elde edebilmek için mutlaka çalışması gerekir mi? “Evrensel dijital temettü” fikri, teknoloji şirketlerinin insanlığın verileri ve ürettiği içerikler üzerinden yarattığı devasa servetten topluma pay verilmesini öneriyor. Ama Türkoğlu daha temel bir sorunun peşinde: İnsan onuru neden ekonomik üretkenlikle ölçülsün?

Kültür Ünivesitesi’nden Dr. Özge Özkök Şişman ise yapay zekâ tartışmasının pek üzerinde durmadığımız başka bir boyutuna dikkat çekiyor. Dijital çağ bize “unutulma hakkı” kavramını getirmişti. Şimdi belki de bunun tam tersini konuşmamız gerekiyor: Hatırlanma hakkı. Yapay zekâ insanlığın kitaplarıyla, resimleriyle, müziğiyle, düşünceleriyle beslenirken bunları yaratan insanların adları ve hikâyeleri giderek görünmez mi oluyor?

Ali Akurgal da konuyu Türkiye açısından ele alıyor. Yapay zekâyı kullanmak yetiyor mu? Çipten elektroniğe kritik teknolojilerde kendi üretim altyapısını, pazarını ve yenilik kapasitesini geliştiremeyen bir ülke ne kadar bağımsız olabilir? Yapay zekâ çağında teknolojik bağımsızlığın anlamını tartışıyor.

Tam bu noktada Bilgehan Gürlek’in “Kültürsüz Yenilik” yazısı tartışmaya başka bir boyut ekliyor. Çünkü yenilik yalnız teknolojiyle olmuyor. Bilimsel merakın, felsefenin, eleştirel düşüncenin ve laik-bilimsel eğitimin gelişmediği bir kültürde gerçek bir inovasyon ekosistemi kurulabilir mi? Türkiye’de Ar-Ge harcamalarının artmasına karşın yüksek teknolojili üretimde beklenen sıçramanın gerçekleşmemesini de bu bütünlük içinde sorguluyor.

Bir doktor, üç savaş ve iki Osmanlı madalyası

Sonra sizi yapay zekâ dünyasından çıkarıp olağanüstü bir insan hikâyesine götürüyoruz.

Roma’da bir gazete ilanıyla başlayan bir serüven… Genç Avustralyalı doktor Charles Snodgrass Ryan, Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Osmanlı ordusunda doktorluk yapmak üzere yola çıkıyor. Plevne’de ve Erzurum’da Türk askerlerini tedavi ediyor. Aradan yaklaşık 40 yıl geçiyor. Ryan bu kez 61 yaşında, Çanakkale’de bir Anzak subayı olarak Osmanlı askerlerinin karşısında. Ama üniformasının göğsünde hâlâ Osmanlı’nın kendisine verdiği Mecidiye ve Osmaniye nişanları var. Can Erdursun’un kaleminden, tarihin bazen ne kadar şaşırtıcı insan hikâyeleri yazabildiğini okuyacaksınız.

Doğan Kuban ise “Osmanlı Geçmişinin Nesi Bu Çağda Yaşayabilir?” başlıklı yazısıyla geçmişe çok farklı bir pencereden bakıyor. Kuban’ın sorusu sert: Bilim, teknoloji ve düşünce alanında Batı’yı egemen kılan tarihsel birikim karşısında Osmanlı geçmişinden bugüne ne taşıyabildik, neyi taşıyamadık? Geçmişle övünmek ile geçmişi gerçekten anlamak arasındaki mesafeyi sorguluyor.

Matematikte dünya ligi

Grafik Bilgi sayfamızda bu hafta PISA 2025 sonuçlarına bakıyoruz. Matematikte dünyanın en iyileri kimler? Tablo son derece çarpıcı: Doğu Asya eğitim sistemleri zirveyi büyük ölçüde ele geçirmiş durumda. Buna karşılık OECD ülkelerinde matematik performansındaki uzun dönemli gerileme sürüyor.

Bilim ve Beslenme’de ise uzun yaşam araştırmalarının en ilginç sorularından birini ele alıyoruz. Daha az yemeden aynı biyolojik etkilerin bir bölümünü elde etmek mümkün mü? İlk sonuçlar ilginç…

Bilgi Küpü’nde gündelik ama hoş bir sorunun peşindeyiz: Sonbaharda gökyüzü neden daha mavi görünür?

Orangutan izliyor, köpek dinliyor

Hayvanlar Dünyası’nda bu hafta iki çok güzel araştırma var.

Yavru orangutanların bağımsız yaşayabilmeleri için yağmur ormanlarındaki yüzlerce yiyecek arasından hangilerinin yenebileceğini ve bunlara nasıl ulaşacaklarını öğrenmeleri gerekiyor. 12 yıl süren gözlemler, onların yalnız deneme yanılmayla değil, başkalarını izleyerek de öğrendiklerini gösteriyor.

Köpekler ise bizi dinliyor. Hem de sandığımızdan daha ayrıntılı biçimde. EEG ile yapılan yeni araştırmada köpek beyinlerinin konuşmadaki ünsüz örüntülerine ünlülerden daha güçlü tepki verdiği görüldü.

Araştırma Gündemi’nde Nilgün Özbaşaran Dede yine bilimin farklı köşelerinden gelişmeleri bir araya getiriyor. Ötzi’nin sırları bitmiyor. 35 yıl önce buzların içinden çıkarılan 5 bin yıllık mumyanın mikrobiyomu şimdi onun geçmişine ve görünümüne ilişkin yeni ipuçları veriyor. Ay’da 2024 yılında oluştuğu belirlenen devasa yeni bir krater keşfedildi; bilim insanları bölgeye robot gönderilmesini tartışıyor. Ve dinozorların en ünlüsü T. rex hakkında yeni bir bulgu: Fosilleşmiş dişlerdeki kimyasal izler onun sıcakkanlı olduğuna işaret ediyor.

***

Bu sayıda bir uçta kendi başına karar vermeye başlayan yapay zekâ, diğer uçta milyonlarca yıl önce yaşamış bir T. rex var. Arada Plevne’den Çanakkale’ye uzanan inanılmaz bir insan hikâyesi, matematikte dünyanın fotoğrafı, uzun ve sağlıklı yaşam arayışı, öğrenen orangutanlar ve bizi dikkatle dinleyen köpekler…

Ama belki de kapak dosyamızın sorduğu soru hepsinin üzerinde duruyor: İnsan, yarattığı teknolojiyle nasıl bir ilişki kuracak?

Bu soruların yanıtını teknoloji tek başına veremez. Onu yine biz vermek zorundayız.

İyi okumalar. Sevgilerimizle…
Özlem Yüzak